Mermilerin Vızıltısı Duyulur mu

Yazar: İlkay Yılmaz

Şarkı söylediğimi hayal ediyorum. 

Ve bana soruyorsun:

“Ne yapıyorsun, oğlum?

Hayalindeki şarkı ne anlatıyor çocuğum?”  

 Anne, bir zamanlar bir evim olduğunu söylüyor 

Şimdi hiç evim yok anne.

Bir zamanlar bir sesim ve dilim vardı.

Şimdi ise ne sesim, ne de dilim var.

 Kaybettiğim sesim ile,

 Kaybettiğim bir dilde,

 Kaybettiğim evim hakkında,

  Bir şarkı söylüyorum anne.

Paramparça olmuş evler ve rüzgârın etrafa savurduğu paçavralar. Sonra kar… Her yer bembeyaz… Ardından mezarlık… Bir kadın, rüzgârlı havada karlarla örtünmüş mezarlığın içinden geçerek gidiyor. Bir ağacın dalında boynundaki ilmekle şair Hamza’nın bedeni asılı duruyor. Abdullah Sidran’ın yukarıdaki dizeleri eşlik ediyor filmin açılış sekansına. Ölüm var sadece sahnede. Bu sahne hayatın içinden bir kurgu ya da bir senaristin fantazyası değildi. Bizatihi bir şehrin görünümüydü. Hem de en yalın haliyle. Sadece ölüm vardı havada ve yerde. Kar örtebilir mi ölümleri?

1992-1995 yılları arasında Bosna kan akıttı. On binlerce beden Sırpların katliamlarına uğradı. Bosna’nın üzerine ölüm çöktü. Dünya oradaydı. Ama sessiz kaldı. 1997 yılında savaştan iki yıl sonra yok olmaya yüz tutmuş bir ülkenin yaşadıkları hâlâ taptaze iken, yönetmen Ademir Konevic, senaryosunu Abdullah Sidran ve Pjer Zalica ile birlikte yazarak dünyanın görmek istemediği ülkelerini şiirsel bir dille sinemaya aktarmışlar. Eğer dünya bir gün kendisiyle yüzleşmeye başlarsa tarihin tozlu sayfalarına bakarken belki bu kayıtla da görmezden geldiği Bosna’yı bu defa görebilir.

Kusursuz Çember, Bosna’nın savaş yılları boyunca yaşadıklarına, bir milletin nasıl yok edilmeye çalışıldığına ışık tutarken, insanoğlunun zor zamanlardaki çaresizliğine de değinerek, tarihin bir dönemine ve dünyanın kayıtsızlığına şahitliğe çağırıyor bizleri.

İki kardeş, Adis ve Kerim, sabahın erken bir vaktinde henüz uykudayken, Çetnikler  (Sırp Milisleri) köylerine saldırırlar. Silah sesleri ve bombaların patlamalarıyla uyanırlar. Teker teker köydeki bütün evleri ve ahırları dolaşıp karşılarına çıkan her şeyi yok etmeye gelmiş olan Çetniklerden saklanarak zor bela kurtulurlar. Bu sahneden sonra kamera Saray Bosna’ya çevrilir. Hamza, yılgın bir şekilde, bunalımlar içerisinde, savaşın ortasında hayatını sürdürmeye çalışırken eşiyle sürekli tartışır. Savaşın yarattığı tedirginlik ve kaos Hamza’nın evinde ve her yerdedir. Hamza karısının ısrarla başka bir ülkeye gitme isteğine karşı çıkar. Kendi topraklarında kalmak ister. Karısına “Sen gidince benim savaşım biter!” der.

(Yazının devamı için, Nida Dergisi, 176. “Ulus Devletler Toplamı # Hanif Millet. Ümmet” sayısını edinebilirsiniz.)

Önceki Konu:
Sonraki Konu:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


2 + beş =

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm