KUDRET MERKEZLİ ALLAH TASAVVURUNDAN ADALETLİ ALLAH ANLAYIŞINA DOĞRU

Yazar: Orhan GÜVEL***

(Davud Rehber * ’in God of Justice ** isimli çalışması üzerine)

Davranışlarımızı belirleyen inandığımız değerlerdir ve inançtan bağımsız bir eylem düşünülemez. Söz konusu Müslümanlar olduğunda, hayatlarına yön veren en temel unsurun ‘Allah tasavvurları” olduğu görülür. Kendisini İslam’a nispet eden birey ve topluluklar farklı Allah tasavvurlarına sahiptir. “Kadir-i Mutlak Allah”, “Merhameti gazabını aşmış Allah”, “Hikmetinden sual olunmaz Allah”, “Keyfi davranışlarda bulunabilen Allah”, “Kullarını keyfi olarak cezalandırıp, ödüllendiren, doğru yola eriştirip, saptıran Allah” , “Kullarının tüm davranışlarını belirleyen Allah”, “Tüm hayır ve şerrin kendinden sadır olduğuna inanılan Allah”, “Adalet ve hikmetle muamele eden Allah” vb.

Birey nasıl bir Allah tasavvuruna sahipse bu doğrudan davranışlarını etkilemekte, söz konusu bireylerden oluşan toplumun karşılaştığı olaylara karşı gösterdiği refleksler de ona göre şekillenmektedir. Mesela kudret merkezli, davranışları sorgulanamaz Allah anlayışına sahip bir yönetici, işveren, baba, öğretmen, cemaat lideri ve diğerlerinin tebalarından koşulsuz itaat istemeleri, adalete yaraşmayan davranışlarını kabullenip kendisini ıslah etme yoluna gitmektense çevresindeki insanlara fiilleri “sorgulanamaz yarı tanrı” edasıyla muamele etmesi başka ne ile izah edilebilir? Bunun temelinde kime, neyi, ne zaman, nerede, nasıl ve niçin yapacağı belli olmayan “Kudret merkezli Allah” inancının yattığı açıktır.

Kudret, irade ve mutlak ilime indirgenmiş, kullarına yönelik muameleleri anlaşılamayan ve sorgulanamayan Allah tasavvuru, kaçınılmaz olarak insanlardan gayrı meşru veya hatalı davranışlarını dahi sorgulamadan kabul etmelerini bekleyen kaprisli, diktatör bireylerin yetişmesine kapı aralamaktadır. Büyük ölçüde Eşariliğin etkisiyle şekillenmiş “Sünni Allah tasavvuru” da adalet merkezli Allah’tan ziyade kudret merkezli Allah anlayışını temsil eder.


Yalnızca Kudret merkezli Allah tasavvurunun Kur’an’da anlatılan “Allah”la ne kadar bağdaştığı incelemeye değer bir konudur. Bu konuda “God of Justice” (Adalet tanrısı) isimli doktora çalışması yapan Davut Rehber, “Kur’ânî düşüncede, erdemli davranışın temel muharrik prensibinin, kaprisli ve despot Allah’tan değil, hâkim-i mutlak, adaletle muamele eden Allah’tan korkmak olduğunu savunmaktadır.

Kelamî ekollerin savunduğu düşünceler ve Kur’ân’ı yorumlama (tefsir) hakkında adil bir anlatının inşa edilebilmesi için ilk önemli koşulun, Hz. Peygamber ve etrafındaki insanlar için, kendi tarihsel bağlamları içerisinde Kur’ân’ın ne anlam ifade ettiği bilgisine vakıf olmak gerektiğini ifade eden Rehber’in çalışması, “Kur’ân’ın Allah öğretisindeki baskın söylem nedir?” üzerine yazarın yapmış olduğu araştırmanın sonucu niteliğindedir ve insanın içerisinde kendisini keşfettiği ‘Allah ile ilişkisinin mahiyetini (nature), Kur’anî tedrisatın ışığında tayin ederek ilahi yasalara boyun eğmeye olanak sağlayan ruh halini keşfetmeyi amaçlamaktadır. Bu baskın söylem, yazar tarafından vahyin tarihsel bağlamı hesaba katılarak yapılan Kur’ân’a dair tetkik ve incelemelerin ardında kendi yankısını bırakmıştır.

Rehber’in sözünü ettiği bu baskın söylem, Allah’ın Hesap Günü’ndeki “Mutlak Adâleti”dir.

– Esmau’l-Hüsna, Allah hakkında yanlış anlayışlara kapı aralıyor

Kur’ân’ın Allah öğretisini açıklamada, Allah’ın en güzel 99 ismi olarak adlandırılan düzensiz/karmaşık kümeye atıfta bulunmanın yanlış bir yol olduğunu ileri süren Rehber, bu girişimin, “Allah’ın ne yapacağı belli olmayan kaprisli bir zât” olduğu tarzındaki yanlış anlayışlara kapı araladığını savunmaktadır.

İslâm’ın antropomorfizm(insan biçimcilik/tescim) karşıtı teolojisini karakterize eden “Zât/Cevher(Essence) olarak Allah” düşüncesinin, Kur’an’daki baskın Allah’ın adâleti düşüncesini anlaşılmaz kıldığını söyleyen Rehber, Kur’ân’da hem “Teşbih” (Allah’ı cismânî manada kavrayış) anlayışını hem de “Tenzih” (Allah’ı cismânî olmayan manada kavrayış) anlayışını destekleyen ayetlerin varlığına işaret etmektedir.

Elimizde, “Teşbih” ayetlerinin mecazi, “Tenzih” ayetlerinin ise lafzî (literal) manada yorumlanacağını veya tam tersi bir durumun söz konusu olduğunu söylememizi sağlayacak nihai bir kıstas olmadığını ifade eden Rehber, “Bu durum, konuyla ilgili Hanbeli ve Eşarilerin ‘bilâ keyf’ (keyfiyeti meçhul) formülünü ortaya koymalarına neden oldu. Bu formül çerçevesinde, örneğin “Allah arş üzerine istiva etti; fakat bunun nasıl olduğunu sorma” tarzında bir mana gündeme gelmiştir” demektedir.

– Kur’an’da insan davranışlarının belirlendiğinden bahsedilmez

İslâm esası itibariyle putperestlik karşıtı (anti-idolatrous) olduğu için, Müslümanların antropomorfizm karşıtı düşünceyi, İlahi Öz (the Divine Self)’ün diğer veçhelerinden daha fazla geliştirdiğini belirten Rehber, çalışmasında önemli bir bölümün, “Kur’ân’ın insanın fiillerinin önceden tayin edildiği düşüncesini ihtiva ettiği”ne dair görüşün reddi üzerine tahsis edildiğini söylemektedir.

Çalışmasının “Kur’ân’ın Ahlak Öğretisi”ne dair karşılaştırmalı bir okuma olduğunu ifade eden Rehber, “Müslüman Teoloji’de ve Kur’ân’da Allah Öğretisi Üzerine Karşılaştırmalı bir Okuma” şeklinde de isimlendirilebileceğine değinmiştir.

Kur’an’ın ahlak öğretisi üzerine yaptığı araştırmada ulaştığı çıkarımların yanlış yorumlanabileceği endişesini dile getiren Davud Rehber, şunları söylemektedir:

A) Allah’ın en güzel isimleri olarak adlandırılan kümenin ayrı ayrı numaralandırılmasının/isimlendirilmesinin, Kur’ân’ın Allah öğretisini açıklamada bilime aykırı bir metot olduğunu söylediğimizde; bu, 99’luk tespihle zikirde bulunma şeklindeki Sûfi uygulamasını kınadığımız anlamına gelmiyor.

B) Kur’ânî kavramların, hadis literatüründeki kavramlardan ayırt edilmesi gerektiğini söylediğimizde; İslâmî düşünce doğrultusunda hareket etmek için Hadis’in çok asli bir katkıya sahip olduğunu göz ardı etmiş olmuyoruz.

C) Allah’ın Sonsuzluğu, Kayyûmiyeti, Âlim-i Mutlak, Her şeye gücü yeten oluşu ve Müslüman Teoloji’de ifade edildiği üzere ‘Var olan Tek Hakikat’ olduğu konuları hakkında Kur’ân’da herhangi bir şeyin yazılı olmadığını söylememiz, Kur’ân’ın bu fikirleri reddettiği anlamına gelmez. Sadece, bu konuların Kur’ân’ın kapsamı dışında olduğu anlamına gelir.

Yukarıda bir kısmına işaret ettiği kelamî görüşlerin, Kur’ânî tabirlere farklı anlamlar yükleyen komplike teolojik fikirler olduğunu savunan Rehber, “Bu tabirler, Kur’ânî bağlamları içerisinde farklı manalara sahiptir. Nesnellik amacıyla, bu tabirleri kendi bağlamlarından kopararak almak yanlıştır” demektedir.

– Her bir kabulü Kur’an’a dayandırma çabasına girilmemeli

Kur’an’ın, Allah’ın “Ezeli, Ebedi, Kayyûm, Âlim-i Mutlak, Her şeye gücü yeten ve Var olan Tek Hakikat” olduğuna dair düşünceler üzerinde pek durmadığını vurgulayan Rehber, her bir kabulümüzü Kur’an’a dayandırma çabasına girmeden, bu tür inançların farklı zeminler üzerinde şekillenmesi gerekliliğine işaret etmektedir.

Tezinin, Müslüman teolojinin reddi anlamına gelmediğini ifade eden Rehber, çalışmasında, nesnellik arayışı çabası içerisinde “Kur’ân’ın diğerleri içinde son derece basit ve sade olan bir topluma hitap ettiğine ve yine bu toplum tarafından anlaşıldığı”na dikkati çekmeyi amaçladığını belirtir.
Komplike Grek düşünceleri olan Zât/Cevher(Essence) ve Mutlak(Absolute) kavramlarının, İslâm’a yeni ve önemli bir muhteviyat bahşetmek amacıyla Abbasiler döneminde gündeme geldiğini söyleyen Rehber, “Bu kavramlar, entelektüelleşme sürecine kendini kaptırmasıyla anti-antropomorfik olmaya başlayan ‘putperestlik karşıtı Müslümanlar’ın ilgisini çekti. Hâlbuki Kur’an’ın ruhu farklıdır. Kur’an’ın ruhu, tamamen, Allah’ın insanoğluyla kurduğu ilişkinin, onunla yaptığı sözleşmelerin ve tersi yönde; insanoğlunun Allah’la olan ilişkisinin ve yaptığı sözleşmelerin üzerine bina edilmiştir. Kur’ân’da, Allah ‘Zât/Cevher’ olarak değil, ‘Hakim’ (hüküm ve hikmet sahibi) olarak geçer ki, “Zât/Cevher” olarak algılanmasına sebebiyet verecek en küçük anti-antropomorfik sıfat ve nitelikle karşılaşmamız da olası değildir” demektedir.

– “Müslümanlar “Allah’ın Adâleti” fikrinden vazgeçti”

Müslüman teolojide “İlahi Adâlet” fikrinin “Zât/Cevher” düşüncesine nispetle ikinci planda kalmasının ikinci bir nedeni olduğuna değinen Rehber, şunları söylemektedir:

“Din kurumu ve devlet, İslâm’da ayrılmaz parçalar olagelmiştir. İslâm toplumunda ahlak(morality), Teokratik Devlet’in ilgi alanında olmuştur. Suç aynı zamanda günahtı; tersi yönde, günah da aynı zamanda suçtu ve her ikisi de hem bu dünyada yetkiyi elinde bulunduran kimseler tarafından hem de ahirette Allah tarafından cezalandırılmayı hak ediyordu. Bu çifte cezayı hafifletmek için, Müslümanlar “Allah’ın Adâleti” fikrinden vazgeçti ve insani ilişkilere müdahale etmek için son derece soyut olan bir “Varlık(Being)”ı temsil eden “Zât/Cevher” düşüncesini geliştirdiler. “Mutlak” düşüncesi, “Âlim-i Mutlak(Divine Omniscience)” mefhumuna yol açtı ve böylece, ilk olarak Emevilerin hükümdarlığı zamanında geliştirilen ve Müslüman Amentüsü’nün hemen hemen genel-geçer bir maddesi haline gelen “Allah’ın takdiri/kader” düşüncesi ortaya çıktı.”

Mutezile’nin, “Allah’ın insanın fiillerini önceden tayin etmediği” görüşünü savunarak bu konuda istisna teşkil ettiğini söyleyen Rehber, bu düşüncenin Kur’ân’la mutabık olduğunu ifade etmiştir.

– “Yeni nesil Müslümanlar, sadece ‘Kur’an’ın neyi ihtiva ettiğini’ bilmek istiyor”

Modern çağın nesnellik (objectivity) çağı olduğunu vurgulayan Rehber: “Nesnellik ilkelerini uygulama yöntemleri de, belirgin biçimde moderndir. Geçmiş dönem (classical) âlimlerin entelektüel donanımları zengindi; fakat onlar, deneyselliğin (empiricism) sonuçları ile yüzleşmediler” demektedir.
Modern bilimsel öğreti içerisinde yetişmiş yeni nesil Müslümanların, “Kur’ân’ın Grek kökenli ‘Mutlak’ düşüncesinden Einstein’ın ‘Görelilik Kuramı’na kadar her şeyi ihtiva ve temsil ettiği” şeklinde bir anlayıştan ziyade; sadece “Kur’ân’ın neyi ihtiva ettiğini” bilmek istediklerini belirten Rehber, “Kur’ân’ın ihtişamı, sadece on yıl içerisinde çok kolay bir biçimde tamamen hükümsüz hale gelebilecek “her yeni bilimsel teori” ile uyumluluk arz ettiği şeklinde suni bir sonuca ulaşarak tahakkuk etmez. Bilakis, onun ihtişamı, kendi terimleri çerçevesinde, kendi lafzî(literal) ve tarihsel bağlamı içerisinde anlaşılan “[Kur’ânî] düşünceler”in farkına varılmasıyla tahakkuk eder” değerlendirmesinde bulunmaktadır.

Kelam alimlerinin, terimleri, Kur’an’ın terimlerinden çok daha komplike (sophisticated) olarak düşündükleri tespitinde bulunmakla, “komplike olmayan”a (unsophistication) geri dönüşün mecburiyetini ima etmediğine işaret eden Rehber, “Bilakis, bu inkişafın farkına varmak, ‘yeni düşünce biçimlerine yönelik hoşgörü ve bir adım sonrasında bu biçimlerle uzlaşma ruhu’nu vücuda getirme kabiliyeti sunar. Eğer İslâm’ın altıncı yüzyıldaki teolojik konumunun, birinci yüzyıldaki konumundan belirgin şekilde farklı olduğunu gösterebilirsek, İslam algısındaki değişime atıf yapabiliriz” demektedir.

– “Nesnel meallendirmeler, uzun vadede ‘akıl birliği’ni sağlar”

Kur’an’dan en güncel bilimsel düşüncelere dair anlamlar çıkarmaya devam etmeliyiz diyen Müslümanların, “Kur’an’ın kendi terimleri içerisindeki manalarının yeterince hürmet görmeye layık olmadığı, dolayısıyla bunların üstünün örtülmesi ve daha modern olan bir şeyle yer değiştirilmesi gerektiği” tarzındaki bir yanılgıya düştüklerini ifade eden Rehber, bunların yenilgiyi kabullenen kimseler olduğunu belirtmektedir.

Kitabın nesnel manalarını ortaya çıkarmak ve geleceğin Müslüman alimleri için sağlam bir miras bırakmak için teşebbüslerde bulunmanın çok daha hürmetkâr, entelektüel açıdan da daha dürüst ve güvenilir olduğunu vurgulayan Rehber, “Noksansız bir nesnellikten bahsetmek imkânsızdır; fakat bu, kişiyi nesnel bir tavır almadan alıkoymamalıdır. Bu yöntem bize, Kur’an’a bilinçli bir şekilde yabancı anlamlar yüklemekten çok daha makul gelmelidir. Nesnel meallendirmeler, uzun vadede azami bir akıl birliğine sahip olmaya ve modernleşen nesilleri, kafa karıştıran yorum çeşitliliğinin sonucu olarak ortaya çıkan şüphecilikten kurtarmaya tek başına talip olabilir” önerisinde bulunur.

İslâm’ın ilk yüzyıllarındaki teolojik ve tefsir (yorumlama) üzerine tartışmaların mâhiyeti hakkında biraz fikir sahibi olmak isteyen birinin Suyutî’nin el-İtkan’ından yararlanabileceğine işaret eden Rehber, “Bu eser; İslâm’ın o diri günlerinde, insanların, entelektüel özgürlüğe ve cesarete, bugünkü Müslümanlardan daha fazla hürmet ettiklerini gösteriyor. Bugün, tarih yazımının ve alime yakışır faaliyetlerin ademiyatı yüzünden Müslümanlar, Kur’an’a, Hz. Peygamber tarafından cilt halinde alınan ve herhangi bir tarihsel arka plana sahip olmayan kitap olarak muamele etmeye başladı” demektedir.

“Satır arası(kelime kelime) tefsirler, Kur’ânî çalışmalara paha biçilemez hizmetlerde bulundu. Fakat bu tefsirler, Kur’ân’ın ortaya koyduğu düzenli öğretiyi –ki elinizdeki çalışmanın konusu bu öğreti üzerinedir- açıklamada yetersiz kaldı” tespitinde bulunan Rehber, geniş fikirli Müslümanlar olarak, ilk zamanlarından günümüze kadar geleneğimizin her safhasına vakıf olmamız gerekliliği üzerinde durmaktadır.

Geleneğin eleştirel bir gözle değerlendirmeye tabi tutulması zarureti üzerinde duran Rehber, dışlayıcı ve tahkir edici söylemlerden uzak durulması gerekliliğini vurgular. Ona göre, “Fahruddin Razî ve Celaleddin Rumî aslî farklılıklara sahiptir; ancak her ikisi de bize aittir. Hz. Ali ailesinin çektiği destansı acılar, ilk dört halifenin üçüne yapılan suikastlar kadar bize aittir. Şu veya bu tabirin hoşumuza gidip gitmemesi, onun mirasımızın parçası olduğu gerçeğini değiştirmez.”

Çalışmasında ele aldığı konuların etraflıca incelenmeye ihtiyaç duyduğunu ifade eden Rehber, ulaştığı çıkarımların üzerine yapılacak daha nitelikli bir değerlendirmenin, Müslümanlardan daha çok sayıda güzide zihnin bu çalışmayı okumasıyla mümkün olacağını belirtir.

Çalışmasında yer alan kudret merkezli Allah anlayışına yönelik eleştirileri hakkında bazı tepkilerle karşılaştığını anlatan Rehber, başlıca itirazın “Allah’ın gücünü kısıtlamak doğru değil” ifadesi olduğunu söylemektedir.

Bu itiraza cevaben, “Allah, kendi eliyle kendini kötülükten alıkoyar; böylece kendi gücüne sınırlama getirir. Kur’anî terimlerde Allah’ı bizzat olduğu haliyle tanımamız için, O’nu kontrolsüz, başıboş bir güç olarak değil, ahlakî bir zat olarak tanımamız icap eder” dediğini aktaran Rehber, savunmacı İslam anlayışına (apologetics) sahip Müslümanların mübalağa ile karakterize edilmiş olduğunu savunmaktadır.

– “Savunmacı İslam anlayışı, detayları görmedeki yetersizlikten kaynaklanıyor”

Savunmacı İslam anlayışının “bir şeyleri haddinden fazla yüceltmek”ten ziyade detayları görmedeki yetersizlikten kaynaklandığının altını çizen Rehber, “Detayların bilgisi, niteleyici ibareler sağlayarak, tek başına mübalağayı kontrol altında tutabilir. Öyle görünüyor ki; savunmacı anlayışı bertaraf etme, yalnızca duyguların sınırlandırılması meselesi değil, detayların bilgisini işleyerek, entelektüel donanımı geliştirme meselesidir” demektedir.

Bu bağlamda, Kur’an’daki bir konu hakkında yüzlerce pasaj mevcutken sadece birkaçına dayanarak mezhebi kabulleri delillendirme çabasına girmenin yanlışlığına işaret eden Rehber, “Bir konu hakkında üçyüzden fazla pasaj mevcut iken, onunla ilgili sadece birkaç pasajı alıntılamaya ne hakkımız var?” diye sorarak, Müslüman ilim dünyasını, ilk defa bu çalışmada uygulandığını ifade ettiği, “Kur’anî pasajların detaylı derlemesi ve analizi”ni daha iyisini yapmaya davet etmektedir.

Davud Rehber’in doktora tezi olarak hazırladığı “God of Justice” (Adalet Tanrısı) isimli çalışma, 5 bölümden oluşmaktadır.

Birinci bölümde tezin amaç ve kapsamı hakkında bilgi veren Rehber, “Metafiziki değeri olduğuna inanılan bazı Kur’ani ifadelerin asli anlamlarının açıklamalı incelemesi” başlığını taşıyan ikinci bölümde sırasıyla, “El-Hakk” (‘Gerçek İlah’ veya ‘Var Olan Tek Hakikat’ olarak Allah) , “Kur’an’da Allah’ın Sonsuzluğu ve Kayyûmiyeti” ile “İlahi Kudret” (Güç) kavramlarını irdelemektedir.

Üçüncü bölümde, “Allah’ın insan fiillerini önceden takdirine işaret ettiğine inanılan bazı Kur’ani ifadelerin bağlamsal manalarının irdelenmesi” başlığı altında, “İlahi İlim” (Bilgi) , “İlahi Meşiet” ( İrade, Dileme), “Allah’ın Tadlili” (Dalâlete sevk etmesi), “Allah’ın Hidayeti” (Hidayete sevk etmesi), “İlahi Kaza” (Emir/Hüküm), “İlahi Kader ve Takdir”, “Allah’ın Lütfu, Tevfiki, Hızlanı (Terk etme) ve “Hatmi” (Mühürleme) ile “İlahi Yazımlar” konularını ele alan Rehber, “Allah’ın rahmet ve sevgisinin keyfiliğine işaret ettiğine inanılan bazı Kur’ani ifadelerin bağlamsal önemlerinin irdelenmesi” başlıklı dördüncü bölümde, “İlahi Mağfiret”, “İlahi Afv”, “Allah’ın Tevbeleri Kabul Etmesi”, “İlahi Rahmet” ve “İlahi Sevgi (Hubb ve Vudd)” kavramlarının nasıl anlaşılması gerektiği hususunda önerilerde bulunarak, çalışmasının “Özet” başlığını taşıyan beşinci ve en son bölümünü, “Kur’ânî düşüncede, erdemli davranışın temel muharrik prensibi”, “Muhkemât ve müteşabihât” ve “Kapanış yorumları” adını taşıyan üç yazıyla tamamlamaktadır.

Çalışmasının ek bölümünde en önemli gördüğü Kur’an kelimelerinin geçtiği ayetler hakkında ayrıntılı bir derlemeye yer veren Rehber, sırasıyla “el-Hakk kelimesinin Allah’a nispet edilmediği Kur’ani bağlamları”, “Kadera” kökünden türetilmiş kelimelerin Allah’ın Gücü”ne nispetle geldiği yerlerin Kur’ânî bağlamları”, “Alime” kökünden türetilmiş kelimelerin ‘Allah’ın ilmi’ne nispet edildiği yerlerin Kur’ânî bağlamları, “Şâe” kökünden türetilmiş kelimelerin ‘Allah’ın Meşieti(irade etmesi)’ne isnat edilerek geldiği yerlerin Kur’ânî bağlamları, “Dalle” kelimesi ve türevlerinin ‘Allah’ın Dalâlete Sevk Etmesi’ anlamında kullanıldığı yerlerin Kur’ânî bağlamları”, “Hedâ” kökünden türetilmiş kelimelerin, ‘Allah’ın Hidayete Sevk Etmesi’ anlamında kullanıldığı yerlerin Kur’ânî bağlamları, “Kadâ” kökünden türetilmiş kelimelerin Kur’ânî bağlamları, “Ketebe” kökünden türetilmiş kelimelerin Kur’ânî bağlamları, “Gafera” kökünden türetilmiş kelimelerin “Allah’ın bağışlaması manasında kullanıldığı yerlerin Kur’ânî bağlamları, “Afv” kökünden türetilmiş kelimelerin “Allah’ın Bağışlaması” anlamında kullanıldığı yerlerin Kur’ânî bağlamları ve “Tevebe” kökünden türetilmiş kelimelerin ‘Allah’ın tevbeleri kabul etmesi’ anlamında kullanıldığı yerlerin Kur’ânî bağlamları hakkında ayrıntılı bir liste sunmaktadır.
Davud Rehber’in “God of Justice” adını taşıyan eseri, Kur’an yorumunda daha çok mezhebi kabulleri ispatlama çabasıyla uygulanan parçacı tefsir metodundan kaynaklanan yanlış anlamlandırmaları tespit etmeyi önermektedir. İlk yapılması gereken Kur’ani olanla Kuran dışı düşüncelerin birbirinden ayırt edilmesidir. Zira bu yapılmadan Kur’an’ın Allah tanımını açığa çıkarmak mümkün değildir.

Müslümanları mevcut Allah tasavvurlarını sorgulamaya davet eden Rehber, kitabında yaptığı açıklamaların işlediği konuların ehemmiyetine kıyasla doyurucu olmadığının farkındadır. Bu nedenle çalışmasının Müslüman araştırmacıları yönlendirici nitelikte olduğunu ve ilgili başlıklar üzerine yapılacak ciddi araştırmalar sonucu daha tatmin edici sonuçlara ulaşılabileceğini ifade etmiştir. Sonuç olarak Rehber’in kitabında irdelenmesini önerdiği konu başlıkları, “Allah-İnsan arasındaki ahlaki münasebet”i doğru anlayabilmemiz açısından ciddi teklifler sunmaktadır.

NİDA DERGİSİ 161. SAYI EKİM – KASIM 2013

* Pakistanlı akademisyen Prof Dr. Davud Rehber (1926).

** Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Tefsir Bilim Dalı Yüksek Lisans öğrencisi İsmail Duman tarafından Türkçe’ye çevrilen eserin, önümüzdeki aylarda yayınlanması planlanmaktadır. Bu yazı vesilesiyle İsmail Duman beye teşekkürlerimi sunuyorum.

*** Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Tefsir Bilim Dalı Doktora öğrencisi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


6 − dört =

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm