SEMBOLİZM/ŞEKİLCİLİK

MEHMET ÇOBAN

Geçmişten bugüne, düşünce ve yaşam ilişkileri, şekilcilik, muhafazakârlık, modernlik gibi kavramlarla tartışılmıştır.

Yaşamı kuran dinler, ideolojiler, örfler, siyasal biçimlenmeler, hukuk sistemleri, sanat ve edebiyat konuları sözü edilen tartışmaların dışına çıkamaz.

İlericiliği, gelişmeciliği temsil ettiği düşünülen modernize olmak…

Durağanlığı, gericiliği temsil eden muhafazakârlık…

Tartışmaların özünde, sıkça vurgu yapılan, “öz=ruh” kavramları ile “şekilcilik” kavramları özellikle, değişimi hızlı yaşayan bir toplumda sert çatışmalar içindedir.

Kaybedilen ruhun tekrar canlandırılması, yaşama şekil olarak dönüşen yaşam biçimlerine egemen olması, hemen her zaman öne sürülen idealdir.

Din kültürleri içinde, Allah’ın; Resulleri ile vahiy, kitap göndermesi, önce gönderilen vahiylerin özlerini kaybettiğini vurgular.

İdeolojiler, toplumlara egemen olduğundan itibaren, statükoculukla “tutuculukla” “şekilcilikle” değerlendirilmeye başlanır.

Bütün yasaların “kanunların ruhuna göre” kavramıyla değerlendirilmesi sıcak tutulan tartışmalardır. Bu tartışmalarda, kanunların şeklen uygulanması değil, ruhuna uygun uygulanmasından söz edilir.

Kurulan siyasi sistemler, devlet organizasyonları, hatta kurumsallaşmış büyük şirketler, bürokrasi “durağanlık” “şekilcilik” içinde kaybolduğu varsayımıyla şiddetle eleştirilir.

Hayata genel olarak baktığımızda, devletler bürokrasi, dinler ihlâsı, “özü” kaybeden ameller, ideolojiler “statükoculukla” şekillenerek, özlerinden koptuğu, varlıklarının nedenini kaybettikleri esasıyla her zaman gözden geçirilmişlerdir.

Allah’ın gönderdiği son kitap Kur’an’da sıkça sözü edilen “ehl-i kitap veya kitap ehli” kavramları, daha önce gönderilen vahiylerin özlerinden koparak, hayatta sadece şekillerle var olduğunun ifadesidir.

Dinler, siyasal düşünceler, ideolojiler, felsefi düşünceler, şiir, sanat, edebiyat, müzik gibi sanat kollarının bile, gün gelip şekilcilikle, şablonculukla suçlanması görülmektedir.

Yaşamda şekillere dönüşen din, siyasal düşünce, ideoloji, hayat felsefesi, şiir, sanat, edebiyat, müzik gibi argümanların, şekilsizlikten öte olamayacakları gerçeğini tespit etmek gerekir.

Hangisi olursa olsun, yaşama dair bütün olguların temel felsefesinde, ilke, kural, hedef, metot gibi unsurların esas olduğudur.

İlke; düşüncenin dayandığı esasları…

Kurallar; ilkelerin hangi davranış yasalarıyla hayatta var olacağı…

Hedef; ilkenin, kurallarla hayatta var kılınmasıyla hangi amacın gerçekleştirilmek istendiği…

Metot; ilkeyi hedefe götürecek kuralların, nasıl, hangi sembollerle “şekillerle” hayatta var kılınacağıdır.

Şimdi bu özlerin, dinlerde, ideolojilerde, siyasal biçimlenmelerde, felsefelerde, müzikte, şiirde, edebiyatta nasıl ortaya çıktığına bakalım.

Dinlerin ilkesi, “Tanrı’nın egemenliği” esasına dayanır. Tabiî, güneşe, aya, yıldızlara tapan ilkel dinlerin, ilahi din olarak kabul edilen dinlerden farklı olacağı muhakkaktır. Ancak ister güneşe, ister aya, ister yıldızlara tapsın, işin özünde, insanın Tanrı kavramına verdiği sembol ile şekillenen öz vardır.

Tanrı’yı görünmez kabul edip bütün yaratılışın gerisindeki yaratıcı güç, iktidar, otorite kabul eden İlahi din tanımındaki tanrı ile egemenliği hissedilen Tanrı’nın, insana en yakın görünür varlıklardan, güneş, ay, yıldızlar, gök, yer gibi sembollere yerleştirilmesinin temelindeki esas otorite, güç, ruh, Tanrı fikrinin insandaki egemenliğidir.

Her iki bakış tarzında, Tanrı fikrinin şekilsizlikle tanımlanması ile Tanrı fikrinin şekilcilikle tanımlanmasını algılarız.

İslam’da Tanrı yani Allah şekillendirilemez. Allah’ı şekillendirmek İslam’ın dışına çıkmaktır. İslam üzerine düşünce üreten fikir adamlarının görüşü, Allah’ı şekillendirmeye yönelik duyguların, düşüncelerin şirk olacağıdır.

Allah’a konum belirlemek, şekillendirmek İslam’da yasaktır. Zira konum belirlediğiniz anda, otomatikman şekil de vermiş olmaktasınızdır.

Dinin temel ilkesi “Tanrı’nın egemenliği”, kulların üzerinde hâkim kılınarak hedefe ulaşılır. Tanrı egemenlik esasları içinde, kullarının neler yapacağını “farzlarını”, neler yapmayacaklarını “haramlarını”, hangi konularda serbest olduklarını “helallerini” ilan eder. İnsanların kurallara uygun hayat yaşaması “ibadeti” dinin hedefidir.

Kuralların hayata yansımasına metot, “sünnet” denir. Bu noktada sembol, “şekil” devreye girer. Zira kuralların her biri semboliktir. Yapılacak işler, yapılmayacak işler, insan algısına semboller olarak yansır. İnsan bu sembolleri, “şekilleri” yerine getirerek dinini yaşamış olur.

Fiil dediğimiz şeylerin her biri “sembol”, şekildir. Yemek, içmek, yürümek, yatmak, kalkmak, okumak -ne olursa- hepsi şekildir. İnsan davranışlarının tümü “şekiller”, sembollerle tanımlanır.

Dolayısıyla dini, şekilciliğin dışında tutmak mümkün değildir. Çünkü dinin her kuralı, insanın yapacağı, yapmayacağı filleri “şekilleri” belirler.

İdeolojilerde, ideolojilerin ilkesi, kuralları, “yasaları”, hedefi ve metodu esastır. Bütün ideolojiler, gerçekleştirmek istedikleri amaçlara dair kurallar belirleyerek, bu kuralların nasıl hayatta var kılınacaklarına dair, uygulamaya yönelik “pratik” metot oluşturur. İdeolojilerin oluşturdukları uygulamaya dair bütün kurallar “sembollerle” şekillerle belirlenir. İdeolojilerin özünden, yapısından, şekli, şekilciliği çıkarmak mümkün değildir.

Siyasal biçimlendirmelerde, devlet organizasyonlarında da aynı konu geçerlidir. Siyasal biçimlenmelerin, devlet organizasyonlarının, temel ilkeleri, yasaları, “kanunları”, kanunları uygulamaya yönelik tüzük, yönetmelik gibi, kanunların nasıl şeklen hayata yansıyacağını, hayatta var kılınacağını belirleyen yapısı vardır. Günümüzde hangi hukukçuya sorarsanız; tüzüğü, yönetmeliği çıkarılmamış yasanın havada kalacağıdır. Zira şeklen yeryüzüne inmeyen hiçbir yasa, ütopya olmaktan kurtulamaz.

Yazının devamını 183. sayıdan okuyabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

demirdöküm servissarısoy nakliyatvaillant servisprotherm servisiferroli servisinem kurutmarutubet kurutmanem kurutmafalke servisısımak kiralamasu kaçağı tespiti