MODERN ANOMALİ İLE POSTMODERN PARODİ ARASINDA DİNSELLİĞİN AHİR ZAMAN HALLERİ

İSLAMCI ANTİ-MODERNİST SÖYLEMİNİN POSTMODERN KAYNAKLARI

 MAKALE/ MEHMET ULUKÜTÜK

 Giriş

Bu makalede, modernliğin epistemik şiddetinin tazyiki altında tek bir hakikat ve gerçekliğin iddia edildiği, kutsalın ve ilahi olanın ötekileştirildiği ve sekülerleştiği ancak dinsel olanın modernliğin menfaatleri doğrultusunda araçsallaştırıldığı anomi[1] halinden bahsedilecek ve daha sonra bu anomi halinden bir çıkış umudu veya alternatifi olarak ortaya çıkacak olan post-modern parodi[2] hallerinin gerçekte bir umut mu yoksa yıkım mı olduğu tartışılacaktır. Modern anomalinin üstesinden post-modern parodi ile gelme arzusunun içinde barındırdığı risklere işaret edilecektir. Kutsalın ve ilahi olanın ötekileştirildiği, verili ve tek bir ontik ve epistemik hakikat iddiasının modern anomi durumlarında post-modernliğin göreli hakikat iddiasıyla üstesinden gelme girişiminin tutarsızlıklarına işaret edilirken, aynı zamanda içinde yaşadığımız dönemde modernliğin dinsel eleştirisi ve dine dönüş hareketinin geri planında dinin bizatihi kendisinden kaynaklanan bir motivasyon ve inancın olmadığı, bilakis lizatihi post-modern parodiler olduğu iddia edilecektir.  Diğer taraftan ise İslamcı anti-modernist söyleminin Post-modern kaynakları üzerinde durulacaktır. Son olarak ise, İslam’ın post-modern parodi halinin ekranlara yansıyan gölgelerinden bahsedilecektir. Şimdilerde özellikle hadis ve sünnet üzerine ekranlara yansıyan polemiklerin post-modern bağlamı etrafında içinde barındırdığı tuzaklara işaret edilecek ve post-modern parodi kültürünün hâkim olduğu mahfillerde böylesi polemiklerin gelecekte de devam etmesinin mümkün olacağı iddia edilecektir.

Modern Anomali: Herkes İçin Tek Bir Hakikat

Modern felsefe ontolojik, epistemolojik ve etik düzlemde bir takım meydan okumalar ve yeni iddialarla karşımıza çıkar. Özellikle epistemoloji merkezli ve özne odaklı Kartezyen felsefe niteliğiyle karşımıza çıkarken, hakikatin, daha doğrusu gerçekliğin tek bir kaynağı ve yöntemi olduğunu iddia eder. İçinde yaşanılan evreni ve doğayı bütün kutsallıklarından ayırarak mutlak epistemik öznenin sıradan epistemik bir nesnesine dönüştürür. Tanrı’nın ve insanın rolleri yeniden inşa edilir. Mesela Descartes, Galilei, Gassendi ve onları izleyenler için bilmekle yapmak ve üretmek arasındaki ilişki hiçbir suçluluk duygusuna yol açmayacak türde bir ilişkidir. Tanrı’nın doğayı yaratmış olması, onu insanın kullanımına sunması olarak yorumlanmaktadır. Artık küçümsenmeyen laboratuvar deneyleri hızla gelişmekte, do­ğa biliminin özler üzerine düşünmek yerine deneyimle gelişeceğine inanılmaktadır. Ortaçağ’da fizikçinin Tanrı’nın eseri üzerinde düşünmesi, oradaki eğilimleri, erekleri bulup ortaya çıkarma çabası, onun Tanrı bilgisine yakınlaşmak dileğinden kaynaklanırken, şimdi mühendis-bilim adamı, doğanın mekanizmasını bilerek ve ona benzer yeni makineler üreterek kendisi de bir mühendis gibi doğayı yaratmış olan yaratıcının izinden gittiğini düşünmektedir. Modern doğa bilimi ve felsefesi doğanın bir nesne olarak özneye indirgenemez başkalığında anlaşılmasıyla doğmuştu. Ortaçağ’da ereksellikler alanı olan doğa, öznenin kendisini nesne-doğaya yansıtmasını, 15. ve 16. yüzyılların hayran olduğu doğa ise öznenin onu her türlü donuklaştırıcı yasa bağlamında düşünmek istememesini beraberinde getirirken, 17. yüzyılın makina-doğa tasarımı, modern bilimin epistemolojik gerektirmesi olan özne ve nesne arasındaki mesafe ve başkalık düşüncesinin doğmasına yol açar. 1620’lerden itibaren gelişen bir süreç içinde Avrupa’nın tüm önemli düşünürleri, Galilei, Gassendi, Descartes, Toricelli, Fermat, Huygens, Hobbes, Boyle, aralarındaki bütün ayrılıklara ve zaman zaman rastlanan şiddetli tartışmalara karşın, bir noktada aynı düşünceyi paylaşmaktadırlar: Doğa bir makinadır ve bilim de bu makinayı kullanma ve yeni makinalar üretme sanatıdır Karşılıklı etkileşimle bile açıklanamayacak bir hızda ve yaygınlıkta oluşan bu uzlaşmayı Lenoble, psikolojinin terimlerine başvurarak açıklamayı dener: Batih, doğa karşısındaki çocuksu tavrını terk etmekte, yani kendisine kol kanat geren ya da kötü edimler için onu cezalandıran, ama her durumda onunla ilgilenen, ona yönelik niyet ve kaygılar besleyen bir Doğa Ana tasarımının yerine, kendisi karşısında kayıtsız, kendisine hiç benzemeyen, özerk bir varlık olarak doğa tasarı­mını geçirmektedir. Bu makine imgesi, doğanın özneye yabancı, ona hiç benzemeyen bir şey olarak anlaşılmaya başlandığının göstergesidir. İnsanın, Descartes’ın deyişiyle “doğanın efendisi ve sahibi” olmasına karşılık olarak ödediği fiyat budur. Üstelik 16. yüzyıl, bu yeni doğa tasarımı karşısında ne suçluluk ne de korku duymaktadır.[3] Modernliğin söz konusu bu felsefi arka planı, kutsallıktan arındırılmış bir dünyada yalnızlaşan insanlara sadece bir anomi armağan etmektedir. Bu anomi’ye karşı post-modern düşünce bir alternatif bulmaya çalışmış ve insanları parodi durumuyla baş başa bırakmıştır.

[1] Toplumların özellikle geçiş aşamasında yeni kurallardan mahrum olduğu bir durumda kuralsızlık ve dolayısıyla anlamsızlık ve buhran tecrübesi yaşamalarına verilen bu kavram, özellikle dinlerin eskatolojik tahayyüllerinde ahir zamanda içlerine düşecekleri fitne hallerine de işaret etmesi açısından önemli bir kavramdır. Anomali; bireyin neye, hangi doğrulara inanacağı ve bağlanacağını bilmemesi halidir. Karar verebilmek için bireyin değerler dünyasında en düşük düzeyde dahi bir kesişme ve bütünlük yoktur.

[2] Parodi: Yunanca kökenli bir kelime olan parodi; “Ciddi olduğu varsayılan bir yapıtın bir bölümünü ya da tümünü koşutlukları koruyarak alaya alan, biçimini bozmadan ona bambaşka bir içerik vererek, özle biçim arasındaki bu karşıtlıktan gülünç ve eleştirel etkiyi var etmektir.” Post-modernizm içinde yer alan parodi ise eylemsel bir olgu şeklinde var olmakta ve genelde alayı, taklidi içermektedir. Geleneksel olarak parodi, ciddi bir yapıtın konusunun ya da yöntemlerinin gülünç biçimde değiştirilmesiyle ortaya konan hicivli taklit bir yapıttır. Parodi ile ironi benzer bir yapı gösterirler ve bu nedenle parodi de ironide ortaya çıkar.

[3] Bumin, Tülin, Tartışılan Modernlik: Descartes ve Spinoza, Yapı Kredi Yay. İstanbul 2010, s. 24. Modernliğin sosyolojik çözümlenişi için bkz. Wagner, Peter, Modernliğin Sosyolojisi – Özgürlük ve Cezalandırma, Çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı Yay, İstanbul 2005.

YAZININ DEVAMINI 181. SAYIDAN OKUYABİLİRSİNİZ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

demirdöküm servissarısoy nakliyatvaillant servisprotherm servisiferroli servisinem kurutmarutubet kurutmanem kurutmafalke servisısımak kiralamasu kaçağı tespiti