‘İSLAMİ SOL’ PROJESİ KUZU POSTUNA BÜRÜNMÜŞ BİR KURT MUDUR?

MAKALE/Prof. Dr. Fethi Ahmet POLAT

GİRİZGÂH

‘Sağcı/sağcılık’, ‘solcu/solculuk’ kavramlarının siyasî ve sosyal anlamda Fransız burjuva ihtilaliyle eş zamanlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Devrimden sonra Fransız ulusal meclisinde sağ tarafta oturanlara sağcı, sol tarafta oturanlara ise solcu denmiştir. Sağcılar, kurulu düzenin devamından yana olanlardır; dolayısıyla evrimsel düzene karşı çıkan, siyasî anlamda kralı ve kralcılığı destekleyenlerdir. Statükonun sona erdirilmesini savunan; dolayısıyla krala ve kralcılığa karşı çıkan ilerici ve yenilikçi burjuvalara ise solcu adı verilmiştir.1 Son dönemlerde ortaya atılan, solun İslamî temelleriyle ilgili iddialar, bu tarihî malumat göz önünde bulundurulduğunda daha iyi anlaşılabilir.

‘İslamî sol’ ifadesi, solcu düşüncenin İslam’ı nasıl anladığını değil, İslam’ın temel metinleri üzerinde bir sol anlayışın nasıl geliştirileceğinin imkânlarını sorgulayan bir projenin terkip halindeki ifadesidir. Dolayısıyla ‘İslamî sol’, üzerine oturduğu zemin olarak kendisine İslam’ı seçmiş olduğundan ‘İslamcı sol’ kavramıyla aynı anlama gelir; ancak terkipteki ‘İslamcılık’ ifadesi, söz konusu söylem sahiplerinin bir iddiasından öteye geçmemektedir. Bu durum, iddia sahiplerinin İslamcılık adına ortaya koydukları pek çok şeyin, esasen sol söylemin temel argümanlarını ‘İslamcılık’ yaftası altında pazarladıkları gerçeğini de ortadan kaldırmamaktadır. Siyasî jargonda sağın faşizan yanları bulunduğu göz önüne alındığında, sol düşüncenin devrimci ve sosyal adaletçi yapısının herhangi bir din için, bu arada İslam için daha uygun bir söylem olması beklenirdi doğrusu; ne var ki solun materyalist düşünce yapısı, herhangi bir dinî düşünce için, bu arada İslam için kabul edilemez iddialar da içermektedir.

Muasır İslam düşüncesinde şöhret bulan İslamî sol projesinin kökleri Cemalüddin Afganî ve Muhammed Abduh’un, Mutezilî ve İbn Rüşdçü düşünceden derledikleri argümanlar eşliğinde batı düşüncesine karşı sergiledikleri takdire şayan mücadeleya kadar uzanır -hatta kimilerine göre Ebu Zerri’l-Gıfârî ilk solcudur-. Bu düşüncenin İslam dünyasının muhtelif bölgelerinde kendine taraftarlar bulması için çok fazla zaman geçmesine gerek kalmamıştır. İhvân-ı Müslimîn’in Suriye’deki liderlerinden Mustafa es-Sıbâî’nin ‘İştirâkiyyetu’l-İslam: İslam Sosyalizmi’, Seyyid Kutub’un ‘Ma’reketu’l-İslam ve’r-Ra’sumâliyye: İslam’ın Kapitalizmle Savaşı’ ve ‘el-Adâletu’l-İctimâiyye fi’l-İslâm: İslam’da Sosyal Adalet’ adındaki kitaplarıyla birlikte bu düşünce İslam dünyasında önemli bir fikir hareketine dönüşmüştür. ‘Sosyal yardımlaşma ve dayanışma’ duygusunun bu eserlerde henüz sosyalist ya da Marksist bir ideoloji kıyafetiyle sunulmadığı, daha ziyade ilahî hâkimiyet teorisi eşliğinde geliştirilen bir tür toplumsal adalet projesi olarak takdim edildiği görülmektedir. Bununla birlikte İslamî sol projesinin düşünsel anlamdaki mimarı olan Hasan Hanefî’nin bu ilk dönem sosyal içerikli İslamî anlayışlarını ve yorumlarını erken dönem İslam sosyalizmi olarak gördüğünü söyleyebiliriz. Ona göre bu silsilede yer alan düşünürler ve yazdıkları eserler kendi mecrasında akıp gitmiş olsaydı büyük ihtimalle İslam dünyasında ‘bilimsel sosyalizm’e ulaşılacaktı.2 Zaten Hanefî’nin kendisi de sosyal adalet ve dayanışma yorumlarıyla işe başlamış ve nihaî anlamda ‘İslamî sol’ projesine ulaşmıştır.

Yazının devamını 182. sayıdan okuyabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sarısoy nakliyatvaillant servisprotherm servisinem kurutmarutubet kurutmanem kurutmafalke servis