“İslâm, cahiliyenin gölgesi altında yaşayamaz.

İslâm kendi top­lumunda yaşanır,

cahiliyenin sorunlarına İslâmî çözümler bulunamaz.”

Seyyid Kutub

Niçin yeniden Seyyid Kutub?

Bizim açımızdan bunun cevabı; Seyyid Kutub hakkında söylenenleri bir kez daha tekrarlamak, ağdalı bir dille Kutub’un tespitlerini hiçbir kritiğe tâbi kılmadan yinelemek veyahut Şehit (inşallah) Kutub’u idolleştirmek hiç değil.

‘Niçin Seyyid Kutub’ sorusuna, amacımızın ‘ne olduğundan evvel ‘ne olmadığından’ başlamak zorunda olmamızda aranmalıdır sorunun yanıtı. Zira yeni Türkiye İslamcılığı için Kutub söylemi bir yük gibi durmaktadır. ‘Yine ve hâlâ mı Kutub’ naifliği, kümülatif fikrî bir değişim, gelişim ve derinlikten, hatta ‘Kutub’u aşma’ durumundan ziyade; savruluşu imlediği ve ifşa ettiği için rahatsızlığın ifadesi olarak durmaktadır. Yenidünya ve gerçekliğimizde Kutub, bir kambur, bir ağırlık olarak görülmektedir.

Kutub, YOLDAKİ bir İŞARETTİR.

İslâm’ın sahih yönelişinin bir çabası; istibdat, sömürge ve cahiliyenin her türlüsüne karşı ‘KURUCU’, ‘DİRENGEN’ bir damarın, sahih bir yolun meâlimidir.

Dünden bugüne değil; sabırlı ve uzun soluklu bir yürüyüşe işaret etmektedir.

Biz de bu sayımızda Seyyid Kutub’un fikirlerini özetle ele alarak, kendi siyasi ve sosyal gerçekliğinde nerede durduğunu ve bugünkü İslamcılık içerisinde romantik bir söylemden öte gitmeyen ‘iğreti’ bir yer biçilen konumu üzerinden, kendi gerçekliğimizi konuşmak istedik.

Değişim ile Savrulma’nın altını yeniden çizmek gerekiyor sanırım.

Kapitalizmin, sömürgenin, cahiliyenin, bid’at ve hurafenin dümenine su taşıyan ‘eğleşmeler’ savrulma cümlesindendir. Savrulma; fikrî değil hissî, usûlî değil ‘geçmişe dönük’ utanç duyan bir karakterdedir. Sorgulama değil; özür dilemeci dilin egemenliği geçerlidir savrulmada.

Bu sayımızda, Kutub’a, doğrunun merkezî konumunu değil; ‘İslâmî alternatif arayışlarının, bireysel, sosyal ve siyasal alanda sahih yöneliş çabasını’ temsil eden metaforik bir anlamını yüklemeye çalıştık.

Bu savruluşu bilinçli bir yönelişe sevkedecek bir tartışma ve sorgulamanın öncülüğünü yüklenebilirsek ne âlâ.

Tüm her şeye rağmen ‘KURUCU’ ve ‘DİRENGEN’ dil unutulmayacaktır.

Bu cümleden olmak üzere bu ayki sayımızda; Arif Arcan, Ali Bulaç, Altan Murat Ünal, Nusret Altundağ, Mehmet Yaşar Soyalan’ın yazıları ufuk açacaktır. Seyyid Kutub üzerine çalışan Halil İbrahim Yenigün ve Arap Dünyası entelektüellerinden Muhammed İmâra’yla yaptığımız söyleşi de bu konuya ufuk katacak mahiyettedir.

Dergimizde yer alan tüm yazarlara teşekkür ediyor, düşüncenin-sorgulamanın derin ve engin sularına işaret etmeye devam ediyoruz.

 

NİDA DERGİSİ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


4 − iki =

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm