AMA BEN GÖREN BİRİYDİM

Yazar: Ferda Bütün

“Kim ki Beni anmaktan yüz çevirirse, bilsin ki onun dar bir hayat alanı olacaktır ve Kıyamet Günü onu kör olarak kaldıracağız. [Böyle biri, Kıyamet Günü’nde:] “Rabbim, ben gören biriyken beni niçin kör olarak kaldırdın?” diye soracak. [Allah da ona:] “Şunun için” diye cevap verecek, “sana mesajlarımız gelmişti de sen onları gözardı etmiştin ve bugün de aynen öyle gözardı edileceksin!” (Tâhâ/124)

Allah’tan yüz çevirmek de ne demek! Kim buna cesaret edebilir? Ama gel gör ki bu kör cesarette bulunanlar var. Malumat olarak Allah bilgisine sahip olsa da, yaşam biçimi olarak Allah’ın verdiği biçimden uzak yaşayanlar var. Göz göre göre bu gerçeği unutanları vahim sonuçlar bekliyor.

Vahim ve hazin sonuç kimlerin başına geliyor.

Allah’ın ayetleri ikram ediliyor muhatap kişiye. Görsel, işitsel, düşünsel… Nice ayetler… Adeta, gör beni, duy beni, düşün beni diye tezahürat yapıyor. Ama göz ardı eden, unutmaya, duymamaya çalışan kişi, gözlerini kapıyor, kulaklarına pamuk tıkıyor, unutmak için kendisini eğlenceye vuruyor veya itirazlarının sesini o kadar yükseltiyor ki, baskın çıksın da inen ayetlerin etki alanına girmesin.

“Rahmân’ın uyarısını görmezden gelmeyi tercih eden kimseye gelince, Biz onun içine öteki kişiliğini oluşturmak üzere [kalıcı] bir şeytanî dürtü yerleştiririz. Bu [şeytanî dürtüler] böylelerini [hakikat] yolundan alıkoyar ve bunlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar!” (Zuhrûf/36–37)

Bu hatırlamaktan uzaklaşma çabası sonunda başarılı oluyor ve kişi şeytanî yaşam biçimini doğru olarak algılamaya başlıyor ve yaşam mücadelesini bu düşünce üzerine bina ediyor. Artık onun için rahman olan Allah’ı hatırlatacak kişiler, mekânlar ve zamanlar rahatsız etmeye başlıyor. Gözden uzaklaştırırsa gönlünden de uzaklaşacağını biliyor. Onun için, mezarlıkları şehrin dışına taşıyor, mabedlerin semtinden geçmemeye çalışıyor ya da camilerin alt katlarına büyük alışveriş merkezleri yaparak gözün bakış alanından çıkarıyor. Kur’ân-ı Kerim’i okursa etkilenir diye, Allah’ın kitabının dışındaki kitapları bolca okuyor, ‘İslâm’ kelimesini duymamak için her türlü ideolojinin seslendiriciliğini yapıyor. Kendinden kaçıyor, kendini kaçırıyor…

Eyne’l-mefer (nereye kaçıyorsun)?

O da bilmiyor. Kaçtığı yere daha bir yaklaştığının farkında değil. Deve kuşu gibi, ne kadar itiraz kumuna gömersen başını; evvelkilerin (esâtiru’l-evvelîn) masalı diye dinlemeyip kendi masalını dinlersen, o kadar kazançlısın akıbetinden habersiz. Binbir gece masalları ile uykuya daldın her gece ve uyandın her sabaha onun etkisiyle. Bir gün geceler bitecek ve gündüzü olmayacak, o zaman kime masal anlatacak, kimin masalını dinleyeceksin? Bir zamanlar gerçeğe masal demiş, kendi masalını gerçek sanmıştın. İşte perde kapandı ve masallar artık uyutamaz oldu. Ne olacak şimdi?..

Görmek istiyorsun göz ardı ettiğin gerçeği; duymak istiyorsun hakikatin sesini ama göremiyorsun, duyamıyorsun… Ne oldu? Aman Allah’ım! Bu görmeyen göz, bu duymayan kulak senin mi? Neden, niçin? Sen görmezken gördüğünü zanneden, duymazken duyduğunu zanneden biriydin. Sen görmeyi sağlayan Allah’ın zikrinden yüz çevirdin, bu yetmezmiş gibi bir de ona savaş açtın. Dünyaya geliş amacından uzak, anlamsız bir hayata talip oldun. Geçim alanını bu dünya ile mahsur kıldın. Dar bir geçimliliğe razı oldun. Ebedî hayatın maişetini temin etmekten uzak, günü birlik kazançların peşinden koşturdun durdun. Şimdi mi aklın başına geldi? Gözüne taktığın dünyaperest gözlük dünyada kaldı. Bu soruyu sormaya hakkın yok: “Rabbim, ben gören biriyken beni niçin kör olarak kaldırdın?”

“Şunun için.”

O siyah camlı ve çerçeveli gözlüklerle bir havalara girmiştin, güneşi balçıkla sıvamaya kalkışmıştın! O gözlüklerle kendi hakikatini yok sayıyordun ama farkında değildin; “sana mesajlarımız gelmişti de sen onları gözardı etmiştin ve bugün de aynen öyle gözardı edileceksin!”

Çünkü artık seni havalandıran gözlüklerin yok. Yalın göz, hakikatin ışığından rahatsız olduğu için göremiyorsun artık. Yazık! Hâlbuki sana; hakikati görecek göz, duyacak kulak ve hissedecek kalp verilmişti.

“O, sizi hayata getiren, size kulaklar, gözler ve kalpler bağışlayandır: [yine de] ne kadar az şükrediyorsunuz!” (Mülk/23)

Şükretmek yerine nankörlüğü seçmektir rahman olan Allah’ı anmayı, bilmeyi, tanımayı görmezlikten gelmek. Unutulmaması gerekeni unutmak, ne hazin bir unutuş…

“Allah’ı unutup da, Allah’ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın; onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.” (Haşr/19)

“Allah unutulur mu, sümme hâşa!” der bazı insanlar. Kendini unutur mu insan? Bu da imkânsız gibi geliyor insana, ama yaratılış amacından uzaklaşmış insan hem rabbini hem de kendini unutmuştur. Unutmuştur ki kendi eliyle kendini cehenneme hazırlıyor ve üstesinden gelemeyeceği yaratıcıya âsi oluyor.

Gafletin kuşattığı insanlık, fe eyne tezhebun?

“Öyleyse nereye gidiyorsunuz? Bu [İlâhî Ferman] yalnızca bütün insanlığa/âlemlere [Allah’tan] bir öğüt, bir hatırlatmadan ibarettir, doğru yolda yürümek isteyen her biriniz için.” (Tekvîr/26–28)

Her birimiz doğru yolda yürümek için azmetmeli, göz görüyorken, el tutuyorken, kalp hissediyorken öğüt almalıyız. Gecikmiş farkındalık, farkındalık değildir.

Eğer biz, rahmanı anmayı dikkate alır, bütün veçhimizle ona yönelirsek, bilelim ki bize geniş ve ferah bir hayat alanı olacaktır; ve Kıyamet Günü biz görmeye devam eden biri olarak kalkacağız. Kıyamet Günü’nde: “Rabbim, ben gören biriydim, hamdolsun beni tekrar gören biri olarak kaldırdın?” diye şükredeceğiz. [Allah da bize:] “Şunun için” diye cevap verecek, “sana mesajlarımız geldiğinde sen onları dikkate aldın; ve bugün de aynen öyle sen de dikkate alınacaksın!”

Ve…

“Ey iç huzuruna ermiş olan insanoğlu!” “Rabbine O’ndan hoşnut kalmış ve [O’nu] hoşnut etmiş olarak dön: gir öyleyse benim [öteki sadık] kullarımla birlikte, gir cennetime!”

İşte hayat böyle; “Nitekim, ne gören ile görmeyen bir olur; ne de aydınlık ile zifiri karanlık; ne [serinletici] gölge ile yakıcı sıcak; ve ne de yaşayan ile [kalben] ölmüş bulunan.” (Fâtır/19–22)

Dileyen inkâr etsin, dileyen iman etsin.

Rahmân’ın zikrinin sekinet verdiği hayatı yaşamaya azmedenlerden olmak duasıyla…

 

 

(Yazı, Nida Dergisi, Mart-Nisan 169. sayısında yayımlanmıştır. Yazılar Nida adı anılarak iktibas edilebilir.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


3 + = oniki

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm