Ütopya; Bunalım ve Umutsuzluğun Doğurduğu İdeal İnsan ve İdeal Mekân Arayışları

Yazar: Arif Arcan

Kadim çağlardan beri insanlar idealize edilmiş sakinlerinin yaşadığı cenneti andıran mekân hayalleri kurmuşlardır. Bu hayaller, ütopya dediğimiz ulaşılması ve gerçekleşmesi imkânsız düşünsel üretimlerdir. Elbette ütopya salt düşünsel bir ürün değil; ütopik bir kurgu, çok yönlü, çetrefil, içinden çıkılamaz sorunlar, zorunluluklar yumağının artık çözüm umudunu kaybettiği anlarda ortaya çıkmaktadır. Bu durumda ütopya, yürürlükteki mevcut sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yapı ve ilişkileri adeta sıfırlayarak kurgusal yeniden bir üretim gerçekleştirmektedir.

Ütopyaların taşımış oldukları umut ve özlemlerin ana temaları; öncelikle mevcuda karşı yönetilen sosyal ve siyasal bir eleştirinin genel çizgilerini oluşturur. Sonrasında ise süreç içerisinde yapılabilirliği ölçüsünde hayata da yansır. Bu yansımaların siyasallaşarak yeni bir çatışma ve çelişki doğurması ile birlikte bunalım ve umutsuzluk tekrar bir ütopyanın doğmasına neden olacak bir zemini oluşturur; ütopya sürekli bir üretimdir.

Ütopya üretiminin işaret etmiş olduğu esasında insandır. Dolaysız olarak ütopya; önerilen bir ‘insan üretimi’dir. İnsan üretimi kavramının atıfta bulunduğu alan ise dinsel olandır. Her ütopya bir şekilde dinsel bir tema üzerinden yürümektedir. Ütopyanın seküler bir mahiyet taşıması onun dinsel bir art alan taşımasına engel değildir. Teolojik bir ontolojiye sahip olan Platon’un “İdeal Site”si ile Farabi’nin “Faziletliler Şehri”, üretilmesi önerilen “mükemmel insan” sakinleri ile hayat bulacak olan selamet mekânlardır. Karl Marx’ın materyalist teorisi, proletaryayı, komünizm aşaması ile birlikte kurtuluşa eriştirecektir. Kurtuluşçu fikirlerin taşımış olduğu mesihçi art alan, yine dolaysız olarak dinsel kökenlidir.

Özellikle modernizm ve endüstriyalizmin çıktıları ile boğulan kentlerde rahat bir yaşama kavuşmak ve anlamlı birliktelikler kurmak için yürürlükteki bütünsel ilişkilerden yalıtılmış mekân oluşturma fikirleri geliştirilmiştir.

(Yazının devamı için, Nida Dergisi, 178. “Savaş, ölünce değil; düşmana benzeyince kaybedilir” sayısını edinebilirsiniz.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


yedi × = 7

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm