• D’ANNUNZİO’NUN RUHU İLE SÖYLEŞİ

    ARAPÇA’DAN ÇEVİREN: NURETTİN CEVİZ

     

     

    -Dalgalan, ruhlar aleminde; artık hürsün!

    – Nicedir dolandın durdun şiirin dünyasında, gerçeğin peşinde…

     

    -Topraktan bir bedenin tutsağıydın, hapiste…

    -Artık basiretin nuruyla, bilinmezlik örtüsünün ardını görebilirsin.

    -Bu büyük ruhun patlamasını işte o beden gizliyordu.

    -Ama artık gerçeğin güneşi şüphe perdelerini kaldırıp attı.

    -Coş, sevin ruhlar âleminde; artık hürsün!

    -Her ikiniz de özünüze döndünüz; fâni olan fânidir.

    -Bâkî olan misali toprağın da yüce bir makama giden bir yolu vardır…

     -Sanki sadece birkaç saniye geçirdiniz birbirinizle…

    -Doğumu, ölümü, ayrılığı ve kavuşmayı bu saniyelere sığdırdınız…

    -Bedende tutsaktın, artık hürsün!

     

    -İstediğin gibi dolaş, semânın derinliklerinde…

    -Bilgelerin ve sevgi şehitlerinin yurdunda…

    -Yüceler arasında, büyük şairlerin ruhlarının mekanında…

    -Orada ne kin var, ne haset ne de iki yüzlülük…

    -Dalgalan melekût aleminde; artık hürsün… Continue Reading

    3 Ocak 2017 • Bu Sayı, Genel

  • Hayata Dokunan Tefekkür: Muhteşem Münazaracılar

    Yazar: İlkay Yılmaz

                “Yürümek + hiç durmadan + ödünsüz + namlusundan

                Kurşun çıkan -hâlâ çıkan- silah sıcaklığında yürümek”

                      Nuri Pakdil

    Vaktiyle Afrika’dan gemilere doldurularak Avrupa’nın ve Amerika’nın köle pazarlarında soluk alan zencilerin yaşadığı durum, onlarca yıl sürerek insanlık ve Batı’nın tarihinde kara bir sayfa olarak durduğu malumunuzdur. Yuvasız, dilsiz ve köksüz bırakılan Afrikalılar, onlarca yıl bu zulmü, sanayileşmiş, güçlenmiş ve gözlerini kapital hırsı bürümüş Batılılar tarafından şiddetle yaşadılar. Başlangıçta durumu fark eden siyah aydınların sesinin, beyaz ve siyahlar arasında pek yer bulduğu söylenemez. Yıllar ilerledikçe Afrikalılar beyaz adam karşısında cesaretini toplayıp itiraz seslerini bazı aydınlar üzerinden daha güçlü bir şekilde duyurmaya başladılar. 19. yy sonlarında ve 20. yy ilk yarısında bu arayışın çığlığı daha fazla yükselmeye başladı. Böyle bir soluk taşıyan Melvin Tolson’un hayat öyküsü “The Great Debaters” filminde anlatılıyor. Film, 1930’lu yıllarda Amerika’nın güneyinde zenciler çok zor koşullar altında yaşarken, Wiley Üniversitesi öğretmeni Melvin Tolson’un bir çıkış yolu arayışını perdeye aktarıyor.

    O yıllarda Amerika’nın beyaz öfkesi Siyahların üzerine yığılırken, Siyahlar bir taraftan sistemin baskısına maruz kalırken ve beyaz ırkçılığı sokaklarda şiddetle yürürken; diğer tarafta ise siyahlar sistemin kendilerine açtığı sınırlı yaşama biçimini de terk etmekte güçlük yaşarlar. Continue Reading

    3 Ocak 2017 • Bu Sayı, Genel

  • Mahalleden

     

    Yazar: Nurhayat Hangül

    “…Bir toplum kendini düzeltmedikçe…”

              (Ra’d 11)

    “Erdem, çıkarların çarpıştığı yerde belli olur.” der düşünen adam. Çıkarlar mı çoğaldı, erdemler mi azaldı yoksa? Yalnız mütemadiyen çakıştığımız bir gerçek… Tüm ahlâki zaafları cahillikten bildik haklı olarak. Okuyunca bilecektik; büyüğümüzü, küçüğümüzü, âdâbı, erkânı… Okuyunca kâr edecektik ya: “Haydi kızlar okula, erkekler zaten orda!” dedik.

    ‘İlim’e merakımız öyle arttı ki anne-babalar yemedi içmedi, çocuklarının okul ihtiyaçlarını en ince ayrıntısına kadar düşünüp planladı, sınav sonuçlarını gözlemekten bîtap düşecek kadar destek oldular. “Bu değirmenin suyu nerden geliyor?” diye soran olmadı. Nasılsa değirmen işliyor, suyun membaından kime ne?

    Bu kadar çabanın kârı oldu tabiî, olmaz mı? Erkeklerin askerlik ayları beşe düştü, kızlar gelecekte ayaklarının üzerinde tek başlarına nasıl duracaklarını öğrenmiş oldular. Continue Reading

    3 Ocak 2017 • Bu Sayı, Genel

  • YOLA ÇIKTIK!

    Yazar: Fatıma Neşe Tuna

    Kazlıçeşme’de basın açıklaması…
    Sloganlar…
    Yardım tırları…
    Yol kenarlarında durarak gidenleri yol edenler…
    Ve hüzün…

    Ah, Halep!
    Sana zaferini kutlamak üzere gelmek isterdim.
    Gözyaşlarını dindirmek, acılarını unutturmak, daha iyi bir hayat başlangıcına yardımcı olmak için…
    İçimdeki hüznü anlatmaya kelimeler yeter mi?

    Hangi toplanan kalabalıklar gidenlerini geri getirebilecek?
    Hangi sloganlar yerini bulacak?
    Hangi yardımlar yaralarını sarmaya yetecek? Continue Reading

    3 Ocak 2017 • Bu Sayı, Genel

  • Modern Dünyada İslâmi Cemaatlerin Bazı Sorunları

    Yazar: Hüseyin Pehlivan

    Modern dünyada, mevcut devlet yapısı ve içinde yaşadığımız toplumsal vakıada İslâmi cemaatin sorunlarını analiz etmek “Müslüman Cemaat”in var olup olmadığı ve meşruluğu konusunu tartışmayı aşmış olmayı gerektirmemelidir. Günümüzde bu konuyu tartışıyor olmanın oluşturacağı farkındalık, Müslüman cemaatin varlığını ve temellenmesini destekleyecek tarafa yönlenmesine katkı yapacaktır. Sahih mânâda Müslüman cemaat olmanın icapları konusunu mütemadiyen irdelemek her dönemde olduğundan daha çok modern dönemde Müslümanlığın boynunun borcu görünmektedir.

    Müslümanlık hedefi cemaat olarak mükellefiyetlerini icra edebilir bir mensubiyettir. Bu gerçekten hareketle varoluş vasatı olan modern dünyayı doğru kavramak onun Müslümanlık açısından imkân ve imkânsızlıklarını sağlıklı ve sürekli analiz etmek, onun ortamında filizlenip gelişim gösterebilmesini başarması açısından elzemdir. Egemen modernitenin bireysel ve toplumsal olarak kitleleri nereye sürüklediğini görememek, ulus-devlet ve aygıtlarının Müslümanlığı araçsallaştırmasını fark edememeğe sebep olmaktadır. Continue Reading

    3 Ocak 2017 • Bu Sayı, Genel

  • DÜŞÜNCE-EYLEM BÜTÜNLÜĞÜ

    Yazar: Altan Murat ÜNAL

            Her eylem bir düşünce sonucunda gerçekleşir. Güzel eylemlerin ardında derin düşünceler yattığı gibi yanlışların, günahların ardında da bir düşünce yatar. Düşüncelerdir insanlara doğruları, yanlışları yaptıran. Kumar oynayan birisi davranışının yanlış olduğunu bilmesine rağmen o anki eylemini doğru bir eylemmiş gibi bir düşünce ile yapar. “Benim paraya ihtiyacım var.”, “Onların kazandıkları da zaten helal değil.” şeklindeki gerekçelerle yapılan yanlış işi haklıymış, doğruymuş gibi savunmaya başlar.

    “Eylemlerde yanlışlıklar varsa bunları düzeltebilmek için işe nereden başlamak gerek?” denilebilir.

    Eylemleri değiştirmeye çalışmaktan ziyade o eylemleri yapmaya sevk eden düşünceleri saptayıp o düşünceleri değiştirmekle işe başlamak daha doğru olacaktır kuşkusuz. İnsanları kötülüğe, yanlışa yönlendiren düşünce değiştiği takdirde belirli bir süreç içinde eylemlerin de değiştiği görülecektir. Düşünceyi değiştirmeden eylem bir an için değişse bile bu değişiklik kalıcı ve amaca uygun olmayacaktır. Continue Reading

    3 Ocak 2017 • Bu Sayı, Genel

  • Elif’in Endamı

    Yazar: Nurettin Özcan

     

    Zaman zaman aklıma değişik sorular takılır. Bunlar yaşadığım anla bazen tamamıyla ilgisiz gibi görünse de aslında hep insanla ilgili temel sorulardır. Zaten denklemde insan faktörü hâkim olunca sorular nasıl olursa olsun cevapları bütün zamanlar için zorlaşıyor. Hele hele mü’mince bir hayatının niteliğine dair soruların en gerçekçi cevabını ararken cesurca ortaya koyacağımız öneriler, bir yandan olayları hangi gözle değerlendirdiğimizi açıklarken; diğer yandan da gerçekte kim olduğumuzun ipuçlarını verecektir. Öyle değil midir? Meselâ, kutlu bir gelecekten bahsederken kişisel olarak bu hayata neler kattığınızı hiç düşündünüz mü? Eğer bunu gerçekten düşünmüşseniz, bunda Rabbinizin rızasının mı, yoksa nefsinizin payının mı baskın olduğunu da görmelisiniz. Burası oldukça önemlidir, zira şimdiye kadar en ateşli ittifakları yalnızca nefsimizle yaptık. Kaçamak cevaplarla kendi vicdanımızı aldatmaya çalışmadığımız zamanlar bunun böyle olduğunu kolaylıkla fark edebiliriz. Continue Reading

    3 Ocak 2017 • Genel

  • GÜN

    • Hatice Acar Karadeniz
      söylediğimi duysan;
      ‘Senden ayrılma günü’ diye
      gülersin.
      güne gülmüş olunca sen
      sabahın her vaktini
      hafe alırsın.
      ben bilirim ki
      ayrılma günü takvim aramaz.
      hâlbuki sen,
      günleri de yüzleri de
      saymak istersin.
      ayrılma günü çattı
      yüzüm kanadı.
      fakat ayrılma günüdür.
      hangi kelimeler gerek bilmiyorum.
      bu dünya, bana değil!
      iki gözün
      görmüyor.
      sonra irileşiyorum.
      bizi ayıran bu dünya sevgisidir.
      irileşmek nedir diye konuşsak
      parmaklarınla konuşurum
      yine ayrılırız.
      ellerinle konuşur
      yine ayrılırız.
      kalbinin sayısıdır bizi bölen.
      beni bir etmez
      bir kaderin terine terkedersin
      erkenden uyurum, iyi olma gerekçesi sanırsın.
      rüyalarım ödünç bir gelinliktir.
      mesela
      senin sabahlarını yakalayamam,
      küsmezsin.
      mesela güzel olma ihtimalimi ortadan kaldıran aklındır.
    • ölümü kendim yerine koyuyorum.
      bir toprak inancı
      bu senin için.
      ayrılık bana yeter.
      ölmek gibi günü ayrılığın.
      dil ayrılır önce.
      bir ayrılık cümlesi
      “sayılı gün “
      yeterlidir senin için.
      sayılınca yoksullaşmak
      benim bilmediğin yanım
      ey
      evimin direği
      odalarımın adı
      bizi bu dünya sevgisi ayırdı.
      yetmez artmaz bir dünya sevgisi…
      bilirim ki ayrılık,
      herkesi götürmez.
      sen gidersin,
      sayılı gün dersin,
      bu en temiz cümlen olur.
      ben ayrılıkla kalırım.
      sayılı gün cümleleri ürkütür beni.
      güzelliği kaçmış bir ihtimal
      kalbim
      kelime dolu.
      sen gidersin…

    10 Kasım 2016 • Genel

  • ÖLÜM ÜZERİNE

    Yazar: Fatıma Neşe Tuna

    Duygularım tazeyken yazmalıyım.

    Unutmadan, dünyaya ölümü unuturcasına dalmadan.

    Bir bebeğin anne karnında gelişimini, doğumunu, an be an gelişerek-değişerek büyümesini görür de insanlar nasıl Allah’ın büyüklüğünü düşünmezler, nasıl O’na boyun bükmezler?

    Ve ölümü; gözünün önünde bir canlının gittikçe tükenişini, bitişini görürler de nasıl ibret almazlar? Nasıl amaçsızca yaşanan bir hayatı benimserler?

    Bir bebek doğar. Her gün yeni özellikler kazanarak büyür. Birkaç yıl hep başkalarına muhtaçtır. Sonra kendi işlerini görmeye başlar. Ve yetişkin bir genç olduğunda artık; sağlıklıdır, güçlüdür, kimseye ihtiyacı yok gibidir. İlkbahar, yaz verimlidir, ama daimi değildir. Yapraklar dökülmeye başlar yavaş yavaş. Sonbahar gelmiştir. Gözler, kulaklar, bacaklar zayıflar artık. Gücü kuvveti azalır. Artık yürüyemez olur, bir bebek gibi. Bir farkla; bebek her gün ileriye giderken o geriye gider. Kendi başına kalkamaz, yemek yiyemez git gide. Oturamaz daha sonra. Konuşması bozulur. Derdini bir türlü anlatamaz, kelimeler çıkamaz olur ağzından, işaret diliyle anlatmaya çalışır isteklerini. Zor nefes almaya başlar. Hızlanır nefesleri, bir zorluk yaşadığı bellidir. Ecel terleri döküyordur soğukta. Sessizce verilen son bir nefes, buz gibi yapmıştır odayı…

    Çaresiz seyredişler bitmiştir artık. Bir insan imtihandan çıkmıştır.  Continue Reading

    10 Kasım 2016 • Bu Sayı, Genel

  • CEMİL

    Yazar: Ömer KARATAŞ

    Köyümün bağlı olduğu ilçede dershaneye gitme imkânımız yoktu. Bu yüzden babam beni dershane öğretmeni olan amcamın yanına göndermişti. Böylece okulla birlikte dershaneye de gidecek, üniversite sınavına hazırlanacaktım. Ailemden ilk defa ayrılmış, bir öğrenci evinde kalmaya başlamıştım. Her şey yeni idi benim için. Yeni bir il, yeni bir okul, yeni arkadaşlar.

    Lise ikinci sınıftaydım. Sınıfımız benim gibi başka illerden gelen arkadaşlardan oluşuyordu. Sınıf başarısının çok da iyi olmadığını söyleyebilirim. Dersimiz edebiyattı. Öğretmenimiz daha önce hiç görmediğim bir tarzda dersi işliyordu. Dönem başından beri Fuzûlî’nin “Su Kasidesi” isimli şiirinin tahlilini yapıyorduk.  Edebiyat öğretmenimiz her ders şiirin birkaç beytini tahtaya yazıyor, anlamını bilmediğimiz kelimelerin anlamını veriyor, şiirdeki söz sanatlarını açıklıyordu. Ders bu şekilde devam ediyordu. Birçok arkadaşım dersin işlenişinden rahatsız olsa da benim şiire olan merakım derse olan ilgimi arttırmıştı. Bir yandan öğretmeni dinliyor, bir yandan da “ben de böyle güzel şiirler yazabilir miyim acaba?” diye düşünüyordum. İlerde böyle güzel şiirler yazacak, sonra bunları edebiyat dergilerinde yayımlayacaktım. Şiirlerim edebiyatçılar tarafından beğeniyle karşılanacaktı. Belki de bir yayınevi kitabımı yayımlar ve okurlar için bir imza günü dahi düzenleyebilirdi. Continue Reading

    10 Kasım 2016 • Genel

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm