ORADA “KAR NAHİFLİĞİNDE ÇOCUK DÜŞLERİ” ÖLDÜ

Yazar: Selma ELMAS

 

vermiyor artık bana Plevne Türküleri

  Ey Srebrenitsa!

 Rüzgârda savrulan

 Sonra ateş düşen saçlarına

Türküler yakacağım”

Bünyamin Doğruer, Hep Ağrıyan Yanım Oldu Balkanlar

 

Eski Yugoslavya döneminde “sanatın başkenti” olarak nitelendirilen Saraybosna savaştan sonra da bu özelliğini savaşın tüm yaralarına ve geride bıraktığı tahribata rağmen devam ettiriyor. Yetiştirdiği genç sanatçılar bunun en güzel örneği. Bosnalı genç Yönetmen Aida Begiç bunlardan biri. Onu ilk uzun metrajlı filmi olan “Kar” filmini izlediğim zaman tanımıştım, belki daha doğru bir ifade ile merak etmiştim. “Kar” filminin ana karakteri Alma’nın yer aldığı tüm sahneler o kadar gerçekçi ve izleyici o kadar çok atmosfer içerisine dâhil ediliyordu ki Yönetmenin kimliğini de bir nevi ele veriyordu. Bu yüzden zihnimde tasavvur ettiğim Aida Begiç tabiri caizse tam da hayal ettiğim gibi çıkmıştı. Çünkü bir filmi film yapan şüphesiz ki yönetmeninin dokunuşları yani fırça darbeleridir.

Begiç’in filminin ismi “Kar” olmasına rağmen klasik savaş filmlerinin o gerilimli, soğuk havası yerine daha çok filmde yer alan tüm metaforları da göz önünde bulundurarak söylemeliyim ki sıcacık bir üslupla sizi kucaklıyor. Samimi bir dil yani daha çok kendinizden bir dil sizi hemen kuşatıveriyor ve birden tüm canlılığınızla kendinizi filmin içerisinde bulabiliyorsunuz. Kar filminde Alma’nın çeşme başında abdest alış sahnesi size abdesti ve namazı yeniden sevdiriyor.

“Begiç’i sadece üslubunu sevdiğim tesettürlü bir yönetmen olarak kayda değer bulmuyor, onu Aliya İzzetbegoviç’in “İslam Deklarasyonu”nda hayal ettiği Müslüman gençliğin saygıya lâyık bir örneği olduğunu düşündüğüm için de yakından tanımak istiyordum.”

Yukarıda alıntıladığım kısım Cihan Aktaş’ın Dünya Bülteninde yayınlanmış Aida Begiç ile söyleşisinden bir kısım. Cihan Aktaş’ın ifade ettiği gibi Begiç hem “Kar” filmiyle hem de uzun metrajlı ikinci filmi olan “Çocuklar” filmiyle Aliya İzzetbegoviç’in hayal ettiği Müslüman gençliğin de örneği konumunda bir hanımefendi. Bu yüzden benim için de Aida Begiç’i; bayan olması, Müslüman olması, Bosnalı olması, tesettürlü oluşundan ziyade büyük bir sorumluluğu üstlenmiş oluşu hepsinden daha değerli kılıyor.

Begiç, ilk uzun metraj filmi olan “Kar” ile savaş yıllarında kaybolan eşlerini bekleyen kadınların hikâyesini ele alırken, ikinci uzun metrajlı filmi olan “Çocuklar” ile de savaş sonrası bir savaş anlatımıyla savaşın kimsesiz çocuklarının hikâyesine eğilmiş.

”Kar”da Boşnakların hayallerini ele alırken son filminde ise  ”Boşnakların hayallerine ne olduğu?” sorusunu sorarak savaş sonrasında Bosna da ne oldu ve neler olmaya devam ediyor ikazıyla bizleri uyarmaktadır. Begiç : “Günlük hayatımızda savaş var olduğu takdirde, sanat da var olacaktır. Sanat soruları ön plana çıkarmak için vardır. Eğer bu filmi izleyen insanlar, çocuklarımıza, yeni nesillere nasıl bir dünya bıraktığımız hakkında kendilerine soru soruyorlarsa, bu benim için işimi başarıyla tamamlamışımdır demek… “ sözleriyle de sanatının amacını açıkça ortaya koyuyor aslında.

Her iki filmde de hemen fark edeceğimiz gibi Yönetmenin sanatını soruları ön plana çıkararak savaş öncesinde ve sonrasındaki Bosna’yı tüm dünyaya göstermek gayesi ve gayretiyle kullandığını görüyoruz.

KAR (SNİJEG): BOŞNAKLARIN HAYALLERİ

“Kadınlar…”

Aida Begiç’in hem senaryosunu hem yönetmenliğini yaptığı Kar filmi Bosna’nın küçük bir köyü olan Slovna’da geçmektedir. Yedi bölümden oluşan film bir Cuma günü başlayıp yine bir Cuma günü sona ermektedir. Savaşın kadınlarını ele alan Yönetmen aslında küçük bir köyde geçen hikâyeyle tüm Bosna’yı resmetmektedir. Savaşın tüm etkilerine rağmen hayatta kalma mücadelesini ısrarla sürdüren bir avuç kadın. Ve yaptığı erik reçelleriyle tüm kadınları organize eden filmin ana karakteri Alma’nın tüm olumsuzluklara rağmen hayatta kalmaya dair verdiği inatçı mücadeleye tanık oluyorsunuz.

Film içerdiği pek çok metaforla da fizik-metafizik âlem arasında bağ kurarak inancı yüceltmektedir. Bir avuç kadın Slovna’da hayata tutunurken acziyet ve mağduriyet psikolojisine düşmeden büyük bir metanetle birer başkaldırı örneği sergiliyorlar. Savaş bitti mi yoksa asıl savaş yeni mi başladı sorusunu gündeme getiriyor film. Filmdeki tüm karakterler eksik bir yaşantının sahibi çünkü. Eşlerini kaybetmiş kadınlar, babaları bir daha geri dönmeyecek küçük kızlar, savaşta hiçbir erkeğin olmamasının en büyük temsilcisi belki de köydeki tek erkek ve yaşlı olan İmam. Bir de saçları sürekli uzayan küçük erkek çocuğu Ali. Savaşın fiziksel travmasının belirgin bir özelliği olarak saçları sürekli uzuyor ve konuşmuyor.

Reçel yaparak hayatlarını kazanan bu kadınlar hayatta kalmaya devam ettiklerine inanmak istiyorlar. Ortada yaşanan sıcak bir savaş olmadan, sadece onun geride bıraktıkları üzerinden bir okuma yapmaya tabi tutuluyoruz ve belki de bu okuma hepsinden daha acı veriyor insana.

Filmin açılış sahnesinde kadınlardan birinin yaptığı taklitlerle eğlenen kadınlar göze çarpıyor. İlk etapta aralarında gülüşen bu topluluğun mutlu oldukları izlenimine kapılsanız da daha sonra taklitleri yapılan kişilerin savaşta şehit olmuş kişiler olduğu anlaşılıyor. Bunu eşlerinin ismini duyan kadınların gözlerindeki hüzünden hemen okuyabiliyorsunuz. Böylece Yönetmen Bosna şehitlerine de selam vererek bu makama duyduğu saygıyı perçinliyor. Ayrıca filmde yer alan sabah namazı ritüeli ve Alma’nın eşini hatırladığında koşup abdest aldığı sahne filmi ayrıca etkileyici kılıyor. Çünkü Alma eşarbı, kıyafeti ve sabah namazına koşuşturduğu heyecanıyla sizde farklı bir etki bırakıyor. Belki bu Bosna’ya ait olmayı temsil ettiği için bize bu kadar yakın-sıcak ve samimi gelmektedir.

Ayrıca küçük bir kızın eline bulaştırdığı unu Kar olarak hayal etmesi ve Kar’ın film boyunca bir tehdit olarak algılanıyor oluşuyla birlikte veriliyor. Fakat filmin sonunda Kar yağması küçük kızın hayalinin gerçeğe dönüştüğünü müjdelemesi ve Kar’ın bir felaket ve tehdit olmasından ziyade “rahmet” olduğu gerçeğini gözler önüne sermesi bakımından da takdire şayan bir sahnedir. Bu, aslında hayal kuran kadınların umutlarını yitirmemeleri gerektiğine de bir göndermedir.

Film boyunca yaşlı bir kadının savaşta ölenlerin kıyafetlerinden bir kilim yaptığını görüyoruz. Kadınlar eşlerinin mezarlarını öğrendikten sonra yaşlı kadın bu kilimi tamamlar. Ve savaşta ölenlerin mezarlarının bulunduğu mağaraya bir geçiş olsun diye bu kilim dereye serilir. Adeta geçmişle gelecek arasında bir köprü vazifesi görür. Yönetmen hatıralarımıza takılıp kalmadan geçmişi de unutmayarak hayallerimiz için, geçmişten yani acılarımızdan aldığımız gücün bir köprü olabileceği mesajını vermektedir. Böylece Yönetmen Boşnakların hayalleri ve hayata tutunma hikâyelerini yakaladığı etkileyici atmosferde bizlere sunarak yalın bir dille aktarmakta son derece başarılı olmuştur.

ÇOCUKLAR(DJECA): BOŞNAKLARIN HAYALLERİNE NE OLDU?

“Çocuklar…”

Savaşın Çocukları… Savaş belki de en çok onlar için, sonuçları hem psikolojik hem de fizyolojik olarak ağır bedeller ödetmeyi gerektiren faturalar kesiyor. Savaş başladığında doğmak ya da savaştan sonra doğmuş olmak bu faturanın ağır bedelini değiştirmiyor. Savaşın masumları onlar. Ne olduğu ile ilgili en ufak bir fikri bile olmayan belki de bir oyundan ibaret sandıkları büyük bir oyunun en masum kurbanları onlar…

”Korkunç şartlar altında dünyaya gelen insanları çok merak ediyordum. Bu konuyu ve kimsesiz çocukları araştırarak yeni filmimin konusunu buldum.” diyen Aida Begiç “Çocuklar” filmiyle savaşın kimsesiz çocuklarını anlatıyor. Kar filminde ülkesinde hala güzel şeyler olabileceğine inandığı izlenimini sürdüren yönetmen savaş sonrası Bosna’na hayal kuran kadınların hikâyesini anlatmıştı. Bu sefer iki kardeş olan biri ana karakter Rahima savaş esnasında beş yaşında diğeri Nedim savaşta doğmuş iki kardeşin hikâyesine tanıklık etmeye çağırıyor bizleri. Kar savaş sonrası zamanı 1996 yılını ele alıyorken.. Çocuklar bir şimdiki zaman filmi. Yani on altı yıl sonra ne oldu, hayal kurmayı bıraktık mı artık? sorusuyla karşımıza çıkıyor.

Ahlaki çöküntü ve yozlaşma savaş sonrası Boşnakların içerisinde bulunduğu manevi bunalımın izlerini sürüyorsunuz bir nevi filmde. Rahima başını yeni kapatmıştır ve ahlaki sınırlarını koruyarak kardeşi Nedime bakmak zorundadır. Çünkü hem çalıştığı yer hem de çevresindeki insanlar Rahima’ nın hayatını bu anlamda zorlaştırmaktadırlar. Mesela bir arkadaşının “Neden örtündüğü” sorusuna muhatap olur ya da iş yerinde biraz makyaj yapması ikazıyla uyarılır. Çünkü kapalı olması demek ruh gibi dolaşacağı anlamına gelmemektedir. Çevresi tarafından garipsenir Rahima ve buna kardeşi Nedimde dâhildir. Nedim arkadaşlarıyla yaşadığı bazı problemleri ablasının başının kapalı oluşuna bağlar.

Savaştan sonra sürdürülen bu hayatlarda bir bocalamaya şahit oluruz. Asıl savaşın tamda içindedir Boşnaklar şimdi. Çünkü hayatta verilen savaşta ne çizgiler net ne de tehlikenin hangi cepheden geleceği belli. Yani var olma ya da yok olma arasında bocalayan hayatlar. Filmin pek çok sahnesi gergin ve karanlık yani kasvetli bir atmosferde geçiyor. Yine de ana karakterin çalışkan ve kardeşine sahip çıkmak için verdiği mücadele sizi de içine alarak ayakta tutuyor film boyunca.

Filmin açılış skansında bir grup çocuğun şarkılar söylediği görülüyor. Çocuklar şarkı söylemeye devam etsin, çocukların şarkısı susturulmasın demektedir sanki yönetmen. Ve bu şarkıyı durduranlara da bir gönderme de bulunuyor.

“Çocuklar” filmi Kar kadar net bir sonla buluşturmuyor bizi aksine muğlak bir sonla bitiyor. Belki bu da savaş sonrası Bosna’sında yaşanan bocalamanın devam ettiğine bir işaret olarak okunmalıdır.

Her iki filmde Yönetmenin ayna tuttuğu sanatının işlevini yani gayesini büyük bir başarı ile yerine getiriyor. Yönetmenin hedeflediği doğrultu da sanat soruları ön plana çıkarıyor. Bosna’da ne oldu ve neler oluyor sorularını zihnimize kazıyor. Her iki filmde de temalarının ehemmiyeti ve Yönetmenin bunu etkileyici bir atmosfere dönüştürerek yansıtması filmlerin etkileyici olmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Ve bizlere de Bosna Savaşını tüm yönleriyle ele alan bu iki filmi izlemenizi tavsiyeden öte, bir görev-ödev olarak iletmek düşmektedir.

İyi seyirler…

NİDA DERGİSİ 161. SAYI EKİM – KASIM 2013

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


− üç = 1

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm