MODERNİZMDEN ÇIKTIK YOLA POST-MODERNİZM’DE VERDİK MOLA;

“DEĞERLER KÜME”SİNE DADANAN TAVŞAN GÖRÜNÜMLÜ TİLKİ’Yİ TANIYAMAMAK

 MAKALE/ ARİF ARCAN

 Modernizm, gelenekle olan göbek bağını radikal bir biçimde keserken, ortaya koyduğu temel iddiası ve hedefi; insanı boş bir sayfa (Tabula Rasa) olarak görüp onu “yeniden” “yeni” olarak inşa etmekti. Eski ve Yeni Dünya karşıtlığına dayanan bu faaliyet, neticede yıkıcı sonuçlar ortaya çıkardı. Modernizm, daha en başından yıkıcı olduğunu açıkça izhar etmişti ve bu yıkıcılığı ile de belirli bir övünme hakkını kendisinde görebiliyordu. Modernizm “dobralığı” ile ne kadar övünse azdır.

Müslüman entelijansiya için  modernizm eleştirisi cazip bir alan. Ama modernizmi kıyasıya eleştirirken kendi geleneği ile olan hesaplaşma girişimlerini nereye koyacağını bilemeyen ve bu bilememe çıkmazı içinde esasında neye karşı olduğunu da tam kestiremeyen bir “bulanıklık” halini yaşayan cari Müslüman zihnin imdadına başka bir bulanıklık hali yetişir gibi oldu: Post-modernizm.

Post-modernizm, modernizmin alacakaranlıkta bırakmış olduğu birçok “varoluşu” gün ışığına çıkardı. Fakat gün ışığına çıkan varoluşlar salt bir görüngü olarak kaldılar. Post-modernizmin görüngüler üzerinden çalışan bulanık ve muğlak tutumu, geçmiş ile daha doğru bir ifade ile gelenek ile olan bağı sanki yeniden kuruyormuş yanılgısını beraberinde getirdi. Aslında post-modernizm, modernizmin bizatihi kendisinden başkaca bir şey değildir. Farklılığı, patolojik bir mahiyet taşımasıdır. Antony Giddens, post-modernizmi; modernizmin küresel çapta genelleşmesi olarak tarif eder. Post-modernizm, modernizmin dobralık yitimidir.

“Batılıların insanı (elbette ki Batılı insanı) hayatın ve her şeyin merkezine yerleştirerek Tanrısallaştırmaları, dünya üzerindeki mevcut medeniyetlerin yok olmasıyla (yok edilmesiyle); Batı’yı iyi ve olumlu olan her şeyle özdeşleştirerek merkeze yerleştiren, diğerlerini ise kötü ve olumsuz olan her şeyle özdeşleştirerek periferiye iten “West and the rest” (Batı ve diğerleri) formülüyle dillendirilen Batı-merkezci Adorno, Horkheimer ve Schumpeter’in deyişiyle “yaratıcı ama yıkıcı” dünya algısı, bizzat Batı’da şiddetle eleştirilmeye ve tartışılmaya başlanmış ve post-modernizm tartışmaları böylesi bir algılama biçimini aşmak amacıyla zuhur etmiştir.”[1]

Post-modernist düşünme biçimi ile Batı’nın kendisini eleştirmesi ve eleştirinin merkezine modernizmi koyması, modernizmin üretimlerinin eleştirilmesi anlamına gelmemektedir. Modernliğin temel üretim çıktısı olan sekülerliğin “kutsal dışılığı” post-modernist felsefe ile belirli bir kutsallık zırhına kavuşmuştur.

“Postmodernlik, yalnızca modernliğin bitişinin ya da seküler Batı sivilizasyonunun geleceğinin ve ömrünün daha fazla uzatılması çabasının adıdır. Ernest Gellner, modernlikle birlikte Batı’da iki sekülerizm çağının yaşanmaya başlandığından söz eder: Birinci sekülerizm çağı, dinin dünya hayatından uzaklaştırılmasıyla sonuçlanmıştır ki bu, modernliği, deyim yerindeyse “modern çağı” iyi özetleyen bir tanımlamadır. İkinci sekülerizm çağı, bu kez, dünyevî olan’ın dinselleştirilmesi, dolayısıyla din-dışı kutsallıkların üretilmesi sürecidir ve postmodern durumu çok iyi açıklar. Modernliğin büyük anlatılar üzerinden insanı, aklı ve güç üreten araçları mutlaklaştırmasından yakınan postmodern düşünürlerin önerdikleri şey, şüphenin, dolayısıyla izafileşmenin mutlaklaştırılmasından öteye gidememiştir.”[2]

[1] Kaplan, Yusuf, “Antikite’den Postmodernite’ye: Tanrısız Arazi’den İnsansız Arazi’ye Paganizmin Serüvenleri”, Düşünen Siyaset Düşünce Dergisi, S. 21, s. 162.

[2] Kaplan, a.g.m, s.163.

Yazının devamını 181. sayıdan okuyabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm