186. Sayı Kitap Seçkisi

ayn
KAPİTALİZM: BİLİNMEYEN İDEAL - AYN RAND – PLATO FİLM YAYINLARI


“Geçmişte veya bugünkü hangi sosyal sistem, isteyen herkesin kapitalizme atfettiği herhangi bir sosyal kötülük bakımından daha iyi bir sicile sahiptir? Ortaçağ feodalizmi mi? Mutlak monarşi mi? Sosyalizm veya faşizm mi? Cevap yok. 1917’de Rus köylüleri “Toprak ve Özgürlük!” talep ediyorlardı. Fakat elde ettikleri Lenin ve Stalin idi. 1933’te Almanlar “Yaşayacak alan!” istiyorlardı. Fakat elde ettikleri Hitler idi. 1793’te Fransızlar “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik!” istiyorlardı. Aldıkları Napolyon oldu. 1 776’da Amerikalılar “İnsan Hakları” diye bağırıyorlardı. Ve siyaset felsefecilerinin önderliğinde onu elde ettiler. Kendisine kılavuzluk edecek, yönünü ve amaçlarını belirleyecek bir siyaset felsefesi olmadıkça, ne kadar haklı olursa olsun hiçbir devrim ve ne kadar popüler olursa olsun hiçbir hareket başarıya ulaşamamıştır.”

Rusya göçmeni, Amerikan vatandaşı, Objektivist felsefenin kurucusu Ayn Rand özellikle ikinci dünya savaşının sonunda entelektüel anlamda kimsenin yapmadığı o zamana kadar pek de denenmemiş bir şeyi yaptı: radikal bir kapitalizm savunusu. 66 basımı kitap o döneme kadar ki birçok kapitalizm eleştirisine rijit cevaplar verirken, muhafazakârlığı, Amerikan liberalizmini ve özellikle de sol ideolojileri sekter bir dille eleştiriyor. Rand’ın en büyük iddiası, kapitalizmin refahı arttırması değil onun adil ve ahlaki olmasıdır. İnsanın rasyonel doğasına uygun tek sistem ve insanlığın başına gelen en mantıklı şey kapitalizmdir. Ve kapitalizm günümüzde çökmektedir çünkü onu sosyalizm gibi savunacak siyaset bilimcileri ve felsefecileri bulunmamaktadır, onun şimdiye kadar bu kadar savunmasız kalmasının sebebi de budur. Büyük savaşların, ekonomik krizlerin ve bunalımların suçlusu kapitalizm değil aşırı müdahaleci devletler, art niyetli siyasetçiler ve başarısız ekonomistlerdir. Rand’ın savunduğu ‘laissez faire’ kapitalizmi, serbest piyasa sayesinde insanlık için en ideal senaryoların faili olacaktır. Devletin tek görevi ise güvenliği sağlamaktan ibarettir geri kalan her şey için serbest piyasa yeterlidir.

wi_800 (2)
İSRAİL HAKKINDA ON MİT – ILAN PAPPE – NİKA YAYINEVİ

“İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, sömürgeciliğin uygar dünya tarafından reddedildiği bir zamanda Siyonizmin sömürgeci bir hareket olmasına izin verildi, çünkü bir Yahudi devletinin oluşturulması Avrupa’ya ve özellikle Batı Almanya’ya o zamana dek görülmemiş antisemitizmin en kötü aşırılıklarından kolay bir çıkış yolu sundu. İsrail ”yeni bir Almanya” yı tanıdığını ilan eden ilk ülkeydi karşılığında muazzam miktarda para ama aynı zamanda, çok daha önemli olarak tüm Filistin’i İsrail’e dönüştürmek için bir açık çek aldı. Siyonizm kendisini antisemitizmin çözümü olarak sundu, ama onun süre giden varlığının esas nedeni haline geldi.”

İsrailli tarihçi ve sosyalist aktivist Ilan Pappe Siyonizm’in Filistin üzerinde ki emellerini gerçekleştirmek ve yaptıklarını meşrulaştırmak için uydurduğu/ürettiği yalanları/mitleri on ana başlık altında anlatmıyor adeta haykırıyor! Pappe’ye göre, Hıristiyan dünyası kendi çıkarları gereği ve modern tarihin belirli bir uğrağında, kutsal topraklara bir gün geri dönmesi gereken bir ulus olarak Yahudiler fikrini destekledi hatta Siyonizm, bir Yahudi projesi haline gelmeden önce sömürgeci bir Hıristiyan projesiydi. Kitap, 19. Yüzyılın ortalarındaki doğumundan bu yana Siyonizm, Yahudi kültürel yaşamının önemsiz dışavurumlarından biriyken nasıl bir gelişim sonucu dünyanın en tanınmış hareketlerinden biri nasıl olduğu ve Siyonizmin Filistin’i sömürgeleştirmesi projesine bu ezoterik dini inancın nasıl hizmet ettiği sorularına cevap veriyor. Pappe’ye göre Siyonistlerin çoğu tanrıya inanmasa da, tanrının yine de onlara Filistin’i vaat ettiğine inanıyorlar. Filistin’in ülkesiz bir halkı bekleyen halksız bir ülke olduğu ileri sürülürse Filistinliler kendilerini korumak için herhangi bir kanıttan yoksun bırakılır. Ülkelerini ellerinde tutmak için tüm çabaları haklı sahiplere karşı temelden yoksun şiddet eylemleri haline gelir. Pappe mitleri kronolojik olarak deşifre ederken ve günümüze kadar gelen ayrıntılı bir dizini izliyor.

wi_800 (1)
MÜSLÜMAN AKLIN İNŞASI – İMADÜDDİN HALİL – MAHYA YAYINLARI

“Müslüman olmak demek, -son tahlilde- planlı, programlı bir işe girişmeyi ilkesel olarak kabul etmek demektir… Allah’a iman etmek, işin tatbiki ve ciddiyeti hususunda O’nun rızasını gözetmektir… Takva ise vicdan kandilini tutuşturan ve insan toprağa karışıp gidinceye kadar yolunu aydınlatacak şekilde yanmaya devam eden muazzam bir güç kaynağıdır. İnsanın, yaptığı her türlü işte Allah’ın murakabesi altında olduğunu hücrelerine kadar hissedebilir… Takvanın devamında ihsan vardır… Mümin ve muttaki olan Müslüman insanı zirveye, en yüce mertebeye eriştiren ihsan… İnsanın Rabbine takdim ettiği ameller içinde onu kemale en fazla ulaştıran hal… Zira kul, işte tam burada Allah’ın huzurunda olduğunun idrakindedir. Nebisi’nden gelen kıymetli bir nida ise ona an be an şöyle seslenmektedir; Allah, kulunun işini sağlam ve güzel yapmasını sever.”

Musul doğumlu Profesör Halil, Çin ve Japonya’nın Batı medeniyetine meydan okuyarak Batı’nın teknik sırlarını elde ettiklerini ve onları benimsemeleriyle birlikte, söz konusu medeniyetin üstünlüğü karşısında kendi özlerini koruduklarını dolayısıyla Batı medeniyeti ile aralarında oluşan büyük uçurumu kapatmayı başardıklarını iddia ediyor. Halil’e göre İslam medeniyeti üç ana eksikliği olan; itikadi algılar, epistemolojik davranış ve çalışma metodunu geliştirirse ancak Çin ve Japonya benzeri bir başarı elde edebilir. Halil’ e göre Müslüman aklı ne tamamen maddi bir eğilim ile din ve dünya işlerini birbirinden ayıran laik bir tutum benimser ne de dünyaya uygun ve ahenkli bir değişimi gerçekleştirmek için dünyanın kalbine girmeyi ve insanın yeryüzündeki görevini reddeden, tamamen münzevi ve ruhbanca bir tutum sergiler. Fakat insanın dünya ve ahiret arasında bir itidal benimsemesi gerektiğini savunan Halil, insanın Batı düşüncesinde ki gibi tabiat ile bir çatışma içerisinde olmadığını aksine tabiat ile tam anlamıyla bir uyum ve denge sağlaması gerektiğini savunuyor.

0z8kgltkawvy5m61eyj
YENİ ORYANTALİSTLER, Nietzsche'den Orhan Pamuk'a İslam'ın Postmodern Temsilleri – IAN ALMOND – PİNHAN YAYINCILIK

“Açıkça yapısöküm, yeni tarihçilik ve psikanalitik teorinin son kırk yıldan fazla süredir edebiyat ve kültür çalışmasına getirdiği çeşitli etkilerde övünülecek çok şey vardır. Ancak bu düşünürlerin Müslüman dünyasında oldukça belirsiz ve bazen arkaik bir şekilde temsil ettikleri popülerlik ve etki sonunda ya eğlenceli bir ironi ya da ciddi bir kaygı noktası haline gelir. Öteki hakkında yazma girişiminde sürekli olarak kendimiz hakkında yazarak neticeye ulaşmamız oryantalist çalışmaların bir klişesi olmuştur, bu durum Levinas’ın dediği gibi “Ayının İmparatorluğunu genişletmektedir.” Şaşırtıcı olan şeyse, bu epistemolojik sınırlılık durumunu açıklayıp göstermekle sorumlu bu kadar çok figürün eserlerinde oldukça görünür biçimde bundan kaçamamalarıdır.”

Dinler, tarih, post-kolonyal edebiyat ve teorisi üzerine çalışmalar yapan Profesör Almond oryantalizmin yakın dönem tezahürü diyebileceğimiz sansasyonel ve bir o kadar da ince işçilik gerektiren bir çalışma ile post-kolonyal literatüre güçlü bir eser kazandırıyor. Ağdalı ve fazla dolaylı bir anlatıma rağmen okuyucuyu kendine bağlamayı başaran eserinde Almond, Müslümanların modernite eleştirilerinin postmodern düşünürleri referans almasının aslında postmodern düşünürlerin modernite eleştirilerinde İslam’ı işlevsel bir aparat olarak kullandıkları iddiasıyla açıklıyor. İslam hakkındaki yorumlarında İslam’ın temel kaynaklarından hiçbirine başvurmayan sadece hissi ve refleksif olarak İslam’ı bir araç ve kalkan olarak kullanan düşünürlerin hepsi Almond’a göre oryantalisttir. Öyle ki bu Avrupa merkezci düşünürler birçok eserinde İslam’ı ve Doğu’yu önyargılı hatta müfteri ve asılsız bir biçimde eleştirirken yeri geldiğinde İslam’ı modernite ve Hıristiyanlı’ğa karşı kullanışlı bir araç olarak hayal ediyorlar. Kitap, Baudrillard, Zizek, Foucault, Nietzsche, Derrida, Kristeva ve Borges’in eserleri üzerinden oryantalist meyillerini aktarırken Orhan Pamuk ve Salman Rushdie’yi ise iç oryantalist olarak tanıtıyor.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir