183. Sayı Kitap Seçkisi

İNSANA YÖN VEREN DEĞERLER – BAYRAM KARAÇOR – BEYAN YAYINLARI
İNSANA YÖN VEREN DEĞERLER – BAYRAM KARAÇOR – BEYAN YAYINLARI

“Özelikle Kur’an ile ilgili olarak Müslümanların -okumamak için- bahaneleri; ‘Kur’an’ın anlaşılamayacağı’ şeklinde olmuştur. Önemli başka bir tartışma da, ‘Akıl, nakil çatışması’ üzerindedir. Ne anlaşılamama ne de çatışma konusu; Kur’an’dan kaynaklanan sorunlar değildir. Akıl; kavrama sınırları içinde gerekli çalışmayla anlayabilir. Üzücü olan bu tür tartışmaların Müslümanlar tarafından yapılmış olmasıdır. Hiçbir Yahudi veya Hıristiyan’ın Kur’an’ın anlaşılamayacağı üzerine bir tezi yoktur. Açık anlaşılabilir bir kitap olduğu birçok kez ayetlerde vurgulanmış olmasına rağmen böyle bir söylemin değeri yoktur. Herkes dönüp kendi aklına bakmalıdır.  Akıl, vahyin karşıtı değildir. Tamamlayıcısı, delili, kaynağı da değildir. Kendisini çalıştıran, bilgilendiren, ona ayrıştırma kabiliyeti veren kaynaktır vahiy. Ekonomik ve siyasal hareketler içinde, aklın mantığını ve zekâsını maksimum düzeyde kullananların kendi kusurlu davranışlarını Kur’an’a yamamaya hakları yoktur.”

İnsanın yaratılışından öte dünyaya göçüne kadar ki dini, felsefi, ekonomik, toplumsal ve bireysel yaşamını ‘Müslüman’ bir birey olarak kendi perspektifiyle değerlendiriyor Bayram Karaçor, yayınlanan ilk kitabında. Karaçor’a göre İnsana verili olan ya da sonradan kendi aklı inkişafınca yarattığı her şey kendisine müspet veya menfi bir şekilde yön veren değerlerdir. Söz gelimi fıtrat, akıl ve vahiy Allah’ın insana verdiği en önemli değerler iken batı aklının üretimi olan; kapitalizm, sosyalizm, liberalizm, demokrasi, darwinizm ise müspet değerleri kirleten, yozlaştıran ve tehdit eden menfi değerlerdir. Yazara göre Müslümanların içinde bulundukları çıkmazın en önemli sebepleri ise Müslümanların; eleştiriden, sorgulamaktan, aklını doğru kullanmaktan uzaklaşıp, liberalizmin bireyselleştirici rüzgârına kapılmaları, Sosyalizm, Hegelizm ve Ateizm gibi batılı ideolojiler ile akıllarını bulandırmaları ve kapitalizmin şehvetine dalmalarıdır.

hayatin-trajik-duygusu-miguel-de-unamuno-divan-kitap__0638434454945942_
TRAJİK DUYGUSU – MİGUEL DE UNAMUNO – DİVAN KİTAP

“Akıl yoluyla değil, ancak aşk ve ıstırap yoluyla biz varabiliriz yaşayan Tanrı’ya, insanca Tanrı’ya. Akıl daha ziyade O’ndan uzaklaştırır bizi. Sonradan O’nu sevebilelim diye önceden bilemeyiz O’nu; O’nu sevmekle, özlem duymakla O’na, O’nu arzu etmekle başlamalıyız, bilmeden önce O’nu. Tanrı bilgisi Tanrı sevgisinden doğar ve bu bilgide ussal az şey vardır ya da hiç yoktur. Çünkü Tanrı tanımlanamaz. O’nu tanımlamayı istemek, O’nu zihnimizin sınırları içinde tutmayı istemek demektir, yani öldürmek demektir O’nu. Tanımlamaya kalkışır kalkışmaz O’nu, işte karşımıza çıkan hiçliktir.”

Avrupa’da olgucu(pozitivist) akıma karşı olmanın moda olduğu bir dönemde yetişen varoluşçu filozof Unamuno’nun felsefesinin temeli ve bu kitabında olduğu gibi tüm kitaplarının ana konusu, insanın inanıp inanmama problemidir. Tanrıtanımazlar bir çeşit; Tanrının var olduğuna inanmama öfkesi ile Tanrıyı kişisel düşman kabul etmişlerdir diyen Unamuno’ya Cehennem, hiçlik kadar korku vermez. O’na göre insan ruhunun ebedilik istenci Tanrı’nın varlığının delilidir ve ebedi olmayan hiçbir şey ise gerçek değildir.  Ve Tanrıyı(ebedi olanı) bilmenin tek yolu sonlu olan akıl değil ancak sonsuz olan duygular ile mümkündür. Çünkü akli olan her şey hayati olanın karşıtıdır, bu ise hayatın trajik duygusunun temelidir. Olaya hangi yönden bakılırsa bakılsın, her zaman aklın bireysel ölümsüzlük arzumuzla karşı karşıya geldiği ve ters düştüğü sonucuna varırız. Yaşama anlamını veren ölümdür ve insanın doğumu tıpkı ölümü gibi iradesi dışındadır. Peki, var olmuş olmanın sonuçları neler olabilir? İnsan neden var olmuştur? Nerden gelmiş nereye gidecektir? Var olmanın anlamı ancak varlığın algılanmasına ve bilinmesine bağlıdır. Ve insan hayatının anlamı, insanın bir takım sınırlı amaçlarıyla değerlendirilemez. Hayat, ancak Tanrı ile insan arasındaki ilişkiden hareketle anlam kazanır.

barbar denen ötekiler
BARBAR DENEN ÖTEKİLER – ZİA SARDAR, ASHİS NANDY, MERRYL WYN DAVİES – İZ YAYINCILIK

“1492 yılında, Cristopher Columbus’un gerçekleştirdiği tarihi seyahati Avrupa için yeni, şaşırtıcı bir dönem başlatmış, okyanus ötesindeki halklar için de benzeri görülmemiş bir baskı çağının habercisi olmuştu. 1492 yılında başlayan seyahatler, büyük bir yalanı onaylamayla, dahası onu meşrulaştırmayla sonuçlandı. Bunlar Avrupa’nın Yunan düşüncesine olan entelektüel borcunun bir fonksiyonuydu. Ve klasik Yunan trajedisi gibi, sonuçları kan gölü ve insan acısıyla dolu bir acımasızlık oldu. Bizler hala 1492 tarihini yaşamaktayız. 500 yıl önce farkına varılmayan ve görülmeyen olasılıkları, insanlığın gelecek 500 yılı üzerine yansıması için, yeniden gözden geçirilmelidir.”

‘Barbaroi’ kelimesinden gelen barbar, geveze, boşboğaz ya da yunanca konuşamayan kişi olarak tercüme ediliyor. Dil aklın aracı olarak kabul edildiğinden dolayı barbar aklı gelişmemiş, mantıklı hareket edemeyen, iyi düşünemeyen, tutkularını kontrol edemeyen kişi anlamına geliyordu. Ötekiliğin yunan tarihindeki başkarakteri Homer’in Odysey adlı eserindeki tek gözlü, devdir. Yunanlılar kendilerinden olmayan, öteki halkları; ucube varlıklar, pigme, köpek başlı insan, tek gözlü insan, satir, sentor gibi yaratıklara benzetmişlerdir ki bu Grek normunun tavır ve yaşam tarzı farklılıklarının direkt sonucudur. İngiliz krallığı 1482’de denizci John Cabot’a Hıristiyanlara yabancı olan, kâfir ve imansız her kim olursa ülkelerini fethetme yetkisi veren beratı onaylamıştı bile. 1492’de ise Columbus ilk yolculuğuna çıkmadan 3 ay önce, Granada üzerindeki son sefer kazanılmış ve Müslümanlar 800 yılın sonunda İspanya’dan tamamen temizlenmişti, İspanya yeniden fethedilmiş, İspanyollar ve Avrupa için yeni bir başlangıç yapılmıştı. Sonuçta yapılacak şey çok basittir vahşi adam ya medenileşmek ya da medeniyete kurban edilmek zorundadır. Dolayısıyla Columbus’un torunları, her yerde bütün insanların insani niteliğini yükseltmek için kolonicilik ve emperyalizm kurumlarını kullanmak zorundadır!

ARAP HÂKİMİYETİ, ŞİA VE MESİH AKİDELERİ – GERLOF VAN VLOTEN – OTTO YAYINLARI
ARAP HÂKİMİYETİ, ŞİA VE MESİH AKİDELERİ – GERLOF VAN VLOTEN – OTTO YAYINLARI

“Hıristiyanlık, asırlarca süren üzüntü ve zulümlerden sonra ancak zafer kazanabildiği halde, İslam, bilâkis aşşağı yukarı on iki sene sonunda, zulüm görmeye değil, fakat fethe âmade bir halkın bütünü tarafından benimsenmiştir. Ve Hıristiyanlık, kendi mühtedilerini yüksek medeniyet sâhibi milletler arasında bulmuşken, Mekkeli Peygamber’in akidelerini kabul eden Araplar, henüz göçebeliğin üstüne çıkabilmiş değillerdi. Şüphesiz İslam ordusunda şehir adabına sahip kabileler vardı; Fakat biliyoruz ki çöl zihniyeti, göçebe ahlakı, ne şehirlerde, ne de yerleşik Araplarda tamamen kaybolmuş değildi.”

Kitabında Emevilerin yıkılışını hazırlayan nedenleri inceleyen Geçen asrın en önemli müsteşriklerinden Vloten’e göre bazı sahabiler haksız servetlere, saraylara ve arazilere sahiplerdi, gazveler dini propaganda arzusundan çok şeflerin açgözlülüğünden kaynaklanıyordu, hatta sadece şefler değil basit vergi memurları dahi haksız kazançlar sağlayıp zenginleşiyorlardı. Ancak kitabın mütercimi Said Hatipoğlu, Voten’in bu iddialarını şöyle tenkit ediyor: İslam ahlakını içine sindirmemiş birkaç vergi tahsildarının bu kabil muamelelerine karşı, başta Halifeler ve bütün İslam âlimleri karşı çıkmıştır. Vloten’e göre Mesih inancı ilk olarak Yahudi ve Hıristiyan kaynaklı olsa da, hicretin ilk asrında Arap hüviyeti almış ve bazen kaynağı meçhul gayb haberleri şeklinde, bazen de müellifleri veya ravileri mühtedi olan rivayetler ile ümmete takdim edilmiştir. Emevi’lerin son günlerinde mehdinin gelişine bağlı kılınmış saadet hükümranlığı Emevilerin bölünmelerinin teşvikçi olduğu ve Mudar ile Kahtan nesillerinin karşılıklı nefretiyle beslenen dâhili harb, Suriye’yi kasıp kavuruyordu. Sadece Suriye garnizonları hanedana sadık kalıyorlardı, fakat muhafazakâr Arapların, her yerde hükümetin düşmanlarına meylediyorlar. Peygamber’in mirası, Ebu Bekir ve Ömer’in eseri yıkılmaya hazır görünüyordu.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir