AHMET ÇAYCI ile “ORYANTALİZM, OKSİDENTALİZM VE SANAT ÜZERİNE”

Röportaj: Selma Elmas

 

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Doğu kendi gücünü keşfetmeye başlarken, bu değişim oryantalizmden yüzyıllar sonra Oksidentalizm’in ortaya çıkış zeminini hazırlar. Batı, sömürgeciliğinin keşif kolu olan Oryantalizm vasıtasıyla elde ettiği bilgi ile Doğu üzerinde iktidarını kurar. 20. yüzyılda fiziksel işgal yerini zihinsel işgale bırakırken; iktidar da farklı bir boyuta taşınır. Oksidentalizm, Batı’nın bu iktidarını yıkma, Doğu üzerindeki hegemonyasını ortadan kaldırma girişimidir. Bu nedenle bir özgürleşme hareketidir de aynı zamanda.

Doğu’nun ve Batı’nın post-kolonyal açıdan yorumu zaman olarak yalnızca sömürgecilik ”sonra”sında bulunmayabilir; bilakis epistemik olarak sömürgeci bağlamın oluşturulduğu ve ayrıldığı merkezin de ötesine geçmelidir. “Biz” ve “onlar”dan oluşan iki zıt dünya görüşü Frantz Fanon tarafından bir kurgu olarak nitelenmiş ve yerini kimliklerin ve bir zamanlar dünyaya hâkim oldukları sıralarda olduğu gibi Avrupalıların melezliğine daha çok önem veren bir perspektife bırakmıştır. 1989’da çift kutuplu dünyanın ortadan kalkmasıyla; kolonyal, post-kolonyal ve neo-kolonyal buluşmalardan doğan karşılıklı etkileşimlere gösterilen iltifat, küreselleşme çağındaki “bölünmüş tarih”in analiz edilmesi konusunda önemli bir muharrik güçtür.

“Oryantalizm, Oksidentalizm ve Sanat” kitabının yazarı Sayın Ahmet Çaycı ile yaptığımız,  Doğu’nun Batı’ya bakışını, Oksidentalizm’i anlamaya giriş olarak da yorumlayabileceğimiz röportajı istifadenize sunuyoruz. Yapmak istediğimiz şey; konunun nefs-i müdafaa, Batı’ya karşı direniş/bağımsızlık konusunun üzerine biraz daha gitmek.

Batı’nın rasyonel düşünme inancının bozguna uğradığı ve modernitenin zaaf içinde kaldığı çağımızda bu yeni durum karşısında yeni bir düşünme tarzının, üslubunun gerektiği ortada. Attığımız adımların buna vesile olması temennisiyle…

 

Oryantalizm dendiğinde, occident’ın (Batı) orient’ı (Doğu) araştırma, tanıma ve tanımlama biçimi olarak bildik, tanıdık. Şimdi de şu soruyu sormak istiyoruz: ‘Peki, Doğu Batı’yı nasıl bilir?’ Bu noktada ‘oksidentalizm’ diye bir kavramla karşılaşıyoruz. Nedir oksidentalizm? Siz ne dersiniz, Doğu’nun Batı’yı bilme serüveni nedir?

Efendim, kavram olarak meseleye yaklaştığımız zaman oldukça muhtevalı bir konu olduğu anlaşılmaktadır. Zira Oryantalizmin hâlihazırda sınırlarının belli olmadığı, kronolojik bağlamda da sınırları tamamen konmamış bir konu üzerinde araştırma yapmanın güçlükleri ortadadır.  Orient kelimesi orijin itibariyle Latince olup “Orior” kelimesinden gelmekte, “güneşin doğuşu veya yükselmesi” anlamını taşımaktadır. Zaman içinde bu kelime Batı dillerine sirayet etmiş, Oriental ve izm kelimelerine dönüşmüştür. Aynı kelime için Doğubilim, Şarkiyat, Doğuculuk gibi terimler de kullanılmıştır. Kelimelerin anlamıyla Doğu’ya ait olanlar kastedilmiştir. “Oryantalist” kelimesi 1799 yılından itibaren hem Fransa’da hem de İngiltere’de sözlüklerdeki yerini almaya başlamıştır. Oryantalizmin genel gidişatının tahlilinde şöyle bir kanaat hâsıl olmuştur: Oryantalizm, Doğu’nun tecrübeleriyle Batı’nın Aydınlanma dönemi sonrasındaki elde ettiklerini birleştirerek daha faydacı hale getirmiştir. Temel gayesi Doğu’dan yararlanmaya yönelik bu girişim, zaman zaman fantezilere yönelerek kendini eğlendirmek veya Doğu’nun egzotik unsurlarıyla farklılıklar yaşama güdüsüne dönüşmüştür. Bu yaklaşım tarzıyla Batı hem fayda elde etmiş hem de gönlünü eğlendirerek psikolojik rahatlama sağlamıştır. Bu süreç bütün hızıyla devam etmektedir. Diğer taraftan Oksidentalizm ise şimdilik isminin zikredildiği, içeriğinin bile tam olarak algılanamadığı bir kavram/teşekkül olması sebebiyle meselenin zorluğunu ifadeye yeter kanaatindeyiz.

Konuyu bu noktada daha da derinleştirmeden; ‘Doğu–Batı’ ayırımının sahici ve sanal boyutu nedir? Coğrafi bir taksimat mıdır sadece yoksa Doğu ile Batı arasında epistemolojik ve ontolojik bir ayrım/ayrımcılık zaten söz konusu mudur?

Batı’nın hareket noktası epistemolojik bağlamda “ampirik ve akla dayalı tarihselcilik” üzerine odaklanmıştır. Bu sebeple Batı, Oryantalizm sayesinde kendini özne yerine koyarken, ötekileştirdiği Doğu’yu ise araştırma nesnesi olarak telakki etmiştir. Böylece Batı bilen ve yönlendiren pozisyonuna oynarken, diğer taraftan Doğu’nun araç veya madde olarak tasnifi ortaya çıkmaktadır. Batı bu rolü yaklaşık iki asırdan beri sergilerken, oyunun sahnelendiği alanı kendi coğrafyasının uzağında tutmaya gayret sarf etmiştir. Böylece Doğu, nesne olarak bu oyunun mizanseninde pasif kalmıştır. Aslında durum hiç de böyle olmamıştır. Edward Said’in ifadesiyle “Doğu, sadece Batı’nın yakın komşusu değildir. Bu alan aynı zamanda Avrupa’nın en geniş, en zengin, en eski sömürgelerini kurduğu bir bölge ve uygarlığının ve dillerinin temelidir. Bu alan yine aynı zamanda kültürel rakibi; ilhamını yine Avrupa’dan alan büyük bir karşıtıdır. Dahası var… Doğu; fikirleri, hayalleri, kişiliği ve deneyleri ile kontrastlar yaratarak Avrupa’nın (yahut Batı’nın) tarifini kolaylaştırmaktadır.

Oryantalizmin, epistemolojik ve ontolojik ayırımcılık ve ‘ötekileştirmeye’ varan Doğu–Batı ayırımı, ‘oksidentalizm’de de benzeri ayırımcılık ve ötekileştirmeci dile evrilme tehlikesini barındırır mı?

Oryantalizmin temel gayesini/idealini ortaya koymakta yarar vardır ki bu noktada Batı’nın “ben merkezli pragmatist/faydacı” amacı devreye girmektedir. İdealin eyleme dönüşmesinde “öteki”ni husumet ortamının dışında tutarak ondan nasıl fayda sağlayabilirim düşüncesine/noktasına doğru çekmiştir. Böylece Batı’nın çıkarlarına hizmet eden Doğu, kendiliğinden teşekkül ettirilmiş ve bu durum Batı’nın çıkarlarına hizmet eden bir durum haline getirilmiş olacaktır. Diğer cenahtaki (Oksidentalizm) göstergeler meselenin böyle cereyan etmediğini sosyolojik ve tarihi belgelerle ortaya koymaktadır. Zira İslâm coğrafyası içindeki toplulukların bunun aksi yönde amel etmesi beklenilemez.

Oksidentalizm için bir ‘ilim’, diğer disiplinler gibi bir ‘disiplindir denebilir mi? Tam olarak ne zaman ortaya çıkmıştır? Hangi sosyal ve siyasal şartlarda ortaya çıkmıştır?

Hâlihazırda disiplinden bahsetmenin güçlüklerini yaşıyoruz. Yaptığımız iş sadece kavram ve terimlerle sınırlı gel-gitlerden ibarettir. Öncelikle kavramı teşekkül ettirmek ve sonra ayrıntılara doğru yol almak gerekmektedir. Biz sadece “mefkûre”yi tartışıyoruz. Belki bu tartışma kimileri için muhayyel vaziyet arz edebilir.

Oryantalizm, Oksidentalizm ve Sanat adlı kitabınız bulunuyor. Oryantalizm Oksidentalizm’e nazaran çok konuşuldu. Fakat buna rağmen Oksidentalizm konusunda daha söylenecek çok şey var. Sizin konuya ilginiz nasıl başladı?

Yukarıda ifade ettiğim gibi, Oksidentalizm hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Daha meselenin bidayetinde bulunuyoruz. Ama her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi böyle bir meselenin de bir başlangıcının olması kaçınılmaz bulunuyor. Sorunun ikinci kısmına gelince; S. Ü. İlahiyat Fakültesi’nde görev yaptığım dönemde, genç asistanlar ekibi tarafından hazırlanan “Marife Dergisi”nin “Oryantalizm” ve “Oksidentalizm” isimli özel sayıları sayesinde böyle bir konuyla tanışma fırsatı bulmuştum. Meselenin mutfağında görev ifa eden birisi olarak, konuyu sanat ile bütünleştirerek müstakil bir çalışma haline getirdim.

Sanat konusu bu iki bakış açısı arasında mı duruyor? Ya da sanat kendini bu anlamda nasıl konumlandırıyor?

Sanatın bu iki blok arasında yer alması imkân dâhilinde değildir. Zira E. Said’in çalışmasını bütün ayrıntıları ile inceledim, maalesef sanata yaklaşan veya sanatı çağrıştıran hiçbir ayrıntı tespit edemedim. O halde sanatla olan irtibatı bu fakir (alanım olması sebebiyle) ortaya koymaya çalıştı. Burada da sanatın başta güzel, sevecen ve estetik boyutu harekete geçerek, bu alana dâhil etmek istedim. Uygulama sahası olarak da arkeolojik faaliyetler, müzecilik boyutu ve ressamlar silsilesi bu sahada fiilen görev almışlardır.

Kitabınızda Oryantalizm ve Oksidentalizm’i ayrı ayrı ele alıyorsunuz. Oryantalizm kısmında üzerinde özellikle durulması gereken bir konu “Avrupa Merkezcilik” ve “ötekileştirme.” Bu iki konu arasında nasıl bir ilişki söz konusudur?

Batı kavramının merkezini teşkil eden Avrupa’ya (Eurocentrism) bir bütün olarak yaklaşıldığı zaman tek bir kimlik ortaya çıkar. Kimliğin parametreleri tek din, beyaz ırk, sanayileşme ve kapitalizm gibi olgulara dayandırılmıştır. Bu süreci hızlandıran ivmelerden biri Sanayi Devrimi’nin getirdiği maddeyi insanlığın emrine sunma becerisi olmuştur. İnsanın ortaya koyduğu mamul onun işini kolaylaştırmıştı. Böylece insan kendinden harcayacağı enerjiyi, başka yakıtları kullanarak elde etmiş ve bundan daha fazla ürün ve kazanım elde etmiş oluyordu. Yani hammaddeyi tamamen uzaklardan temin ederken kazanımı/faydayı hep kendine mal etmiştir. Böylece tamamen tek taraflı faydacılık esasına dayalı bir düzenin devam etmesi için çaba sarf etmiş ve hâlâ da etmektedir. Ancak tek taraflı bir kazanıma dayalı düzen, hukuk sistemine aykırı bir düzen olduğu için zamana bağlı olarak değişmek zorundadır.

Oksidentalizm, bugün de etkileri devam eden kolonyalizmi, özellikle kültürel kolonyalizmi aşmada ne gibi katkılar sağlar?

Oksidentalizm’in kavram olarak tartışıldığı bir dönemde çok fazla beklenti içine girmemek gerekir. Ancak teşekkül safhası ve sistemli hale gelmesiyle birlikte her şeyden önce bu bilincin yerleşmesi gerçekleşir. Sonra da buna karşı farklı yaklaşımlar ve tezler üretmek mümkün olabilir.  Zira Oryantalizmin sevimsiz yüzünü sömürgeler teşkil etmektedir. Batılıların “Asya’da bizler için ele geçirilecek yer vardır” şeklindeki sömürge ideali zaman zaman hortlamış ve birçok mekânı muhasarası altına almıştır. Yakın tarihte yaşanan işgal ve sömürü amaçlı müdahaleler, Doğu’nun biyolojik yapısını alt üst etmiştir. Örneğin 1857 yılında İngilizlerin Hindistan’ı istilâ etmesi; aynı yıl Fransızların Cezayir’i işgal etmesi rastlantılar ötesinde işgal yarışının Doğu ve Batı eksenindeki örnekleridir. Hollanda’nın Hint Okyanusu’ndaki Cava adalarını istilâsı ise sömürgenin en doğu noktadaki failini göstermektedir. Bütün bu gelişmeler Oryantalizmin kolonyal yönüne ait göstergelerdir. 1700’lü yıllardan başlayarak 1900’lü yıllara kadar devam eden iki asırlık gelişmeler, Oryantalizm ile kolonyalizmin paslaştığı dönem olarak tarihteki yerini almıştır.

Hasan Hanefi’nin alana katkısı nedir? Oksidentalizm’in bir disiplin haline gelmesi noktasında rolü nedir?

Burada Hasan Hanefi’nin katkısından evvel emirde söz edilmesi gerekmektedir. Oksidentalizm konusunda yapılan çalışmaların başında Hasan Hanefi’nin Mukaddime fi’ilmi’l-istiğrâb (Batıyı Tanıma-Anlama Bilimine Giriş) adlı eserini zikretmek gerekmektedir. Bu eser 1992 yılında basılmış olmasına karşılık henüz Türkçeye tercüme edilmemiştir. H. Hanefi, Doğu ve Batı medeniyetlerini inceleyerek onlara vasıflar yükler. Doğu medeniyetini merkezcil (çevreden başlayıp merkeze doğru yönelen), halkaların merkeze doğru yoğunlaştığı bir medeniyet olarak tanımlamaktadır. Diğer taraftan Batı medeniyetini ise merkezkaç (dışlamacı) olarak tavsif etmektedir. Merkezkaç kavramını merkez dışında, reaksiyonel olarak tarif etmektedir.

Oksidentalizm’in de Oryantalizm gibi kurumsallaşma imkânı var mıdır?

Sanıyorum bu soru yukarıda cevabını bulmuştur. İdealler öncelikle ortaya konur, uzun süre tartışılır ve sonunda belli bir minval üzere gelişir. Bu süreç de tamamen böyle cereyan edeceğe benziyor. Dolayısıyla aceleciliğe düşmeden sabır ve itidal ile hareket etmek gerekmektedir.

Oksidentalizm noktasında belli bir aşama katedilebilmesi için Avrupa merkezcilik ve ötekileştirme söylemleri/hegemonyası hâkim paradigmayı ne yönde etkiliyor?

Basit bir mantık ile baktığımız zaman bu soruya cevabımız “menfi” olacaktır. Ama henüz o aşamaya geldiğimizi söyleyemem.

Oryantalizmde merkezde “hayali Doğu” kavramı vardır. Kurgulanmış Doğu. Oksidentalizm için de bir hayali Batı kavramından bahsedebilir miyiz?

Başlangıçta Oryantalizmin hareket noktası “Hayali Doğu” üzerine bina edilmiş olsa da zaman içindeki gelişmelerin tamamen rasyonel ve bilinçli bir eylem halini aldığı aşikârdır. Zira kolonyal yaklaşımı başka türlü izah edemezsiniz.

Oksidentalist söylem de tıpkı Oryantalizm gibi bir dışlayıcılığa sahip mi? Yani Oksidentalizm dünyayı anlama/algılamada nasıl bir katkı sağlar?

Sanmıyorum, yukarıda ifade edildiği gibi tarihi uygulamalar ve yaşanan tecrübeler bu hususu destekleyecek örnekler ihtiva etmemektedir.

Avishai Margalit ve Ian Buruma, kitaplarında birçok izm gibi Oksidentalizm’in de Avrupa’da doğduğunu iddia ediyorlar. Yine kitapta Oksidentalistler için çizilen çerçeve o kadar geniş ki Hitler’den Taliban’a herkes Oksidentalist. Oksidentalist denilince “Batı düşmanı” mı anlaşılmalıdır?

Oksidentalizm hususunda kafa yoran ve meseleyi kaleme alan isimler Ian Buruma-Avishai Margalit olmuştur. Çalışmalarını Occidentalism: The West in the Eyes of its Enemies (Oksidentalizm: Düşmanlarının Gözünde Batı) başlığıyla gerçekleştirmişlerdir. Bu ikili meseleye biraz daha uzak noktadan yani “Uzakdoğu”dan bakmaları sebebiyle Müslümanların duygu ve tecrübelerini idrak etmeleri beklenilemez. Muhakkak önemli bir çalışmadır ancak daha çok genele şamil yaklaşım sergilemektedir.

Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Ali Şeriati gibi düşünürlerin de Batı’ya getirdikleri eleştirileri Oksidentalizm içerisinde düşünmemiz mümkün mü?

Eleştirilerin olması hayra alamettir. Ancak öncelikle kendimizi murakabe etmemiz gerekir. Meselelerin üstesinden ancak böylece gelinebilir. Dolayısıyla işin merkezinde Doğu bulunduğuna göre eleştiriye enerji harcamak yerine o enerjiyi üretime dönüştürmeliyiz ve ümmetin hayrına kanalize etmeliyiz.

Son olarak, sanattan Oryantalizm’e itiraz ve Oksidentalizm’e katkı nedir, nasıl olmuştur? Bu anlamda kimler katkıda bulunmuştur ve kimler takip edilebilir?

“Her şey zıddı ile kaimdir.” sözünden hareket ederseniz böyle bir yaklaşım kaçınılmaz görünmektedir. Oryantalizm’e itiraz doğal bir refleks olarak kendiliğinden teşekkül etmektedir. Bu sebeple Oksidentalizm’in karşı tez olarak sürekli canlı kalması gerekmektedir. Ancak bu sayede belli bir mesafe katedilebilir. Özellikle meselenin merkezinde akademik birimlerin yer alması gerekmektedir. Araştırma merkezlerini tesis ederek bir an evvel yola revan olmak gerekiyor. Oksidentalizm hususunda kalem oynatan üç-beş kişi bilindik isimlerdir. Esas olan bu sahaya yeni isimler kazandırmaktır. Oksidentalizm’in disiplinlerarası boyutu hesaba katılınca her bilim dalından meseleye katkı sağlayacak zinde isimlere ve beyinlere ihtiyaç vardır. Sizin sorunuz ancak bu sayede hayatiyet kazanabilir.

 

Nida Dergisi, Sayı: 174, Oksidentalizm Sayısı, Ocak-Şubat 2016)

“Nida adı anılarak İktibas edilebilir”.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


+ beş = 12

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm