SÖZÜN SESİNİ KISMAK

Yazar: Ferda Kürün Bütün

 

Söz vardı keserdi savaşı, söz vardı getirirdi barışı, söz vardı…
Sözün sahiplerine bir şeyler oldu, seslendirdikleri sözün sesini kısar oldular. Eskisi kadar mikrofon kullanamaz, sözü yüreklere duyuramaz oldular. Ya aba altından sopa gösterildi ya da ağza bir parmak bal çalındı.
Söz ne kadar asil olursa olsun seslendirenler onu kısık sesle söylüyorsa ortada bir sorun var demektir. Sözün sahibi söylenmeye başladımı söz artık israf olmaya başlamıştır. Yada cesaretini kaybetmiş, fincancı katırlarını ürkütme sorumluluğunu es geçmiştir.
“Haykır kime lakin
Hani sahipleri yurdun
Ellerdi yatanlar
Sağa baktım sol baktım
Feryadımı bağırarak naşımı tuttum
Bin parça edip
Şiirime gömdüm de bıraktım”
Sözü, gömdüğü günden beri sözün sahibi, ölülere okunan bir meta haline geldi. Söz; hayat vermek, sorunları çözmek için söylenirken, sözün sesini kısanlar yüzünden, hayat bulması gerekenlerin hayatlarını başka ellerin sözleri bitkiselleştirdi, nesneleştirdi. Ellerin sözünü seslendirmenin de kendi sesini kısmak olacağı gerçeği göz ardı ettirildi. Yazarken, çizerken, konuşurken seslendirilenlere dikkat edilmez oldu, başkasının sesini önplana çıkarmanın kendi sesini vokalistleştireceği dikkatlerden kaçırıldı sahnede olmak pahasına. Ses kısık, söylenen söz asıl söylem değilse, söyleyen bu söylemin neresinde!?
Biz kısık sesleriyiz mescidlerini
Sen ezansız bırakma Allahım!
Duaları, kısık sesli ezanları seslendirmeye devam etmesi için niyaz etmekle beraber, sesimizi duyuracak vesilelere kavuşmak için de niyaz etmeliyiz. Namazda gözü olmayanların ‘ezanı duymadık’ dememeleri için ezanın sesini kısmamalıyız rahatsız olanlar pahasına.
“Siz, aşırı giden bir kavim oldunuz diye, sizi uyarmaktan vaz mı geçelim?” Zuhruf Suresi, ayet 5
Her sözün rahatsız ettiği bir kesim vardır. Hakikatten uzak söylemler Allah’ın razı olmadığı söylemler olduğu halde söyleyenler bas bas bağırıyorlar da hakkı seslendirenler neden sesi kısık tutsunlar. Hakkın sesi kısık tutulursa duymayanlara mazeret teşkil edilebilir. Bu mazeretin ortadan kaldırılması, sesin gür, sedasının kalıcı olması lazım.
“Ve senin rabbin, her ne zaman ademoğulları’nın sulblerinden onların soylarını çıkaracak olsa, onları kendileri hakkında tanıklık etmeye çağırır: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar, cevaben: “Elbette!” derler, “Buna tanıklık ederiz!”
[Bunu, böylece hatırlatıyoruz ki] Kıyamet Günü’nde, “Doğrusu, bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz, yahut: “Aslında, önce (biz değil,) atalarımızdı Allah’tan başkasına tanrısal nitelikler yakıştıranlar; biz sadece onların izinden yürüyen bir kuşağız; öyleyse, bâtılı ihdas edenlerin işlediklerinden dolayı bizi mi helak edeceksin?” demeyesiniz.İşte Biz de bu ayetleri böyle açık açık dile getiriyoruz ki [günah işlemiş olanlar] belki [Bizden yana] dönerler.” Araf Suresi; 172, 173
Kısık ses, batılın sesi olmalı değil miydi? Nasıl bu kadar cüretkâr oldu bu söylemin sahipleri. Doğru söz sahibi nasıl ürkek olabilir, nasıl sessiz kalabilir. “Haksızlık karşısında susmanın dilsiz şeytanlık” olduğu belirtilirken hakkın müntesibi değil susmak, sesini dahi kısamaz. İyilerin suskunluğu kötülerin konuşmasına zemin hazırlar. İnsanlığı suskunluğa iten sebepleri görmeliyiz; içe kapanıklık, umarsızlık, güven eksikliği, karşıdakini gözünde aşırı büyütme, korku gibi vs. sebepler…
“Bir lokma ekmek bir hırka” diyerek uzlet hayatını özendirildiği bir amentüye iman edenler, bu razı edilmiş halleriyle içe kapanık bir hayattan sevap umar olmuşlar. “Halkın arasına karışarak onların eza ve cefalarına katlanan Müslüman evinde oturandan daha hayırlıdır.” rivayetini göz ardı etmişlerdir. Münzevi hayatın korunaklığında okudukları Kur’anın sesini sokağa haykıramamışlardır.
“Her koyun kendi bacağından asılır” umarsızlığında sağda solda etrafı kirlete kokuta gezen koyunların kokusuna alışmış, “elalemi ben mi ıslah edeceğim” diyerek sorumluluklarını ihmal etmişlerdir. “Ya sesimi duyuramazsam, ya söylemeyi beceremezsem, ya söylemim sadra şifa olmazsa” diye oluşturduğu evhamlarla yaşadığı güven eksikliğinden kısık seslerle kelime-i tevhidlerini tezekkür etmişlerdir.
“Onların mikrofonları var, onlar aldı başını gidiyor, her yere hakim oldular, bu seslerin arasında benim sesimi kim duyar” veya “sesimi yükseltirsem beni öldürür, beni işten atar, imkanlarımı elimden alırlar” gibi korkularla seslerini kısmışlar, virdlerle hakkı terennüm ederek teselli olmuşlardır.
“…Ama onlara [Allah yolunda] savaşmaları emredilir edilmez, bazısı, Allah’tan korkması gerektiği gibi –hatta daha da büyük bir korkuyla– insanlardan korkmaya başlar…”Nisa:77
Zayıf ve güçsüzlük mümine göre değil. Korkuları ve zaafları aşarak sözünün üstünlüğüne güvenip, kısık seslerin sesini açmalı mümin, gür sedası ile sözünü hakim kılıncaya kadar sedası ile küfrün sesini bastırmalı ki adalet gelsin zulüm yatağına çekilsin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


6 × üç =

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm