• CÜBBELERİN DİKTATÖRLÜĞÜ ‘ARACI’LARIN İHANETİ

    Yazar: Nusret ALTUNDAĞ

    Bizim millet üniformanın, önlüğün her türlüsünden korkar. Dişçinin önlüğünden, imamın cübbesinden, entelektüelin fularından, askerin üniformasından, hâkimin cübbesinden, şeyhin hırkasından vs.

    Dikkat edilirse bu üniformalar özelleşmiş bir grup tarafından kullanılır. Örneğin memurlar kravat takar. Bu üniformaların hepsinin aynı kefeye konamayacağı gerçeği bir tarafa; tarihte ve insan hayatında üstlendikleri rolün de aynı olduğu söylenemez. Fakat bu insanların toplumla (üst inanç veya) oluşumlar arasında bir tür ‘aracı’ konumda oldukları da muhakkak. Yani kendilerine ait bir tür giysileri olan gruplar genelde bir dînin, felsefenin, ideolojinin ya da dünyaya bakış şeklinin özelleşmiş, söz konusu düşünceyi temsil ve tebliğ eden kitlesidir. Evet, çiftçilik, marangozluk da birer meslek grubudur fakat yukardaki gruplar gibi bir şeye tekabül etmedikleri ortadadır.

    Sanırım burada ‘aracı’ kavramı üzerinde biraz düşünmek gerekiyor. Bu kavramın çağrışımı olumsuz olmasına rağmen iki tür aracılık durumundan sözedebiliriz. Birincisi peygamberî misyonda olduğu gibi insanlara bir örneklik olsun diye bir insan teki üzerinden tüm insanlara aktarılan mesajın taşıyıcılığı ve bunun devam ettiriciliği olan aracılık. Bu aracılık türüne “örneklik” ya da “öncü olma” durumu da diyebiliriz. Bunun devam ettiricisi olarak da “âlim”leri söyleyebiliriz. Yani bu aracılık türünde hakikatle insanlar arasına girip bu durumdan nemalanmak değil; yanlış inançlarla insanlar arasına girip insanları hakka yöneltme çabası vardır. İkincisi, iktidarların muktedirliklerinin hazmettiricisi, kabul ettiricisi olarak ortaya çıkardıkları ya da tarihin gelgitinde kendilerini aracı konumunda bulan ve bundan nemalanan aracılar.

     

    Continue Reading

    29 Nisan 2015 • Genel

  • ORADA “KAR NAHİFLİĞİNDE ÇOCUK DÜŞLERİ” ÖLDÜ

    Yazar: Selma ELMAS

     

    vermiyor artık bana Plevne Türküleri

      Ey Srebrenitsa!

     Rüzgârda savrulan

     Sonra ateş düşen saçlarına

    Türküler yakacağım”

    Bünyamin Doğruer, Hep Ağrıyan Yanım Oldu Balkanlar

     

    Eski Yugoslavya döneminde “sanatın başkenti” olarak nitelendirilen Saraybosna savaştan sonra da bu özelliğini savaşın tüm yaralarına ve geride bıraktığı tahribata rağmen devam ettiriyor. Yetiştirdiği genç sanatçılar bunun en güzel örneği. Bosnalı genç Yönetmen Aida Begiç bunlardan biri. Onu ilk uzun metrajlı filmi olan “Kar” filmini izlediğim zaman tanımıştım, belki daha doğru bir ifade ile merak etmiştim. “Kar” filminin ana karakteri Alma’nın yer aldığı tüm sahneler o kadar gerçekçi ve izleyici o kadar çok atmosfer içerisine dâhil ediliyordu ki Yönetmenin kimliğini de bir nevi ele veriyordu. Bu yüzden zihnimde tasavvur ettiğim Aida Begiç tabiri caizse tam da hayal ettiğim gibi çıkmıştı. Çünkü bir filmi film yapan şüphesiz ki yönetmeninin dokunuşları yani fırça darbeleridir.

    Continue Reading

    29 Nisan 2015 • Genel

  • KUDRET MERKEZLİ ALLAH TASAVVURUNDAN ADALETLİ ALLAH ANLAYIŞINA DOĞRU

    Yazar: Orhan GÜVEL***

    (Davud Rehber * ’in God of Justice ** isimli çalışması üzerine)

    Davranışlarımızı belirleyen inandığımız değerlerdir ve inançtan bağımsız bir eylem düşünülemez. Söz konusu Müslümanlar olduğunda, hayatlarına yön veren en temel unsurun ‘Allah tasavvurları” olduğu görülür. Kendisini İslam’a nispet eden birey ve topluluklar farklı Allah tasavvurlarına sahiptir. “Kadir-i Mutlak Allah”, “Merhameti gazabını aşmış Allah”, “Hikmetinden sual olunmaz Allah”, “Keyfi davranışlarda bulunabilen Allah”, “Kullarını keyfi olarak cezalandırıp, ödüllendiren, doğru yola eriştirip, saptıran Allah” , “Kullarının tüm davranışlarını belirleyen Allah”, “Tüm hayır ve şerrin kendinden sadır olduğuna inanılan Allah”, “Adalet ve hikmetle muamele eden Allah” vb.

    Birey nasıl bir Allah tasavvuruna sahipse bu doğrudan davranışlarını etkilemekte, söz konusu bireylerden oluşan toplumun karşılaştığı olaylara karşı gösterdiği refleksler de ona göre şekillenmektedir. Mesela kudret merkezli, davranışları sorgulanamaz Allah anlayışına sahip bir yönetici, işveren, baba, öğretmen, cemaat lideri ve diğerlerinin tebalarından koşulsuz itaat istemeleri, adalete yaraşmayan davranışlarını kabullenip kendisini ıslah etme yoluna gitmektense çevresindeki insanlara fiilleri “sorgulanamaz yarı tanrı” edasıyla muamele etmesi başka ne ile izah edilebilir? Bunun temelinde kime, neyi, ne zaman, nerede, nasıl ve niçin yapacağı belli olmayan “Kudret merkezli Allah” inancının yattığı açıktır.

    Kudret, irade ve mutlak ilime indirgenmiş, kullarına yönelik muameleleri anlaşılamayan ve sorgulanamayan Allah tasavvuru, kaçınılmaz olarak insanlardan gayrı meşru veya hatalı davranışlarını dahi sorgulamadan kabul etmelerini bekleyen kaprisli, diktatör bireylerin yetişmesine kapı aralamaktadır. Büyük ölçüde Eşariliğin etkisiyle şekillenmiş “Sünni Allah tasavvuru” da adalet merkezli Allah’tan ziyade kudret merkezli Allah anlayışını temsil eder.

    Continue Reading

    29 Nisan 2015 • Genel

  • SAVAŞIN METAFİZİĞİ ÜZERİNE

    Yazar: Arif ARCAN

    Mâlum hikâyedir:
    Büyük İskender bir fetih dönüşü büyük bilge Diyojen’i ziyaret etmek ister. Büyük İskender Diyojen’in yaşadığı yere varınca Diyojen,i bir fıçının içerisinde güneşlenirken bulur. Büyük İskender Diyojen’i selamlar ve “Dile benden ne dilersen!” diye ünler. Diyojen hiç istifini bozmadan “Gölge etme, başka ihsan istemem senden” diye karşılık verir.

    Bu hikâyeden, Diyojen’in dünya malını ve iktidarını temsil edenlere meyletmediği sonucuna kolaylıkla varılmaktadır. Gerçekte durum bu merkezde midir? Esasında Diyojen Büyük İskender’e şunu söylemektedir: “Sen ki bilinen ve bilinmeyen bütün ülkeleri fethettin, nice kralları, prensleri, melikleri, şahları ve padişahları diz çöktürdün, itaate zorladın. Zorbaları, çeteleri, hırsızları, uğursuzları, düşük ahlaklı arsızları, hak ve hukuk tanımayan küçük iktidar heveslilerini etkisiz hale getirdin. Askeri gücünün eşlik etmiş olduğu siyasal gücünün ağırlığı altına şimdi her şey yerli yerinde. Şurada, fıçımın içinde esenlikle, korkusuz, ardımı kollamak zorunda kalmadan dilediğimce güneşleniyorum. Daha ne isteyeyim!” Bu hikâyede Büyük İskender ve Diyojen yerine farklı isimleri dilediğiniz gibi koyabilirsiniz.

    Fetihçi imparatorlukların yaşamlarının uzun soluklu olmasının temel şartı; adil bir düzeni hedeflemeleriydi. Bu kadim bir hedeftir ve bu hedefin ilahi kaynaklı olduğu tartışılmazdır. Bu durum iktidarlara meşruiyetini bahşeden dinsel bir temadan öte, iktidar sahiplerinin yüklenmek zorunda kaldığı ilahi bir göreve işaret etmektedir.

    Continue Reading

    29 Nisan 2015 • Genel

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm