İKİ İLERİ BİR GERİ: 101. KOYUN

Yazar: Nusret Altundağ

 

 

Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var.

Buna rağmen “Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat” dedi ve bana, konuşmada üstün geldi.

Sâd, 23

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! 

(Mehmet Akif)

“Kutsal, tabiatta saf bir hâlde bulunmaz.” diyordu Mircea Eliade. Buna benzer bir şekilde zulüm de aslında saf hâlde bulunmaz insan yaşamında. O, kendini var kılmak ve bunu devam ettirmek için uygun formlar geliştirmek zorundadır sürekli. Elbette farklı tarzları olmakla birlikte, zulmün geliştirdiği en etkili ve kalıcı genel metod “üçgen metodu” diyebileceğimiz bir formdur.

Geometrideki en küçük alan birimidir üçgen. Üçü aynı doğru üzerinde yer almayan üç noktayı birleştiren bir yüzeydir. Yani bir üçgende en fazla iki köşe nokta aynı doğru üzerinde olabilir. Ve eğer bir şeyi bir yere kapatmak istiyorsanız, yani bir alan, bir yaşam alanı oluşturmak istiyorsanız en azından bir üçgen çizebilmeniz gerekir. Geometrik anlamda bir “doğru” ile bunu sağlamanız mümkün değildir.

Bu açıdan bugün, köşe noktaları yer değiştirmekle birlikte; kendini tekrar tekrar üretip sonsuza akıp giden bir üçgeni anlamaya çalışacağız. Dediğimiz gibi bir üçgenin her üç köşesi de aynı doğru üzerinde bulunamayacağından; bazı köşe noktalar öne çıkacak, bazı köşeler de arkada kalacaktır. Bu açıdan bugün inceleyeceğimiz üçgenin de iki tür hareketinden söz edilebilir: ”İki ileri bir geri” veya “iki geri bir ileri.” Şimdi bu köşelerin neler olduğunu belirlemeye çalışalım: “Başlangıçta “Kâbil” şeklinde zuhur eden egemen sınıf, sonraları gelişerek üç çehreye bürünür: Siyasi çehre, dînî çehre, iktisadi çehre. Bunlar Kur’ân’da üç sembol ile çok güzel ve müşahhas olarak ifade edilirler. Firavun siyasi çehredir, Kârun iktisadi çehre, Bel’am Bâura ise ruhanî çehredir. Her üçü aynı özelliğe sahiptir ve bir müessesede iş yapmaktadırlar. Biri baskıda bulunuyor (İstibdad), biri sömürüyor (İstismar), diğeri de eşekleştiriyor (istihmar)! (Ali Şeriati, Dinler Tarihi)

Dikkat edilirse Hâbilî ve Kâbilî çizginin, birer “doğru” olarak uygun formlar üretmeden yaşaması zordur. Bu açıdan nasıl ki din, insanların içinde yaşayabileceği bir fıtrî alan yaratmak için zamana uygun bir form geliştirmek zorundadır, aynı durum “zulüm” çizgisi için de geçerlidir. ”Din”in ya da “adalet”in geliştirdiği ya da geliştirmek zorunda olduğu formlar başka bir araştırmanın konusu olmakla birlikte, bugün zulmün kendini güncelleme tekniğinden söz etmeye çalışacağız. Ve asıl konumuz üçgenimizin “iktisad-ekonomi” köşesi olacak. Bu üçgenin tarihte neden kurulduğu ve korunduğu da önemlidir.

(Yazının devamı için, Nida Dergisi, 175. “Neo-Liberalizm” sayısını edinebilirsiniz.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


dokuz − 7 =

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm