DOĞU’DAN YÜKSELEN SES: OKSİDENTALİZM

Yazar: Abdullah Metin

 

Oksidentalizm, oryantalizm olmasa, daha doğrusu oryantalizmin sebebiyet verdiği hadiseler yaşanmasa ortaya çıkmazdı. Farklı bir boyuttan bakarak, oryantalizmin oksidentalizmin yokluğunda ortaya çıktığını da söyleyebiliriz. Eğer Avrupa onları inceleme nesnesi haline getirmeden önce Aztekler, Mayalar, Müslümanlar, Çinliler, Hindliler, Afrikalılar Avrupa’yı inceleme nesnesi haline getirselerdi oryantalizmden bahsedilmeyecekti. Bu gerçekleşmeyince, Doğu’nun külliyelerinden mezun olan Avrupa, muallimlerine ders vermeye başladı. Avrupa kıtasındaki milletlerin, kalemle aldıkları dersi kılıçla anlatmak gibi kötü bir huyu vardır. Yunan’ın Akdenizlilerle, Avrupalıların Doğulularla ilişkisi tam da budur. Kabul etmek gerekir ki, dersini almadığı müddetçe Avrupa’nın kılıcı “ötekiler”in üzerinde sallanamayacaktı. İnkaların son kralı Atahualpa oklarını Madrid’de İspanya kralı Charles’ın kalbine saplayamadığı içindir ki Charles’ın bir avuç askeri Atahualpa’nın on binlerce askerini Peru’da bozguna uğratıp tüfeklerini ona çevirebilmişlerdir. Bu sayede Jared Diamond Guns, Germs and Steel (Tüfek, Mikrop ve Çelik) isimli eserini gururla kaleme alabilmiştir.[i] Meselenin ahlâkîliğini şimdilik bir tarafa bırakıyoruz, zira tarih ahlâk üzerine yaşanmadı.

Doğu’dan aldığı dersi inkâr eden Avrupa, içeride kendisini geliştirdi. Kilise’yi zor da olsa ringin dışına atan, Rönesans ve Reform aşamalarını tamamlayan, feodal yapıyı çözüp merkezi devletlerini kurmaya başlayan Avrupa, burjuvazinin kabuğunu çatlattığı dönemlerde kendisini dünyanın merkezinde görmeye başlamıştı bile. Çok azı ilim, birçoğu altın, gümüş ve macera peşinde olan Avrupalılar Doğu’nun sahillerine demir atmaya başlamışlardı. Bu bir tanışma değildi, tanıma merakıydı. Seyyahlar geri döndüğünde merakla kendilerini dinleyen kardeşlerine Doğuyu ve Doğuluyu tasvir etmeye başladılar. Zenginlikler, egzotizm, erotizm, ihtişam ve debdebe ile süslenen Doğu masalları maceraperestlerin iştahını kabartıyor, yeni yolculukların fitilini ateşliyordu. Tabiî ki bu seyyahlar Doğulunun kurnazlığına, duygusallığına, öngörülemezliğine, vahşiliğine karşı uyarılıyorlardı. Öyle bir Doğu algısı oluşmuştu ki, Doğu egzotizminin resimlerini yapmak için Cezayir’e giden Fransız ressam Delacroix, aradığı egzotizmi bulamayınca resimlerini tamamlamak için Paris’e geri dönmüştü. Zira onun tahayyülündeki Doğu, gerçekte olduğundan daha egzotikti. Brüksel’in doğusuna, Venedik’in güneyine geçmemiş en baba düşünürler, siyahların ilkel aklı, doğuluların despotizmi üzerine makaleler, mektuplar kaleme alıyorlardı. Kolomb, Jurnal’ine tek gözlü, köpek burunlu, insan eti yiyen insanların yaşadığına inandığı bir adaya gitmekten imtina ettiğini yazıyordu. Çift başlı insan hikâyeleri, Hindliler’in şemsiye olarak kullanabilecek kadar büyük ayaklarının olduğuna dair raporların gün yüzüne çıkarılması da cabası.

[i] Jared Diamond; Guns, Germs and Steel: The Fates of Human Societies, W. W. Norton & Company, 1999

 

 

(Yazının devamı için, Nida Dergisi, 174. “Oksidentalizm” sayısını edinebilirsiniz.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


+ 3 = dört

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm