BATI DOĞU’NUN NERESİNE DÜŞER; BATI’NIN KENDİ DOĞU’SU İLE SAVAŞI

Yazar: Arif Arcan

 

Doğu-Batı Tartışmalarının Oryantasyonu Üzerine Bir Yaklaşım

 

‘Şarkiyatçılık’taki düşüncem, mücadele alanları açmak için hümanist eleştiriye başvurmak; bizi hırçın bir kolektif kimliği hedefleyen yaftalara, düşmanca tartışmalara hapseden kısa vadeli, polemiğe dayalı, düşünceyi ketleyici öfke patlamalarının yerine uzun soluklu bir düşünme ve çözümleme süreci getirmek. Yapmaya çalıştığım şey için “hümanizm” sözcüğünü kullandım; bilgiç postmodern eleştirmenler hor görüp bir kenara atsalar da benim kullanmayı inatla sürdürdüğüm bir sözcük bu. “Hümanizm” derken, Blake’in deyişiyle “zihnin tavında dövülmüş kelepçelerden kurtulup aklımızı tarihsel ve rasyonel olarak kullanarak gerçek bir düşünsel kavrayışa ve sahici bir açılıma ulaşma gayretini kastediyorum öncelikle. Ayrıca hümanizmin dayanağı, başka yorumcularla, başka toplumlar ve dönemlerle toplumsal bir ortaklığımız olduğu düşüncesidir; yani, en açık deyişle söylenecek olursa, tek başına hümanist diye bir şey yoktur. Bu, her bölgenin diğer tüm bölgelerle bağlantılı olduğunu, dünyamızda hiçbir şeyin dış etkilerden tamamen bağımsız, yalıtılmış olmadığını söylemektir… Zihni, insanın somut tarihinden ve deneyimlerinden uzaklaştırıp ideolojik kurmaca, metafizik saflaşma ve kolektif hezeyan alanları içine hapseden indirgeyici formüllerin ve dünyadan kopuk ama etkili düşüncelerin ne kadar sorunlu olduğunu sergilemenin ve/veya silahlarını yok etmenin bize düşen bir ödev olduğunu düşünüyorum elbette. Bu söylediğim, adaletsizlik ve acılardan söz edemeyeceğimiz anlamına gelmiyor; bunlardan mutlaka tarihe, kültüre, toplumsal-iktisadi gerçekliğe gömülmüş bir bağlam çerçevesinde söz etmemiz gerektiği anlamına geliyor. Görevimiz, egemen otoriteye göre belirmiş sınırlar koymak değil, tartışma alanını genişletmektir.’[1]

Böyle diyor Edward Said ‘Şarkiyatçılık’ eserinin önsözünde, olguya nasıl bakmamız gerektiğinin önemli ipuçlarını bir araya getirerek. Batı dediğimiz mefhum, zihinlerimizde; tam da Said’in belirttiği gibi Batı Şarkiyatçılığının baskın karakteristiği olan muhayyel bir varlık oluşturma girişimleri bağlamında gelişti. ‘Hayali Doğu’nun’ karşısında ‘Hayali bir Batı.’

Doğu dünyasında Batı’yı anlama ve kavrama çabaları iki ana aks üzerinde yürüdü: Birincisi; Batı’nın bütün müktesebatını kabul ederek onunla bütünleşmek ve Doğulu olmayı reddetmek, ikincisi; en başta ontolojik farklılıkları temel alarak Batıyı bütünüyle reddetmek. Fakat bu iki ana aksın kalkış noktaları, ‘Batı Merkezci’ olmaları hasebiyle tektir. Tarihsel bağlamında daha doğru bir ifade ile Doğu dünyasına tasallut eden Batı’nın doğum yeri olması bağlamında Batı Merkezciliği, ‘Avrupa merkezciliğidir.’ Doğu dünyasında Batı’yı anlama ve kavrama girişimleri, Batı’nın sömürgecilik faaliyetleri ile paraleldir. Bu paralellik, iki ana zihinsel yanılsamayı beraberinde getirmiştir. Birincisi; tek bir Batı vardır. İkincisi;

[1] Said, W. Edward, Şarkiyatçılık: Batı’nın Şark Anlayışları, (Çev. Berna Ülner), Metis Yayınları, İstanbul, 2014 (8.Basım), Önsöz’den.

 

(Yazının devamı için, Nida Dergisi, 174. “Oksidentalizm” sayısını edinebilirsiniz.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


+ altı = 11

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm