TÜRKİYE’DE GENÇLİĞİN KİMLİK SORUNU

Yazar: Prof. Dr. Celalettin VATANDAŞ

 

Gençlik, sosyal bir kategoridir. Eğitim/öğretim süreci ile çalışma hayatına başlamadaki değişmelere paralel başlangıç ve bitiş yaşları sürekli değişen bu sosyal kategori, birçok bakımdan araştırılması gereken önemli bir olgu olarak anlam kazanmaktadır. Zira en azından toplumun ve ülkenin geleceği gençlikle ilgilidir. Dolayısıyla geleceğin muhtemel toplumsal nicelik ve niteliğini belirlemek ve bu bağlamda ülke ölçeğinde geleceğin planlanmasının gerçekleştirilebilmesi, gençliğin mevcut özelliklerini bilmekten geçmektedir. Üstelik mevcut nüfusunun önemli bir kesimi genç kategorisinde olan Türkiye için gençlik araştırmaları daha da bir önem kazanmaktadır. Çünkü Türkiye İstatistik Kurumu’nun Aralık–2012 tarihli tespitlerine göre 75.627.386 olan Türkiye nüfusunun 18.862.319’u 15–29 yaş grubunda yer almaktadır.  Bu rakamlar dikkate alındığında mevcut Türkiye nüfusunun %24,94’ünün gençlerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu da Türkiye bağlamında, mevcut gençliğin özelliklerini, sorunlarını ve beklentilerini tespit etmenin; hem mevcut şartlara ilişkin değerlendirmeler yapabilmek ve hem de geleceğin Türkiye’si hakkında tahminlerde bulunmak açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Araştırma, en genel anlamıyla gençliği konu edinmektedir. Toplumsal, kültürel, siyasal, ekonomik ve teknolojik açıdan hızla değişen Türkiye’de, gerçekleşen değişimin gençliğin durum ve özelliklerini etkilediği gibi, gençliğin özellik ve beklentileri de gerçekleşen değişimde önemli bir faktör olarak anlam kazanmaktadır. Gerçekleşen değişimin toplumsal, dînî ve ahlâki boyutu ise çoğu araştırmalarda yeterince dikkate alınmayan veya göz ardı edilen bir özelliktir. Hâlbuki gerçekleşen değişimin toplumsal, dînî ve ahlâki değerler üzerinde etkisinin olacağı açıktır ve bunları bilmeden gençliğin mevcut durumunu ve gelecekteki durumunu kestirmek mümkün olmayacak; mümkün görünen boyutuyla da bir yığın eksikliklere sahip olacaktır.

Araştırmanın Teknik Özellikleri

SEKAM’ın Türkiye’de Gençlik araştırması nicel bir alan araştırması olup tanımlayıcı niteliktedir. Veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, Türkiye’de yaşayan ve yaşı 15–28 arasında yer alan bireyler oluşturmuştur. Bu evreni temsil özelliğine sahip örneklem tespiti için katmanlı tesadüfî örneklem tekniği tercih edilmiştir. Katılımcıların cinsiyeti, yaşadıkları coğrafi bölge, en çok yaşadıkları yerin toplumsal niteliği, yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, bölge dikkate alınan katman ölçütlerini oluşturmuştur. Türkiye evrenini temsil kabiliyetine sahip örneklem belirlemek için Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) belirlediği ve araştırmalarında kullandığı 12 gölge tasnifi kullanılmıştır.

Araştırmanın veri toplama aşaması 2013 yılı Ocak-Nisan aylarında gerçekleştirilmiştir. Anket, araştırmanın evrenini temsilen seçilen 81 şehirde ve demografik ölçekle kent kategorisine dâhil edilebilecek ilçeler dâhil 179 kentsel, 173 kırsal olmak üzere toplam 271 yerleşim biriminde 5541 kişiye uygulanmıştır.

GENÇLERDE KİMLİK SORUNU

Her kimlik bir tanımlamadır. Her tanım ise, aynı/benzer ve farklı şeyleri dikkate alarak inşa olunan bir anlamsal çerçeveyi temsil eder. Herhangi bir tanımın oluşturulması sırasında, bazı özellikler tanımlanan şeye dâhil edilmek üzere anlam dairesinin içerisine alınırken, diğer bazı özellikler ötekilere ait olmak üzere dışarıda bırakılır. Böylelikle, tanımlananı belirgin kılacak sınır ve anlam alanı oluşturulmuş olur. Zaten tanımın başarısı da tanımlananı ötekilerden ayıran sınır ve bu sınırın ayırıcılık özelliğiyle ilgilidir. Sınırı net olmayan, anlam alanını belirgin şekilde oluşturamayan tanımlar başarılı kabul edilmezler; çünkü anlam karışıklıklarına neden olurlar. Eğer söz konusu tanım, bir tutum veya davranışla, daha da önemlisi bireysel veya toplumsal hayatla ilgiliyse, tanım aşamasındaki karmaşa doğrudan bu alanlara yansır ve gerek bireysel ve gerekse toplumsal hayatta birçok karışıklığa, hatta çatışmaya yol açar.

Birey için gençlik dönemi bireysel kimliğin ve toplumsal aidiyetin inşa olduğu, oluşturulduğu dönemi temsil eder. Elbette ki birey, gençlik sonrası diğer hayat dönemlerinde kimliğinde ve/veya toplumsal aidiyetinde değişikliğe gidebilir; yeni bir kimlik ve/veya aidiyet kazanabilir. Ancak bu çok özel ve istisnadır; aynı zamanda çok zordur. Buna karşılık gençlik yılları hemen herkesin bireysel kimliğinin ve toplumsal aidiyetinin oluşmasının da ötesinde kimliğinin/aidiyetinin berraklaşıp netleştiği bir dönem olarak anlam kazanmaktadır. Bireyler bu dönemde edindikleri/inşa edilen kimliklerine ve aidiyetlerine göre benzerleriyle iş ve eylemlerde, tutum ve tavırlarda bir araya gelir ve ötekilerden ayrışırlar. Birleşme ve ayrışma ise hayat tarzında; toplumsal, dînî, ahlâki, siyasi, kültürel değerlerde kendini olanca biçimiyle açığa vurur.

Araştırma kapsamında dikkate alınan temel konulardan birisini gençlerin bireysel kimliklerinin nasıl bir dağılım gösterdiğini ve ne tür özellikler gösterdiğini tespit etmek oluşturmuştur. Bunu tespit edebilmek için veri toplama aracı olarak düşünülen sorulardan birisi gençlerin gelenek-modern düzleminde kendilerini nasıl konumlandırdıklarıyla ilgilidir.

Türkiye, son iki yüz yıldır, bireysel ve toplumsal, zihinsel ve maddi unsurları ile Batılılaşma modeline göre topyekûn değiştirmeyi kendisine en üst düzeyde ideal olarak belirlemiş bir ülkedir. Bu değişimin öznesi devlet, nesnesi ise tüm toplum ve dolayısıyla tüm bireylerdir. Hukuk, siyaset, ekonomi ve en önemlisi de eğitim, hedeflenen ve tepeden inmeci yöntemle yürütülen değişimin temel araçları olarak anlam kazanmıştır. Tüm bunlar yapılırken de batılı gibi olmak ile modern olmak eş anlamlı görülmüştür. Dolayısıyla süreç, sıklıkla, aynı anlama gelecek şekilde batılılaşmak, çağdaşlaşmak (muasırlaşmak), modernleşmek olarak kavramlaştırılmıştır.

Yaşanan bu değişim/inşa süreci, yaklaşık son 20–30 yıllık dönemde, değişimin nesnesi açısından yeni bir boyuta daha sahip olmuştur. Bu yeni boyut, küreselleşme olarak kavramsallaştırılan ve başta ABD olmak üzere bazı Batı ülkelerinde üretilen kültür endüstrisi ürünlerinin tüm dünyayı istilasıyla gerçekleştirilen bir benzeşim sürecidir. Yaşadıkları coğrafya, mensubu oldukları dîn veya kültür, ürünü oldukları tarihsel geçmiş her ne olursa olsun, insanlar en genel mânâda hayat tarzlarıyla benzeşmektedirler. Modernlik ise bu benzeşmenin içeriği ve biçimi olarak anlam kazanmaktadır; bireyler ve toplumlar küresel kültürün nesnesi oldukça daha çok modernleştiklerini düşünmektedirler.

Batılılaşma veya küresel kültüre mensup olma, isimlendirme her ne olursa olsun, her iki durumu da tanımlayan en temel kavram modern olmaktır. Ve şu son derece önemlidir ki ister Türkiye’nin iki yüz yıllık tarihinde belirleyici olan Batılılaşma politikaları bağlamında ele alınsın, isterse küreselleşme bağlamında ele alınsın, en temelde bireyler için karşıt kutuplu bir seçenek söz konusudur. Seçenekler gelenek-modern ekseninde şekillenmekte ve modernlik doğru seçenek olarak anlam kazan(dırıl)maktadır. Çünkü geleneksellik ve modernlik birbirinden tamamen farklı ve çoğu zaman karşıt inançları, tutumları, tavırları, anlayışları, değerleri, yaşama tarzlarını ifade etmekte ve günümüz dünyasında ve daha da önemlisi günümüz Türkiye’sinde modernlik olması gereken olarak sunulmakta ve gösterilmektedir.

SEKAM’ın Gençlik Araştırması ile gençlerin kendilerini gelenekmodern ekseninde nasıl ve ne kadar konumlandırdıkları tespit edilmek istenmiştir. Bu konumlanışın biçim ve miktarını belirlemek önemlidir. Çünkü gelenek-modern farklılığı/karşıtlığı, yukarıda da ifade edildiği üzere, bireysel ve toplumsal tüm alanlarda birbirinden çok farklı ve hatta çoğu zaman karşıt bir tutum ve tavrı, ilgi ve istek düzeylerini, daha da önemlisi değerler sistemini ve yaşayış tarzını gerektirmektedir. Gençlerin kendilerini gelenek-modern ekseninde nasıl ve ne kadar konumlandırdıkları tespit edilirse, gençlerimizin kendilerine şu veya bu şekilde sunulan veya dayatılan modernliği ne düzeyde kabullendiklerini tespit etmek mümkün olabilecektir.

SEKAM’ın Gençlik Araştırması’nın ilginç olmanın da ötesinde şaşkınlığa yol açan birçok tespitlerinden birisi, gençlerin gelenek-modern düzleminde kendilerini konumlandırmalarıyla ilgili olmuştur. Elbette ki, gençlerin kendilerini daha çok gelenek veya daha çok modern düzleminde konumlandırmalarının birbirinden tamamen farklı bir anlamı olacaktır. Araştırmanın veri toplama aşamasında hem iki yüz yıllık bir geçmişe sahip devlet politikaları ve hem de son birkaç on yıldır kitle iletişim araçlarının çoğunluğunun güçlü ve yoğun bir şekilde aracılığını yaptıkları değerler, anlayışlar ve hayat tarzı açısından modernliğin gençler tarafından daha çok tercih edildiği (edilmesi gerektiği), bunun ise büyük oranda normal olduğu düşünülmüştü. Ancak araştırma ile tespit edilmiştir ki, gençler, beklentilerin çok ötesinde bir düzlemde kendilerini konumlandırmış durumdalar. Konuyla ilgili soruya alınan cevaplara göre gençlerin dörtte üçü (Şekil:1) kendisini ne geleneksel ve ne de modern olarak tanımlamaktadır. Yani gençler geleneksel kalmayı başaramadıkları gibi modern de olamamışlardır. Bu nedenle de kendilerini biraz modern biraz geleneksel olarak tanımlamaktadırlar. Kabul etmek gerekir ki bu son derece melez bir durumu temsil etmekte ve gençlerin ne o, ne de bu olamadıkları anlaşılmaktadır. Gençler inanç ve kabulleriyle, tutum ve tavırlarıyla, eylem ve davranışlarıyla ara bir konumdadırlar. Bunun ise hem bireyin kimlik ve kişiliği açısından ve hem de toplumsal değerler, uyum, denge açısından oldukça önemli bir problemler yumağına işarette bulunduğu açıktır. Bunu, araştırma kapsamında katılımcılara yöneltilen inanç, tutum, tavır, tercih, beklenti, değer ölçütleri, anlayış ile ilgili sorulara verilen cevaplarda görmek mümkün olmuştur.

ŞEKİL–1: Gençlerin, Modern-Gelenek Düzleminde Kendilerini Konumlandırışları

DİNDAR BİR GENÇLİK

Kelime itibarıyla bağlanma, hüküm, yol, boyun eğmek, itaat etmek, kulluk etmek gibi mânâlara gelen dîn ve özellikle de İslâm, Allah’ın varlığına iman temelinde bir hayat tarzı olarak da anlam kazanır; kazanmak ister. Yani inanılan ilke ve özellikler, tutum ve tavırlarda, davranış ve eylemlerde, en genel mânâsıyla da hayat tarzında karşılık bulur. Bu nedenle katılımcı gençlere bir dizi soru yöneltilerek dînin sadece bir iman unsuru (vicdani bir kabul) olarak mı anlam ve değer kazandığı; yoksa eyleme, tutum ve tavırlara, davranışlara da dönüşüp-dönüşmediği belirlenmek istenmiştir. Bu amaçla yöneltilen sorulardan birisi dîn duygu ve düşüncelerinizi etkiler mi biçimindedir (Tablo–1). Alınan cevaplara göre gençlerin neredeyse tamamına yakını (%90,4) duygu ve düşünceleri açısından dînden etkilendiklerini, yani dînin en azından vicdani bir unsur olarak üzerlerinde etkiye sahip olduğunu ifade etmişlerdir. Ama daha da önemlisi, yine benzer oranda olmak üzere (%90,3), gençlerin tutum ve davranışlarıyla da dînden etkilendiklerini ifade etmiş olmalarıdır (Tablo–2). Bunlar dikkate alındığında dindar bir gençlik kitlesiyle karşı karşıya olduğumuz rahatlıkla söylenebilir. Zaten gençlerin önemli bir kısmı kendisini Dindar olarak tanımlamaktadır (Tablo–3). Farklı kategorilerde olmak üzere kendisini Dindar kabul edenlerin oranı %96,3’tür.  Ancak ne var ki araştırmanın diğer bazı soruları dikkate alındığında bu dindarlığın gündelik hayatta veya geleneksel bağlamında algılanandan çok öte bir mânâya geldiği anlaşılmaktadır.

 

Tablo-1: Dînin Duygu Ve Düşünceyi Etkileme Düzeyi

Dîn, Duygu ve Düşüncelerinizi Etkiler mi? (%)
  Sayı %
Çok Etkiler 2494 46,3
Etkiler 2376 44,1
Çok Az 329 6,1
Hiç Etkilemez 191 3,5
Toplam 5390 100,0

 

Tablo-2: Dînin Tutum ve Davranışları Etkileme Düzeyi

Dîn, Tutum ve Davranışlarınızı Etkiler mi? (%)
  Sayı %
Çok Etkiler 2298 42,4
Etkiler 2595 47,9
Çok Az 361 6,7
Hiç Etkilemez 169 3,1
Toplam 5423 100,0

 

Tablo-3: Dindarlık Durumu

Dindarlık Açısından Durumunuz Nedir? (%)
  Sayı %
Çok Dindar 331 6,1
Dindar 2573 47,7
Biraz Dindar 2289 42,5
Dîne İlgisiz 166 3,1
Dîne İnanmaz 31 ,6
Toplam 5390 100,0

 

Kendisini Dindar kabul eden bir kitleyle karşı karşıya olduğumuza göre, bu dindarlık algısının açılımını tespit edebilmek için bazı ibadetleri gerçekleştirme durumuna veya gerçekleştirme isteğine ilişkin araştırma verilerini dikkate almak gerekli olacaktır. Bu bağlamda dikkate alınacak ilk veri beş vakit namaz kılma durumuyla ilgilidir (Tablo–4). Katılımcıların %24,3’ü düzenli olarak beş vakit namaz kıldığını ifade ederken, %49,6’sı ise ara sıra sıklığında da olsa namaz ibadetini gerçekleştirdiğini belirtmiştir. Buna karşılık %26,2’lik orana sahip bir kesim ise hiçbir şekilde namaz kılmadığını ifade etmiştir.

Cuma namazı erkekleri ilgilendiren bir ibadet olarak anlam kazanmaktadır. Araştırma kapsamında erkek katılımcılara Cuma namazı kılma durumları sorulmuş (Tablo–5), alınan cevaplara göre erkek gençlerin %56,6’sının düzenli olarak Cuma namazı kıldıkları tespit edilmiştir. Ara sıra sıklığında Cuma namazı kılanların oranı ise %30,6’dır. Cuma namazı hiç kılmayanların oranı görece son derece düşüktür: %12,9.

Gençlerin oruç ibadeti karşısındaki durumları incelendiğinde (Tablo–6), oruç ibadetinin gençler tarafından diğer ibadetlere göre son derece yüksek oranda (%85,1) düzenli olarak gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Hiç oruç tutmayanların oranı son derece düşüktür (%2,7). Bu da oruç ibadetinin toplumumuzda ayrıcalıklı bir öneme sahip olduğunu göstermesi açısından ilginç ve önemlidir. Ve tüm bunlar, gençlerin bizzat kendi cevaplarında anlam bulan biçimiyle dindar bir gençlik olgusuyla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Ancak durum salt yüzeysel olarak böyle olmakla birlikte, ibadet olgusu ile diğer bazı özellikler karşılaştırıldığında şaşkınlığa yol açan bir durum ile karşılaşılmaktadır. Karşılaşılan ve şaşkınlık oluşturan bu durumu anlamak için sekülerliği dikkate almakta yarar var.

Tablo–4: Namaz Kılma Durumu

Beş Vakit Namaz Kılar mısınız? (%)
  Sayı %
Düzenli Olarak 1267 24,3
Ara Sıra 2585 49,6
Hiç 1364 26,2
Toplam 5216 100,0

 

Tablo–5: Cuma Namazı Kılma Durumu

Cuma Namazı Kılma Durumunuz? (Sadece Erkekler) (%)
  Sayı %
Düzenli Olarak 1385 56,6
Ara Sıra 748 30,6
Hiç 315 12,9
Toplam 2448 100,0

 

Tablo–6: Oruç Tutma Durumu

Oruç Tutma Durumunuz? (%)
  Sayı %
Düzenli Olarak 4560 85,1
Ara Sıra 655 12,2
Hiç 142 2,7
Toplam 5357 100,0

 

SEKÜLER BİR DİNDARLIK

Kökeni Latince olan sekülerlik, kök itibarıyla zaman ve mekân çağrışımlarını birlikte veren bir anlama sahiptir. Zaman, onun şimdi oluşunu; mekân ise, dünyada ve dünyevî oluşunu gösterir. Dolayısıyla etimolojik kökeni itibarıyla, şu anda yaşanmakta olan dünya anlamına gelmektedir. Bu dünyanın geçmişe ait veya bu dünyanın yaşanan nesnel unsurlarını aşan referansları yoktur. Her şey şu ana ve bu dünyaya aittir.

Esasen tarihi süreçte kazandığı anlamlarla çok geniş bir anlam alanına sahip olan sekülerlik, örneğin ahlâki alanda değer ilkelerinin herhangi bir dîni inancı dikkate almadan oluşturulmasını, inançtan kaynaklanan bütün düşüncelerden soyutlanmasını ifade etmektedir. Diğer sosyal alan ve konular dikkate alındığında ise sekülerlik, toplumsal hayatın tüm alanlarının; siyasetin, kültürün, bilimin dîne dayanan değerlerden arındırılması ve bağımsızlaştırılması olarak anlam kazanmaktadır. Dolayısıyla sekülerleşme, en temel anlamıyla dînin toplumdaki otoritesini yitirmesidir. Bu anlamıyla da laiklikle örtüşmektedir. Ancak bu, tüm anlam boyutlarıyla laiklikle aynı olduğu anlamına gelmemektedir. Nitekim günümüzde laiklik her şeyden önce siyasi ağırlıklı bir terim olarak kullanılmaktadır; dîn ile devletin birbirinden ayrılmasına işaret etmektedir.

Bir ayrım yapmak gerekirse, laiklik daha çok toplumsal alanla ilgili olmasına karşılık, sekülerlik daha çok bireysel boyutla ilgilidir. Eğer siyaset-dîn ilişkisinden bahsediliyorsa burada temel kavram laikliktir, bireyin tercih ve sorumluluklarında, tutum ve tavırlarında dînin etki durumundan bahsediliyorsa burada ise sekülerlik devreye girmektedir. Ancak tüm bunlara rağmen laiklik ile sekülerlik arasında çok açık ve net bir anlam ayrışmasından bahsetmek zordur.

Sosyal bilimler literatürüne sosyolojinin bir armağanı olarak giren sekülerleşmeyi anlamak için konuyla ilgilenen sosyologların tanımlarını dikkate almak yararlı olacaktır. Bryan Wilson tarafından dînî düşünce, muâmelât ve kurumların sosyal önemini yitirdiği bir süreç olarak tanımlanan sekülerleşme, Peter L. Berger tarafından dînî inançlar, ibadetler ve cemaat duygusunun toplumun ahlâki hayatından uzaklaştırılması, mistisizm dâhil tüm dînî konu ve tutumlara karşı tam ilgisizleşme, yarı paganlaşma, kilisesizleşme olarak tanımlanmıştır. Yine Berger, sekülerleşmeyi kültür ve toplum sektörlerinin dînî kurum ve sembollerin egemenliğini ortadan kaldıran bir süreç olarak[1] tanımlamıştır. Günümüzde, özellikle de Amerika’da, dinsizlik ve yaşamın örgütlenmesinde sanki Tanrı yokmuş gibi davranılması olarak tanılanmaktadır[2]. Amerika’daki bu kullanım, bizim de burada tercih ettiğimiz anlamı işaret etmektedir. Bu kısa açıklamayı takiben sekülerleşmeyi araştırmanın verileri üzerinden gençlik bağlamında inceleyebiliriz.

Araştırmanın bazı bulgularından hareketle dindar bir gençlik kitlesi ile karşı karşıya olduğumuzu ifade ettik. Ancak ne var ki bu dindarlık geleneksel olarak bilinen anlamıyla hayatın her alanında dînî bir hassasiyet içerisinde olma anlamına gelmemektedir. Araştırmanın bulgusu olan dindarlık, seküler bir dindarlıktır. Çünkü gençliğe yöneltilen dînî inanç ve pratiklerle ilgili bazı sorulara alınan cevaplar, seküler bir hayat tarzının ve dîn algısının yaygınlık kazandığını ortaya koymuştur. Kimliklerin melezleşipne o ne de bu” biçimine dönüşmesinin yanı sıra, dîn algısında da benzer bir karmaşanın yaşandığı tespit edilmiştir. Dîni önemseyen ve ölçü kabul eden, hatta başta namaz olmak üzere bazı ibadetleri düzenli olarak yerine getirdiğini söyleyen gençlerin dîn-ahlâki değerler, dîn-aile değerleri, dîn-bireyler arası ilişkiler gibi birçok konuda dînden bağımsızlaştıkları; dîni daha çok vicdani bir unsura dönüştürdükleri veya daha doğru bir tanımlamayla dîni hayattan uzaklaştırdıkları anlaşılmaktadır. Bu konuda referans olarak namaz kılma durumu dikkate alındığında, ifade ettiğimiz durum olanca açıklığıyla gözler önüne serilmektedir. Aşağıda bunun bazı örneklerine yer verilecektir.

Düzenli beş vakit namaz kılanların %16,8’i çapkınlık konusunda ne düşünüyorsunuz sorusuna erkek için normal-bayan için hayır, %9,3’ü ise erkek-bayan her ikisi için de normal şeklinde görüş bildirmişlerdir (Tablo–7). Hâlbuki İslâm açısından çapkınlık, hem erkek ve hem de kadın için aynı düzeyde yasak olan bir tutum ve davranıştır.

Düzenli beş vakit namaz kılanların %8,4’ü bir kişinin kendi cinsinden birisi ile (erkeğin erkekle, kadının kadınla) cinsel ilişkisi konusunda görüşünüz nedir sorusuna; bireysel tercih-kimseyi ilgilendirmez, %30,3’ü ise onaylamıyorum ama beni ilgilendirmez, cevabını vermiştir (Tablo–8). Eşcinsellik, İslâm açısından en şiddetli yasaklardan birisidir. Eşcinselliği en sapkın davranışlardan birisi olarak değerlendiren İslâm’ın kaynağı Kur’ân’da eşcinsel tercihleri nedeniyle ilâhî gazaba uğratılmış bir topluluk ve o topluluğu bu sapkınlıktan uzaklaştırmak için çabalayan bir peygamberin mücadelesini konu edinen ayetler vardır.

Evlilik modası geçmiş bir kurumdur görüşünün değerlendirilişiyle, düzenli namaz kılma ilişkisi incelendiğinde (Tablo–9), düzenli namaz kılanların %6,9’unun bu görüşü desteklediği, %3,7’sinin ise kararsızlık içerisinde olduğu tespit edilmiştir. Hâlbuki İslâm açısından meşru cinselliğin tek yolu nikâh ve dolayısıyla nikâha dayalı aile hayatıdır.

Düzenli namaz kılanların %10’u, genç bir kız ile erkek istedikleri şartlarda aynı evde yaşayabilirler görüşüne destek verirken, %7,5’i ise kararsızlığı ile bu konuda dînî etkiden sıyrıldığının işaretini vermektedir (Tablo–10). Çünkü İslâm, kadın-erkek ilişkilerinde oldukça hassas olup bahsettiğimiz üzere cinselliği ancak nikâhla meşru kabul etmektedir.

Çocuk-nikâh ilişkisi bağlamında olmak üzere çocuk yapmak için evlilik şart değildir görüşünün değerlendirilme tarzıyla namaz kılma durumu karşılaştırıldığında (Tablo–11), düzenli namaz kılanların %5,4’ü bu görüşü desteklemiştir. %2’si ise kararsızlık yaşadığını ifade etmiştir.

 

Tablo-7: Namaz Kılma Durumuna Göre Çapkınlığın Anlamı

Beş Vakit Namaz Kılma Durumu Çapkınlık konusunda ne düşünüyorsunuz? (%)
Erkek için Evet-Bayan İçin Hayır Erkek-Bayan Normal Erkek-BayanHayır
Düzenli 16,8 9,3 73,9
Ara Sıra 26,9 13,7 59,5
Hiç 24,4 19,3 56,3

 

Tablo-8: Namaz Kılma Durumuna Göre Bir Kişinin Kendi Cinsinden Birisi İle

(Erkeğin Erkekle, Kadının Kadınla) Cinsel İlişkisi Konusundaki Görüş

Beş vakit namaz kılmadurumu Bir kişinin kendi cinsinden birisi ile (erkeğin erkekle, kadının kadınla) cinsel ilişkisi konusunda görüşünüz nedir? (%)
Bireysel Tercih-Kimseyi İlgilendirmez Onaylamıyorum Ama Beni İlgilendirmez Kararsızım/Bilemiyorum Olmamalı/Yanlış Sapıklık Günah Ahlaksızlık
Düzenli 8,4 30,3 1,1 20,3 10,8 13,2 15,9
Ara Sıra 16,4 32,5 2,1 17,2 13,2 7,4 11,0
Hiç 27,8 40,9 ,7 13,8 7,5 3,9 5,3

 

Tablo-9: Namaz Kılma Durumuna Göre Evliliğin Anlamı

Beş VakitNamaz Kılma Durumunuz “Evlilik, Modası Geçmiş Bir Kurumdur” (%)
Kesinlikle Katılıyorum Katılıyorum Kararsızım Katılmıyorum Kesinlikle Katılmıyorum
Düzenli 3,4 3,5 3,7 28,0 61,4
Ara Sıra 3,5 5,3 6,5 28,4 56,2
Hiç 4,0 6,6 7,0 34,4 48,0

 

Tablo-10:Namaz Kılma Durumuna Göre “Genç Bir Kız İle Erkek İstedikleri Şartlarda Aynı Evde Yaşayabilirler” Görüşünü Değerlendirme

Beş vakit namaz kılmadurumu “Genç bir kız ile erkek istedikleri şartlarda aynı evde yaşayabilirler” (%)
KesinlikleKatılıyorum Katılıyorum Kararsızım Katılmıyorum KesinlikleKatılmıyorum
Düzenli 2,5 7,5 7,5 31,2 51,3
Ara Sıra 6,5 15,7 15,6 27,9 34,3
Hiç 13,7 22,3 20,8 25,3 18,0

 

Tablo-11:Namaz Kılma Durumuna Göre

“Çocuk Yapmak İçin Evlilik Şart Değildir” Görüşü Karşılaştırması

Beş vakit namaz kılmadurumu “Çocuk yapmak için evlenmek şart değildir” (%)
KesinlikleKatılıyorum Katılıyorum Kararsızım Katılmıyorum KesinlikleKatılmıyorum
Düzenli 2,3 3,1 2,0 15,0 77,6
Ara Sıra 5,0 2,5 3,2 20,6 68,6
Hiç 6,3 4,6 4,4 24,3 60,5

 

Laiklik ve dolayısıyla laik olmak önemli bir modern değerdir. Bu değerin dînle ve özellikle de İslâm’la ilişkinin son derece sorunlu olduğu da açıktır.  Çünkü ikisi arasında varoluş/yetki çatışması vardır. Ancak buna rağmen laikliğin bir değer olarak dînî hassasiyeti yüksek olan veya olduğu varsayılan kesimler tarafından da kabullenildiği ve bu durumun gittikçe yaygınlık kazandığı anlaşılmaktadır. İşte bu, sekülerliğin yaygınlık kazandığını ve güçlendiğini gösteren önemli bir tespittir. Zira araştırmamızın bulgularına göre düzenli namaz kılanların dahi %67,2’si laikliği bireyin kişilik ve hayatı açısından önemli bulduğunu ifade etmiştir (Tablo–12).

 

Tablo-12: Namaz Kılma Durumuna Göre Laik Olmanın Önemi

Beş vakit namaz kılma durumu Bireyin kişilik ve hayatı açısından laik olmak önemli midir? (%)
Çok Önemli Önemli Önemli Değil Hiç Önemli Değil
Düzenli 26,6 40,6 25,3 7,4
Ara Sıra 33,7 47,0 14,8 4,5
Hiç 40,4 43,7 13,4 2,4

 

Tüm bunlar ise, Türkiye’nin, en azından, sosyal gerçekliği olan İslâm’ın gençler tarafından büyük oranda yanlış bilindiği veya en azından kendisini Dindar kabul edenler açısından bunun böyle olduğu anlamına gelmektedir. Çok daha önemlisi, düzenli beş vakit namaz kılma sorumluluğunun farkında olacak kadar dînle ilgili bireyler açısından bile İslâm anlayışında, İslâmî değerler konusunda yanlış bilgi ve kabullerin yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Bunun nedenleri ise başlı başına bir araştırma konusu olacak kadar önemlidir.

SONUÇ

Toplumsal hayata katılma sürecinde çok kritik bir kavşak olan gençlik döneminin en önemli sorunu, kendi benliğine ilişkin kimliğini kazanmasıdır. Toplumda yer alan her birey tek bir kimlik geliştirmez. Toplumsal durumlara göre genç, öncelikle dindar kimliğini, toplumsal kimliğini, siyasal kimliğini, cinsel kimliğini, vb. geliştirmektedir. Bu kimlik tipleri birbirini karşılıklı etkileyerek ve tamamlayarak insan hayatına anlam vermektedir. Gerçekleştirilen araştırmada gençlik ile melez kimlik nitelemesi arasında güçlü bir ilişkinin tespit edilmiş olması; yani kimliklerin daha çok sözel nitelikte kaldığının, kimliklerinin içeriğinin farklılığa vurguda bulunacak bir ayrışmaya yol açmadığının tespit edilmiş olması önemlidir. Toplumların en dinamik insan gücü ve en verimli kaynağı olan gençlerin çok boyutlu ve karmaşık sorunları vardır. Bunların en başında da kimlik sorunu yer almaktadır.

Bireysel değerler sosyal ortamda gelişir. Bu bakımdan sosyal sistemin ya da kültürün ürünüdür. Birey, doğumundan ölümüne kadar ebeveynlerinin, arkadaşlarının, önemli gördüğü ve sevdiği kişilerin, yaşamındaki önemli değişikliklerin ve deneyime dayalı öğrenmenin, yasaların, gelenek ve göreneklerin, dînin, eğitimin ve medyanın etkisi ile kısaca toplumun içinde sürekli sosyalizasyon süreci sayesinde değerleri öğrenir. Diğer bir ifade ile bireyin değer sistemleri sosyalizasyon süreçleri ile erken çocukluk döneminde gelişerek kültürel ve sosyal asimilasyon yoluyla onun bilişsel ve zihinsel yapısının bir parçası haline gelir. Araştırmada gençliğin dînî, ahlâki, toplumsal değerlere ilişkin tutum ve tavırları incelenmiş; örneğin dînî değerler ve pratikler açısından form olarak dindar gençlik değerlendirilebilecek ama nitelik dikkate alındığında, dînî, ahlâki ve toplumsal değerler noktasında sabiteleri zayıf bir gençlik kesiminin var olduğu tespitine ulaşılmıştır.

NİDA DERGİSİ 161. SAYI EKİM – KASIM 2013

[1] Berger, P. L., Kutsal Şemsiye, Dinin Sosyolojik Teorisinin Ana Unsurları, Çev. A. Coşkun, Rağbet Yay, İstanbul, 2000, s.168

[2] Dobbelaere, Karel, Secularization: An Analysis at Three Levels, P.I.E.- Peter Lang, Brussels. 2002, s. 23

Önceki Konu:
Sonraki Konu:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


− 3 = altı

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm