MODERNİZM ELEŞTİRİSİ VE MÜSLÜMANLAR

MAKALE/KÜRŞAD ATALAR

Çağdaş dönemde Müslümanların moderniteye yönelik eleştirilerini değerlendirirken, Müslüman Düşüncesi içerisindeki 3 temel yaklaşımdan yardım alabiliriz. Malum olduğu üzere, Çağdaş Dönem Müslüman Düşüncesi’nin ana yaklaşımlarını, ‘Gelenekçiler’, ‘Müslüman Modernistler’ ve ‘İslamcılar’ temsil etmektedir. Kabaca bir değerlendirmeyle, ‘Gelenekçiler’in modernizm eleştirisi, ‘modern’ olan her şeyi ‘reddetmek’ üzerine kuruludur. Gelenekçi için, ‘modernite’ türedidir ve ‘asl’dan uzaklaşmaya karşılık gelir; o nedenle, çağdaş dönemde Müslümanın yapması gereken şey, doğruluğunu/kalitesini kalıcılığı ile kanıtlamış olan ‘geleneğe’ geri dönmektir. Yani, gelenekçi için ‘öze dönüş’, ‘geleneğe dönüş’tür. ‘Müslüman Modernistler’ ise, tümüyle farklı bir yaklaşım sergiler ve ‘modern’ olanı, özde, olumlar. Müslüman Modernist için modernite, ‘yeni’ ve ‘ileri’ olanı temsil eder; gelenek ise tecrübe edilmiştir ve ‘bugün’ için söyleyeceği çok fazla bir sözü de kalmamıştır. Yani ‘Müslüman Modernist’ için, ‘geçmiş’ mazide kalmıştır; ‘bugün’ ‘yaşanması gereken’dir. ‘İslamcılar’ ise, bu iki zıt yaklaşımın tersine, gelenek veya moderniteyi doğrudan red ve kabul etme yaklaşımını benimsemezler. İslamcı için, gelenek veya modernitenin eleştirilmesi gerekir; fakat her ikisinde de doğru olabilir. Önemli olan ‘hak’ kriterini kullanarak her ikisindeki ‘maruf’ olanı bulmak, ‘münker’ olanı da reddetmektir. Dolayısıyla, İslamcı için, ‘öze dönüş’ geleneğe değil, Kur’ân’a (veya Kur’ân ve Sünnet’e) dönüştür; modernite ise esasta eleştirilmesi gereken ve fakat her boyutuyla da reddedilmesi gerekmeyen bir yaklaşımdır. İşte çağdaş dönemde Müslümanların moderniteye karşı tutumlarını bu şekilde özetlememiz mümkündür.

Bu yaklaşımların içerisinde en hakkaniyetli olanı, zannımca, İslamcılarınkidir. Çünkü (en azından iddia öyledir), ‘hak’ kriteri temelinde gelenek ve moderniteyi eleştirmeyi ve (varsa) her ikisinin de olumlu yönlerini benimsemeyi önermektedir. Fakat bu, ne ölçüde yapılabilmiştir? İşte asıl tartışılması gereken husus budur.

Çağdaş dönemde İslamcılar’ın moderniteye yöneltmiş oldukları eleştirilerin, ‘yönelim’ ve ‘amaç’ açısından doğru olmakla birlikte, ciddi zaaflarla malûl olduğu kanaatindeyim. Bunun temel nedeni de bence ‘bilgisizlik’tir. Belki daha doğru bir ifade ile ‘ilimde derinleşememek’tir. Bununla kastım ise şudur:

Çağdaş dönemde, Müslüman Dünyası sömürgeci Batı ile karşılaşmış ve ona karşı bir takım tepkiler vermiştir. Kimileri Batı’nın tümden benimsenmesi, kimileri de tümden reddedilmesi gerektiğini söylemiştir. Bir başka grup ise, önce ‘anlama’yı, ardından red veya kabulü önermiştir. İslamcıları bu üçüncü grup içerisinde sayabiliriz. İslamcıya göre, Batı (yahut modernite) özü itibarıyla İslam’la bağdaşmaz. Çünkü hakikat ve bilgi anlayışı temelde İslam’a terstir. Modernist için gerçeğe ancak ‘bilim’ ile ulaşılabilir. Bilimin yöntemi de ‘din dışı’ olmak durumundadır. Bilim adamı ‘taraflı’ davranamaz. O yüzden din, modernite içerisinde kendisine ‘meşru’ bir yer bulamaz. Kısacası, modernist için hakikati din değil, bilim söyler. Bir İslamcı’nın ise bu görüşü kabul etmesi mümkün değildir. İslamcı için hakikat Allah’tan gelir ve vahy ile temsil olunur. ‘Bilim’ vahiy ile çelişiyorsa hatalı olan bilimdir. Çünkü kural olarak, Mutlak İlm’e sahip olanın sözünde hata olmaz. Fakat bilim, hata yapma ihtimali olan insanın ürettiği bir şey olduğu için, bilim adamının ‘yasa’ olduğunu iddia ettiği şey ‘kesin gerçek’ olarak nitelendirilemez. Bilim adamının kendi bulgularına dayalı olarak ilan ettiği bilimsel ‘yasa’nın sadece gerçek olma ihtimali olabilir. Bunun ötesi onun haddini aşmasıdır. Kısacası, İslamcı için hayatta en hakiki mürşit bilim değil, dindir!

İslamcı’nın moderniteyi ‘anlama’ çabası, onun, ‘modern’ olanı özde reddetmesini beraberinde getirmekle birlikte, o, her ‘modern’ olanın (yahut ‘modernite’ ile ilişkilendirilen her şeyin) mutlak ve kesin bir şekilde reddedilmesi gerektiğini de düşünmez. Modern dönem tecrübesi de, bir ‘insanlık tecrübesi’dir ve onun içinde de doğrular bulunabilir. ‘İslamcı’nın buradaki tarihsel referansı, Hz. Peygamber’in siyeridir. Mâlûm olduğu üzere, vahyin inzalinden önceki toplumsal düzen ‘cahiliye’ olarak tanımlanmasına rağmen, o dönemin bazı uygulamaları (‘maruf’ kavramı çerçevesinde) İslami dönemde de geçerli kabul edilmiştir. Buradaki mantık şudur: bazı ‘iyiler’ her dönemde ‘iyi’dir! Yani, cahiliye döneminde de ‘selim akl’ın ‘iyi’ olarak bildiği ve müşrik toplum tarafından da uygulanan şeyler vardır. Bunların ‘cahiliye’ döneminde var olmaları, onların ‘cahiliye’ye özgü birer uygulama olduğu anlamına gelmez, bilakis onların ‘özünde iyi’ oldukları anlamına gelir. Bu da özünde iyi olanın her daim geçerli olması demektir. İşte bu gerekçeden hareketle çağdaş dönemde de İslamcı, ‘modern olan’ın içinde de maruf olabileceğini düşünür ve ‘modern’ olan her şeye karşı doğrudan ‘tepkisel’ bir yaklaşım sergilemez (Örneğin, modern dönemde kaydedilen teknolojik gelişmenin bazı boyutlarını olumlar). Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır; ‘İslamcı’nın moderniteye karşı tavrı ile ‘Müslüman Modernist’in moderniteye karşı tavrı arasında belirgin bir farklılık bulunmaktadır. İslamcı, ‘hak’ ve ‘maruf’ kriterini kullanarak moderniteyi eleştirir; ‘Müslüman Modernist’ ise moderniteye karşı temelde ‘benimseyici’ bir tutum sergiler. Yani eleştirellik dozu İslamcı’da daha fazla iken, modernistte olabildiğince azdır. O nedenledir ki İslamcı, modernitenin en temel kavramları olan hümanizm, rasyonalizm ve sekülarizme ciddi eleştiriler yöneltirken, ‘Müslüman Modernist’ bu kavramlara (ve daha başkalarına) karşı zayıf bir eleştirel tutum takınır, hatta çoğu yerde, bu kavramları benimseyici bir tavır sergiler. (İlginçtir, ünlü müsteşriklerden H. A. R. Gibb, bu nedenle olsa gerek, Müslüman Dünyası’nda Batı’nın çıkarlarının akıbetini Müslüman Modernistler’in akıbetine bağlar!)

Buraya kadar bir sorun yok görünüyor! Yani İslamcılar’ın moderniteye karşı tavrı özünde doğrudur. Fakat şunu da ifade etmeliyiz ki bu tavır ciddi bir zaafla da malûldür. Özünde doğru olsa da, bu tavır ‘etkinlik’ açısından kendisinden bekleneni verememektedir. Yani İslamcılar’ın modernite eleştirisi, çağdaş dönemde bir türlü ‘etkili’ olamamaktadır.

Yazının devamını 181. sayıdan okuyabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm