ÇOCUKLARIN DÜNYASI

 

ADİL AKKOYUNLU

Ağlayan bir çocuk görünce, onunla beraber ağlamak geliyor içimden… Gülen bir çocuk görünce de, gülmeden edemem.

Nerede bir çocuk görsem, onu sevmek, onunla şakalaşmak ve oynamak isterim. Renkleri, ırkları, dilleri hiç önemli değil… Hepsi sevimli, hepsi günahsız, hepsi masum… Onlar zaten hep aynı dili konuşur. Daha çok ağlayışlarıyla ve gülüşleriyle meramlarını anlatmaya çalışırlar. Biraz sevin de görün. Parlayan ışıl ışıl gözleriyle, pirinç tanesi gibi küçücük dişlerini göstererek içten gelen gülücüklerle adeta size teşekkür ederler. Sizi kendilerine biraz yakın hissedince; sizinle arkadaş olur, oyun oynamak isterler. Kıyamam onlara. İşlerimi bırakır, onlarla beraber çocuk olur; arkadaş olur, oynarım…

Yeni bir oyuncak, yeni bir giyecek veya ayakkabı alınmışsa; bazı büyükler gibi eşyalarıyla övünmezler. Kibirlenmeyi bilmezler. Ancak sevinçlerini paylaşmak için getirip size de gösterirler. “Annem aldı”, “babam aldı” diyerek de alana minnet borçlu olduklarını unutmazlar. Çocuklar hiç nankör değildir. İyilikbilir onlar. Kimden ilgi ve iyilik görmüşlerse onu daha çok severler…

“Küçükleri sevmeli, büyükleri saymalı” diye bir söz var. Büyüklerden de, küçüklerden de sevilmeyi hak edenlerden sevgimi esirgemem. Ama ben, en çok çocuklara saygı duyuyorum. Çünkü onları büyüklerden daha dürüst, daha samimi buluyorum. Onların sözlüklerinde ikiyüzlülük, riyakârlık, aldatma, münafıklık gibi kelimelere rastlayamazsınız. Şeytanca davranmazlar. Gülüşleri, ağlayışları bile buram buram samimiyet kokmaktadır. Safça bakışlarında bile bunu sezmek mümkündür.

Çocukların yalan söylemeyeceğini bilen bir polis: “Babanın silahı var mı” diye soruyor aramaya gittikleri evin çocuğuna. O da: “Babam; ‘silahımın yatakların arasında olduğunu hiç kimseye söyleme’ dedi” diyor, polise.

Söylediklerinde ve yaptıklarında hep samimidirler ve içlerinden geldiği gibi davranırlar. Belki bu nedenle biraz yaramaz olurlar. Şeytanlık bilmezler. Şeytan uğramaz onların yanına. Ne işi var şeytanın meleklerin yanında? Yeme içmeleri de olmasa, meleklerden farkları ne çocukların?

Kötülük istemez onlar. İnsanlar, hep barışık yaşasın, birbirlerine güvensinler, birbirlerini sevsinler, iyilikte yardımlaşsın isterler. Birileri kavga edecek, hatta tartışacak olsa, önce onları ağlarken görürsünüz…

Ağlayan birini gördüklerinde, onlar da ağlar… Gülenle, gülerler; sebebini bilmeseler de… Sebep önemli de değil onlar için. Akıllarına bile gelmez. İnsanların ağlamasına gönülleri razı olmaz, herkesin gülmesini isterler…

Onların büyükler gibi ne yumruğu, ne silahı var. Silahları gözyaşı işte… Gözyaşlarıyla büyükleri merhamete getirip isteklerini iletmeye çalışırlar…

Büyüklere özenmeyi, onları örnek almayı, taklit etmeyi severler. “Büyüklerimiz daha iyi bilir, onlar, güngörmüş, tecrübelidir, neyin iyi, neyin kötü olduğunu bizden daha iyi bilirler” diye düşünürler zahir. Babasını, anasını, öğretmenini ve diğer büyüklerini gözlerinde çok büyütürler. “Ah ben de onlar gibi bir olabilsem” diye düşünür dururlar… Bazen de açıkça öykünürler büyüklerini.

Kişi, hep güzel yaptığını, hatta en güzel yaptığını sanır… Oysa büyüklerin aynası; küçüklerdir. Küçüklerin yaptığı bazı yanlış davranışlara, söyledikleri çirkin ve yalan sözlere kızarlar da; çocukta görülen o çirkinliklerin, çocuğa ait olmadığını; kendi davranışlarını yansıttıklarını neden düşünmez büyükler!..

Yazının devamını 183. sayıdan okuyabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sarısoy nakliyatvaillant servisprotherm servisinem kurutmarutubet kurutmanem kurutmafalke servis