SORUŞTURMA

SORUŞTURAN: FERHAT KOÇ, HALUK POLAT, MERVE ÇİL

Hazcılık bir tercih değil, kaybolmuş ruhun kaçışıdır.

İnsanın gülmemesi, tebessüm dahi etmemesi hatta surat asması gereken yerde gülmesi; gülmesi gerektiği yerde surat asması ‘laubaliliktir’.

Üzerinde düşünülesi bir konuda düşünmeyip geçiştirilmesi ve hakeza aksi durum içinde farklı değildir.

Hey kardeşim,

Kendi tercihin sanıyorsan, senin değil senin için tercih edileni yaşıyorsun çoğu kez.

Onun için mutlu, huzurlu oluyor hatta ‘özgür’ hissediyorsun kendini.

Hazzının peşinde gidiyorsan bir tercihte bulunmuş değilsin dostum. Ruhunun asıl sahibini bulamamış zira aramamış, kaybolmuş ruhunu hazzına hoş gelen şeylere uydu kılmışsın demektir.

Düşün aziz dostum, düşün…

Merve Çil: Sözlükte mânâsız anlamına gelen malayani neye göre mânâsızdır? Nelere malayani diyebiliriz?  Ve Müslüman için bunun bir sınırı var mıdır?

 Özge Özkaya: Malayani… İnsan ömrünün telef olmasının en sancılı sebeplerinden… İnsanın kendini misafir edemeyip yerleşmesi mesela dünyaya… Bu, mânâsızlık içinde boğulmaktan doğar. Çünkü misafir olmak daima pür dikkat yaşamayı gerektirir. Öyle uzatamazsın her istediğin an ayaklarını kanepeye, istediğin gibi gezemezsin evde, istediğin saatte uyuyup uyanamazsın filan. Ev sahibi ne yerse onu yersin. Bir rızalık, bir teslimiyet çıkar bir de bu misafir oluştan. Bak, insana ne uzak şeyler bunlar. Evvelen teslimiyet. Bu ağır, bu engebeli bir yol. Nedir teslimiyet öyle, hiç sorgulamadan, mânâyı aramadan geçen bir ömür mü? Hayır. Arama şuuruna eriştikten sonra bu şuuru bahşeden Rabbe karşı haddini bilme hâli. Bu teslimiyetin tam karşısında oturan da hırs. İşte biz tam o koltuktayız. Evet isyan! Dedik… La!  Dedik. Neden, nasıl diye sormayı öğrendik ama bu şuurdarane ahval bizi neye itti. Gittikçe mânâya mı yaklaştık yoksa koca bir malayani denizinde mi çırpındık? Bana kalırsa çırpındık, çırpınıyoruz. Bu malayani denizi nedir? Müslüman için ne ifade eder bu deniz?

Zannımca bu deniz dediğim şey dünya başlı başına. Peki, tüm dünyayı bir malayani denizi ilan edersek hak nerede mânâ nerede? Bunlar denizin dibinde belki. Belki şu kaygılarımızdan sıyrılıp bahsettiğim o teslimiyetle çırpınmayı bırakıp bir dalsak derinlere yani bir dursak, bir dursak, bir düşünsek, bu işler bu kadar da sapmayacak. Durmuyoruz, belki sorun da burada. Durmadan düşünmeye çalışıyoruz ki bu da bizi yoruyor. Ve bu yorgunluk hissi bizi azimlendirmek yerine rehavete itiyor. Ah rehavet ki ne kara bir kulübe!

İmâm Şâfiî der ki: “Nefsini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgâl eder.” Buradan çıkarsama ile malayani ile meşgul olanların da hak ile iştigal etmediklerini söyleyebilir miyiz? Veya malayaninin ne gibi kötü sonuçları olabilir?

Hayat-ı ebediyyeyi hayat-ı dünyeviyeye öyle göz göre hediye etmek gibi bir şey. Bence hak olana dalamayıp bâtılla iştigal etmek ömrünü. İmam Şâfiî hoş demiş. Sen dalmazsan, tabiî teslim olmazsan, misafir olduğunu kabul etmezsen, kendine yetiyor sanırsan kendini, bâtıl kuşanır kılıçlarını, gelir seni mağlup eder. Ah bu mağlubiyet bizi harap eder!

 İnsanların asli sözün ve işin farkında olmasına rağmen kendisini malayaniye kaptırması ne ile açıklanabilir? Sadece masum, zaten hep olagelen bir tür kaçış mı bu? Yoksa yeni bir din veya ideoloji ihtiyacı mı?

 Şimdi bu farkındalık mevzusunda aslında bahsettiğim şeylerde insan körpe değildir. Misafir olduğunun, misafir kalması gerektiğinin, uğraştığı şeyin bâtıl olduğunun bittabiî farkında. Ama dedim ya engebeli geliyor. Düşmek kalkmak da kimin harcı olsundu. Dümdüz yaşamak varken!

 Modern hazcı yaşam ile onun cezb ve işgal edici eğlence kültürü Müslümanlar ile malayani arasındaki ilişkiye nasıl etki ediyor?

 Hak ile meşgul olmak demek hak olanı doğru tanımaktan geçer. Dediğin gibi malayani ile meşgul olanın hak ile meşgul olmadığını söylemek keskin bilgiler ve özgüven gerektirir. Keskin bilgi biraz modern oldu, yani hakikat. Ve ona erişmiş olmak öyle söylendiği kadar kolay olmasa gerek. Velhasıl bu soruya istinaden benim en başta bu mânâsızlığı bir arayış olarak nitelendirmem geldi aklıma. Tüm bunlar arayış. Hakkı arayış, mânâyı arayış. Hepimiz bir oyuncak gibi düştük maddenin içine. Elimize kolumuza çarpıyor habire bir şeyler. Ama ruhumuza değsin istiyoruz, zihnimiz renklensin istiyoruz. Malayani oluşu günah kabul edersek, zannımca bu dahi belki sevabı arayışımızdan. Bu günahta uzunca kalmak, çırpınmak bu denizde, hakkın öyle kolay ulaşılamıyor oluşundan belki. Buradan bir kaçış doğar…

Bugün birçoğumuzun uzun zamanlarını alan sosyal medya, bizleri faydalı işlerden alıkoyan bir malayani midir?

 Hadi inkâr etmeyelim. Vaktini hak ile geçirdiğine inanmış ve inandırmış birinin, kendini ev sahibinin emirleriyle donatıp ibadet, ilim vs ile geçirenin dahi bir arayış sancısı yok mu? Yok mu hiçbir kaygısı? Öyle lekesiz bağrıyla dalmış mı mânâ denizine? İnsanı bizzat kendi yoruyor. Bu arayış yoruyor. Çırpınmak da dalmak da istemiyor insan. Bu da insanı modern yaşamın sunduğu materyal dünyanın kucağına bırakıyor. Yeni bir din, yeni bir ideoloji, ta kendisi bence o kucağın. Haz duymak putu… Eğlence dini… Gülelim, eğlenelim gibi daim olan bir kafa. Bak buralar ne güzel; öyle misafirmiş, hakmış, bâtılmış, hiçbir şey yok. Oh mis! Dur şuna da istek atayım!

Ah bu arzular! Ve her arzumuza cevap veren bu modern yaşam… Her istediği olursa bir çocuğun, şımarır ve yoldan çıkar tabiî. Her istediğimiz oluyor. Ne istiyorsak bu o kadar da uzak gelmiyor. Elde edebileceği gücü ve farkındalığı yüklendi insana. Bu da, insan kendi kendine yettiğini sandığında azar, ayetini hatırlatıyor bana. Yetiyoruz hocam. Sapıyoruz da. Dalmak yerine, çırpınmak yerine, bu reel dünyadan tamamen çıkıp bir simülasyon dünyasına devrettik tüm işleri; orada her şey beyaz! Bu, faydasız işler başlığı adı altında işlenecek kadar basit değil. Burası başlı başına yaratılmış başka bir dünya. Bu dünyaya geçişimiz, azıcık ayak basıyor oluşumuz insanı tamamen saptırır demiyorum. Bu dünya da bu arayışın bir parçasıysa ne âlâ! Arayalım, dolanalım… Ama bu dünya bu arayış halinden kaçışsa şayet, güzel kayboluruz onu diyeyim.

Resulullah’ın yaşamış olduğu dönemdeki malayani ile modern zamanlardaki malayani arasındaki farklar nelerdir?

 Bu arada eski zamandaki deniz ile şimdiki malayani denizinin özünde birbirinden farklı olmadığı kanaatindeyim. Her ikisi de insanı bir yönüyle kendinden uzaklaştırıyor, diğer yönüyle her ikisi de yorucu bir arayış hali…

Yazının devamını 181. sayıdan okuyabilirsiniz.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

nem kurutmaistanbul web tasarımrutubet kurutmanem kurutmaısımak kiralamakombi servisdemirdöküm servissarısoy nakliyat>su kaçağı tespitidemirdöküm servis