MİLLİYETÇİLİĞİN DEĞİŞEN YÜZÜ; MİKRO MİLLİYETÇİLİK

 

Yazar: Arif Arcan

 

‘Bütün ideolojiler yaşadıkları çağın olaylarından ve gelişmelerinden etkilenerek oluşurlar. Milliyetçilik de modernliğin bir ideolojisi olarak modern tarihsel ve toplumsal koşulların etkisiyle ortaya çıktı. Modernliğin nesnel toplumsal koşullar ve değerler dünyası milliyetçilik söylemini üretti. Milliyetçilik, modernlik biçimiyle ulus-devletin bir ideolojisi olarak yapılanmıştı. Ulus-devletin kültürel ve politik bütünlüğü için önemli bir aidiyet kimliği olarak biçimlenmişti. Parçalanan imparatorluk kültür ve siyasetleri karşısında ulus-toplum ve ulus-devlet bütünlükleri üreterek kitlelere, topluluklara, cemaatlere ve milletlere yeni bir şemsiye sağlamaktaydı. Ancak milliyetçilik, her söylem gibi belirli koşullara bağlı olduğundan koşulların değişmesiyle birlikte o da değişmeye başlamaktadır. Çünkü yeni koşullar yeni politik, kültürel, ekonomik ve teknolojik gelişmelerle birlikte oluşmaktadır. Bunlar da milliyetçiliğin içinde inşa olduğu eski yapının parçalanması ve dolayısıyla milliyetçiliğin de paradigmal egemenliğinin kaybetmeye yüz tutması demektir. Son sözü en başta söyleyelim: Millet değiştikçe onu temel yorumlama kaynağı olarak gören milliyetçilik söylemi de değişecektir.’

Milliyetçiliği değişime uğratan ‘millet’ kavramsallaştırmasındaki değişim, bizatihi millet kavramının yapısal değişiminden çok, millet kavramsallaştırmasının anlam yükünün değişimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ulus-devlet, millet, ortak vatan, ortak ülküler, kader birliği, ortak doyum ve ortak doyum beklentisi, milli çıkar, fiziki ve siyasi sınırlar, coğrafya, yurttaş ve yurttaşlık ödevleri gibi birçok soyut anlamlandırmalar özellikle ekonomi politiğin değişimi ile farklı muhayyel içerikler kazanmaktadır. Hayal edilmişlik durumu burada önemli bir şifre anahtarıdır. Zira;  ‘… Milliyetçilik, elde mevcut bulunan tarihî mirasın içindeki kültürler arasından seçici bir bakışla yeni kompozisyonlar oluşturur ve onları bütünüyle dönüştürür; ama her halükârda yararlandığı kaynak bu kültürel zenginliktir. Ölü diller yeniden canlandırılır, yeni gelenekler icat edilir, hayali bir geçmişe ait olan bazı saf semboller restore edilir.’   

Özellikle son çeyrek asırda modernizmin üretimi olan ulus-devlet önemli bir değişim ve dönüşüm geçirmektedir. Ulus-devletin değişimi ve dönüşümü beraberinde iç içe geçmiş olduğu milliyetçiliği de değişime uğratıyor. Daha anlaşılır bir ifade ile ulus-devlet ve milliyetçiliğin birbirlerini üreten anlam yükleri değişime uğruyor. Neo-liberalizim, neo-muhafazakârlık, küreselleşme ve post-modernizm süreçleri bu değişim ve dönüşümün nedenleri. Modernizmin bütüncül yaklaşımı postmodernizmin parçalı tutumu ile önemli bir eleştiriye uğruyor. Ekonomik etkinlikler artık ulus-devlet temelli değil; neo-liberal bir ekonomi anlayışın merkezinde ulus üstü bir mahiyete bürünüyor.

Post-modernizmin düşünsel planda, neo-liberalizmin ise ekonomik etkiler bağlamında mümkün kıldığı küreselleşme olgusu, ideolojik anlatıların meşruiyetini dolaysız olarak varlık nedenlerini önemli ölçüde erozyona uğrattı. Büyük ideolojik anlatıların baskısı altında kalan birçok alt varoluşlar ve alacakaranlıkta kalan görüngüler açığa çıktı, görünür bir hal aldı. Bu süreç dâhilinde post-modernizmin baskın karakteristiği olan ‘görünüyor olmak’ üzerinden oluşturulan yeni siyasal ve sosyal varlık iddiaları gündeme geliyor. Ulus-devletin oluşturmak zorunda olduğu bütünlükçü kamusal alan parçalanarak genişliyor, ulusal boyutta ve uluslararası ilişkilerde tek merkez fikri yerine gevşek ve çelişik merkezler fikri ortaya çıkıyor.

 

(Yazının devamı için, Nida Dergisi, 176. “Ulus Devletler Toplamı # Hanif Millet. Ümmet” sayısını edinebilirsiniz.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


bir + 4 =

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm