NE YAPMALI

(BİR DÖNEMİN HİKÂYELERİ)
Ali YALÇIN

Yaşar aslen Kahramanmaraşlıydı. Evin tek erkek çocuğu, değerli. Kısa yoldan ekmek sahibi olsun diye, o günlerde meşhur olan, sağlık meslek lisesine kaydolması ailece onaylanmış, Yaşar büyük bir hüzün eşliğinde Diyarbakır’a yatılı okumaya gönderilmişti. Aileden uzak kalmaya alışır mıydı? Bir başına yapabilir miydi? Bakkala gönderilirken evin penceresinden yol gözleyen anne dayanabilir miydi? Baba daha dayanıklı. Ona kalsa  çocuk hayatın zorlukları karşısında pişecek, ayakları üzerinde durmayı öğrenecekti. Aile ilk başlarda sık gider oldu Diyarbakır’a. Derken bu gidişlerin arası uzadı. Okul hayatına ve Diyarbakır’a alışmıştı. Tiril tiril giyiniyor, yaşantısına  dikkat ediyor… Daha uzaktan beyefendiliği üzerinde okunuyor. Sakinliği, saygısı, ağırbaşlılığı hemen dikkatleri üzerine çekiyor…
Dürüst, kibar, naif kişilikli, neredeyse boş vakitlerinin tamamında kitap okuyor.
Solculuğa merak sarıyor Yaşar.
Sokrates’in dediği gibi “Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez.” fikrinin koyu bir taraftarı.
Sorgulama ve fikir yürütme açlığını kitaplarla gideriyor… Bunda işçi babasının etkisi çok büyük. Muhafazakâr annesinin zıddına, babası koyu bir devrimci. Sık sık içeri alındığı halde her seferinde daha bir bilenmiş olarak  eve dönmesi kendisinde derin izler bırakmış.
Yaşar solculuğa meraklı ama  babasının ve arkadaşlarının  heyecanı yok kendisinde. Kişilik meselesi.
Israrlı bir okuyucu ama okuduklarını birilerine aktarmak gibi bir ısrarı da yok. Arkadaşları onu böyle kabullenmişler.
Daha lisedeyken, arkadaşları defalarca içeri girip çıkmışken, Yaşar kendi halinde, burnu bile kanamamış bir devrimci!
Dâvâ sahibi olacaksın, daha karakolun önünden bile geçmemiş olacaksın!
Melik Ahmet Karakolu’nun önünden geçerken tebessüm etmişti, belli belirsiz.
Okul bitince hemen işe girdi Yaşar. Hem de Diyarbakır’da. İşi de olunca kendiliğinden evlilik meselesi gündeme gelmişti. Arkadaşları, Yaşar’a devrimci bir kızla evlenmesi hususunda ısrarcı oldularsa da o, çocukluk aşkı  Zehra’yı unutmamıştı. Memlekete her gidişinde annesi üzerinden irtibatını korumuştu. Annesi konuyu ailede aşikâr edince de evlilik hazırlıkları başlamıştı. Zehra lise mezunuydu. Yaşar’a olan sevgisinden solcu. Solculuğu Yaşar kadar merak etmese de.
Evlilik tercihi, arkadaşları ile  arasında gizliden gizliye soğukluğa yol açmıştı. Yaşar konuyla alakalı duygu ve düşüncelerini elbette ifade edebilirdi. Edebilirdi de, devrimci kızların gözlerinde öfke gördüğünü, kin ve nefret gördüğünü söyleyemezdi. Öfkenin, kinin bir bayanın gözlerine yakışmadığını söyleyemezdi. Diyelim ki söyledi, büyük ihtimal derin bir önyargı ile anlamazlardı kastettiğini.
Esasen, etrafındaki solcuların gözlerindeki dava alevinin ateşi kendi gözlerine de yabancıydı.
Bir dava şiddet içermeyen söylem geliştirebilir miydi? Nadiren de olsa kendi aralarında kavga eden farklı fraksiyonlara tahammüllü bir iletişim dili olamaz mıydı? …
Okudukça, “sol düşüncenin ikilem ve karmaşa kabul etmez bir ciddiyet olduğu gerçeği” altında  ezilmeye devam  etti… Bu hâli artık gizlenir olmaktan çıkmıştı. Arkadaşları arasında gündem  konusu olmak, başlarda kolay olmasa da, alışacağı bir reeldi…
“Yoldaş Yaşar, biz seni böyle seviyoruz be!”
“Tarih naif bir devrimci görsün!”
“Belki gözaltında zorlanırsın… Ama zamanla alışırsın kardeş!”
“İşkenceye dayanamayıp hepimizi ele vermese iyi!”
“Yaşar dürüst bir devrimcidir!”
“Tüm yoldaşlar senin gibi dürüst olsa!..”
Gözaltına alınma konusunu hiç düşünmemişti. Eşi ne yapardı… Durumu ne olurdu… Gözaltına alınanların anlattıkları o akıl almaz işkenceleri düşündü…
“Allah  korusun!” kelimeleri dudaklarından dökülünce tüyleri diken diken oldu!
Etrafına bakındı. Bereket, duyulacak mesafede değildi.
Geçenlerde eşi bir şey sormuştu… Şimdi hatırlayamadığı…
“İnşallah”
Şaşkınlıktan küçük dilini yutarsın ya… Hanımı  öyle bir şaşkınlıkla bakakalmıştı.
Yaşar bir an için derin bir çelişkiye düştüğünü  gördü.
Tanrı hakkında sorgulaması  yoktu. “Devrimcilerin Tanrısı da Nietzsche  tarafından parkta öldürüldükten sonra…” diye başlayan yorumlar çok dikkatini çekmemişti. Tanrı’ya inanıp inanmadığı konusuna da çok kafa yormamıştı. Sanki Tanrı ile işleri yokmuş gibi… İnsan ihtiyaç halinde Tanrı’yı hatırlarmış…
Tanrı’ya ihtiyacı var mıydı? Neden durup dururken hatırladı?
Günler geçtikçe devrimcilerin eylemleri artıyordu. Ülke gündemini etkileyecek kadar aktifti solcular.
Gözaltılar geldi.
İşkence haberleri dolaştı  kulaktan kulağa.
Artık herkes her an tutuklanabilirdi.

Yaşar’ın göğsünü daraltan tedirginlik hanımının gözlerinden de okunuyordu

Yazının devamını 181. sayıdan okuyabilirsiniz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

demirdöküm servissarısoy nakliyatvaillant servisprotherm servisiferroli servisinem kurutmarutubet kurutmanem kurutmafalke servisısımak kiralamasu kaçağı tespiti