• İKİ İLERİ BİR GERİ: 101. KOYUN

    Yazar: Nusret Altundağ

     

     

    Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var.

    Buna rağmen “Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat” dedi ve bana, konuşmada üstün geldi.

    Sâd, 23

    Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
    Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! 

    (Mehmet Akif)

    “Kutsal, tabiatta saf bir hâlde bulunmaz.” diyordu Mircea Eliade. Buna benzer bir şekilde zulüm de aslında saf hâlde bulunmaz insan yaşamında. O, kendini var kılmak ve bunu devam ettirmek için uygun formlar geliştirmek zorundadır sürekli. Elbette farklı tarzları olmakla birlikte, zulmün geliştirdiği en etkili ve kalıcı genel metod “üçgen metodu” diyebileceğimiz bir formdur.

    Geometrideki en küçük alan birimidir üçgen. Üçü aynı doğru üzerinde yer almayan üç noktayı birleştiren bir yüzeydir. Yani bir üçgende en fazla iki köşe nokta aynı doğru üzerinde olabilir. Ve eğer bir şeyi bir yere kapatmak istiyorsanız, yani bir alan, bir yaşam alanı oluşturmak istiyorsanız en azından bir üçgen çizebilmeniz gerekir. Geometrik anlamda bir “doğru” ile bunu sağlamanız mümkün değildir.

    Bu açıdan bugün, köşe noktaları yer değiştirmekle birlikte; kendini tekrar tekrar üretip sonsuza akıp giden bir üçgeni anlamaya çalışacağız. Dediğimiz gibi bir üçgenin her üç köşesi de aynı doğru üzerinde bulunamayacağından; bazı köşe noktalar öne çıkacak, bazı köşeler de arkada kalacaktır. Bu açıdan bugün inceleyeceğimiz üçgenin de iki tür hareketinden söz edilebilir: Continue Reading

    2 Kasım 2016 • Genel

  • Âdem Çaylak ile Neo-liberalizm, Türkiye ve Müslümanlar Üzerine

    Röportaj: Emre Berber

     

    İlk olarak, neo-liberalizm dediğimizde neyden, nasıl bir süreçten bahsettiğimizi sormak istiyorum; nedir bu neo-liberalizm?

    Evet, teşekkür ediyorum. Neo-liberalizm kavramsallaştırması aslında felsefi ya da siyasal bir kavramsallaştırma olmaktan ziyade ekonomik bir kavramsallaştırma olma özelliği taşıyor. Kavramın aslında tamamen iktisadi bir felsefesi var. İsminden de anlaşıldığı üzere klasik liberalizmin 1970’ler 80’ler ve 90’lar sürecinde yeni terimlerle ortaya çıkarılmasını ifade ediyor.

    Nasıl bir süreç bu?

    Şöyle… 1927 ekonomik buhranının ardından devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiği yönünde Keynesyen iktisadi anlayış gelişmişti. Bu döneme daha çok ‘sosyal devlet’ ya da ‘refah devleti’ dönemi diyoruz. Bu ekonomik buhran son derece büyük bir önem arz ediyor. Hatta kimi düşünürler tarafından 2. Dünya Savaşı’nın nedenlerinden birisi olarak gösteriliyor.

    Bu buhranın nedenleri olarak da daha çok liberal politikaların uygulanması sonucunda oluşan bütçe açıkları ve enflasyon gibi liberal ekonominin açmazları gösterilmektedir. Continue Reading

    2 Kasım 2016 • Genel

  • NEO-LİBERALİZM VE İSLÂM DÜNYASI

    Yazar: Ümit Aktaş

     

    Liberalizmin ve neo-liberal yapıların bir tek ortak paydası vardır; o da para, ya da çıplak gücün egemenliği; yani biyo-politika. Orada hayatın bir anlamı olmadığı gibi bir karşılığı da bulunmamaktadır. Çünkü yegâne değer olarak egemenleşen para, bu gücünü, bu toplumları diğer tüm değerlerden yoksunlaştırarak elde etmiştir. Günümüz neo-liberalizmi de, bir ölçüde rakiplerinin de zayıflamasıyla, temelde bu esas üzerinde hareket etmekte ve bunda artık bir beis görmemektedir. Mesela ABD ülkeler işgal etmekte, Guantanamolar ve Ebu Gureybler’de insanlık dışı yöntemlerle ceza sömürgeleri kurmakta ve dolayısıyla insan haklarını, demokrasiyi ve hatta hümanizmi askıya almakta, çalışma özgürlüğü ise taşeronlara havale edilmektedir. Rasyonalizm ve ilerleme üzerinde ise o kadar çok şeyler söylendi ki bunların artık iler tutar bir yanları kalmadı. Özgürlük ve hümanizm ise sadece Protestan beyazlara ait bir hak, değer ya da imtiyazdır.

    Aslında liberalizm, otoriter ve tahakkümcü bir ideolojidir ama kendisini hep özgürlükçü olarak takdim eder. Otoriterlik olmadan liberalizmin varolması mümkün değil; çünkü ülkeyi birkaç tane tekel yönetiyor liberalizmde. Liberalizm ne diyor? Devlet olsun ama küçük olsun, amaç ne? Sadece benim önümü açacak kadar bir devlet olsun, daha fazlası olmasın; yani o hantal yapısıyla işlerime de engel olmasın. Buradaki özgürlükçülük efsanesi, aslında liberalizmin gerçek yüzünü gizleyen bir maskedir. Bu maskenin arkasında durmakta olan şey ise kapitalizmin sınırsız bir üretim ve tüketim döngüsüne dayalı olan sömürü mantığıdır. Continue Reading

    2 Kasım 2016 • Genel

  • LİBERALİZMİN AŞINDIRDIĞI MÜSLÜMAN KİMLİK

     

    Yazar: Ramazan Yazçiçek

     

    Özet: Bu yazıda liberalizm kendi kavramsal zemininde tanımlanmış, yer aldığı sosyolojik serüven içerisinde anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmada liberalizm, Müslüman kimliği aşındırma dinamiği cihetiyle tartışılmıştır. Liberteryen ve Müslüman kimliğin doğalarının farklılığı bütüncül bir bakışla ele alınmış; farklılık, ‘hürriyet’ ve ‘sünnetullah’ kavramları bağlamında temellendirilmiştir. Makalede, beşerî ideoloji ve sistemlerin İslâm ile uyuşmazlığı, komünizm, kapitalizm ve liberalizm üzerinden örneklendirilmiştir.

    Anahtar Kelimeler: Liberalizm, birey, özgürlük, Müslüman kimlik, hürriyet, sünnetullah, dünyevîleşme, hazcılık, hiççilik.

    Giriş

    Müslümanlar, tarihin değişik dönemlerinde farklı kavim ve medeniyetlerle karşılaşmış, her karşılaşma doğal olarak çekimin güçlü olduğu yöne doğru değişim ve dönüşümü kaçınılmaz kılmıştır. İki yönlü evirilme daha ziyade İslâm’ın geniş coğrafyalara yayılma sürecinde yaşanmıştır.

    Müslümanların medeniyetlerle(!) devam edegelen karşılaşması, bugün liberalizmle yaşanmaktadır. Bizce her dönemde olduğu gibi şimdiki karşılaşma da, İslâm ile değil Müslümanlarla yaşanılan bir karşılaşmadır. Dolayısıyla yaşanan değişimin yönü ve tonu da Müslümanlar için söz konusudur; İslâm için değil. Çünkü İslâm dönüşmez, dönüştürür. Dönüşmüş olana ise İslâm denmez. İslâm’ı dönüştürme yönündeki gayretler, fesadın salâha; reformizmin tecdîde tahvîli kâbilinden gayretlerdir. Elde kalan onarılmış bakiye; restore edilmiş (restored) yeni form, delilden yoksun olup ‘İslâm’ ile alakası olmayan bir haldir. Ortaya çıkan ürün, İslâm’ın dışında farklı bir şeydir artık.

    Müslüman kimliği aşındırmada bugün başat rol üstlenen liberalizm, asıl tehlikeyi varlığı (ontoloji), var oluş hakikatini (kulluğu) dikkate almamakla ortaya koymuştur. Devletten özgürleşme talebiyle yetinmeyen birey, dinden ve de tanrıdan özgürleşme ısrarıyla nefsin sınırsız istek ve tutkularına dönük bir serbestliği tercih etmiştir. Bize göre bu tavır, putları tek puta; bütün putperestliklerin kendisinden neşet ettiği hevâ-heves putuna dönüştürme tavrıdır.  Continue Reading

    2 Kasım 2016 • Genel

  • NEOLİBERAL AHLÂK VE SİYASET

    Yazar: Altan Murat ÜNAL

     

    Müslüman toplumların yaşadıkları istikrarsızlık ve karmaşayı anlayabilmek için dünyada nelerin olup bittiğine bakmak gerek. Toplumlarda, yerel yapılar küresel-seküler değerler doğrultusunda yeniden oluşturulmaktadır. Müslümanların bir kısmı bundan etkilenmediklerini ileri sürseler de bu durum gerçeği yansıtmamaktadır. Neo-liberal küreselleşmenin dayatıldığı, başka seçeneğin bulunmadığı ileri sürülen süreçlerden geçilmektedir. Bu süreçler tüm toplumlarda kimliğin, kişiliğin aşınmasına yol açmaktadır.

    Neo-liberal küreselleşme tüm dünyada giderek kültürleri dönüştürmektedir. Toplumlar kendi kültürlerini unuttukları için kültürel anlamda nereye, hangi yöne gideceklerini bilememektedir. Müslümanlar ise vahye ve akla önem vermeyip taklitçilikte ısrar ettikleri için kendileri olamamakta, kendilerini gerçekleştirememektedir. Continue Reading

    2 Kasım 2016 • Genel

  • TOPLUMSAL KURTARICILAR YA DA TOPLUMA MUSALLAT OLANLAR

    Yazar: Nurettin Özcan

     

    İliklerimize kadar tuhaf bir çağı yaşıyoruz; soğuk, sert, güvensiz ve netameli… Hangi yana baksanız orada toplumsal yükselmenin sözcülüğünü yapan sahte figürler… Her devirde beliren ve ardı arkası bir türlü kesilmeyen azametli(!) kurtarıcılar… Ve bu kurtarıcıların zorla oluşturmaya çalıştıkları ideolojik ve kirli siyasal kimlik inşaları yüzünden sürekli zihinleri zehirlenen kalabalıklar… Bu cesaret kırıcı dünyanın içinde cereyan eden hileleri, sembollerle dolu muhayyilemizin dışına çıkıp acaba bir gün farkedebilecek miyiz? Acaba bu ince hüneri bütün kaba çizgilerimize rağmen yine de bir gün gösterebilecek miyiz? Bu durum şimdilik kolay görülmüyor. Çünkü bizi şekillendirmeyi amaçlayan ve içimizde, ta derunumuzda duymamız istenen mesajlar, insanlık tabiatının aşina olmadığı tamamen yabancı, aldatıcı ve ayartıcı mesajlardır. Yönetim baronlarının palazlandırdığı, hiçbir kafa ve gönül derdi olmayan sokak ulemâlarının da katkısıyla tam bir uyurgezere çevrilen kalabalıklar öylesine yolu izi belirsiz alanlara itilmektedirler ki, modern çağda yaşayan insanlar için geçen her an, sanki bir tufan öncesi yaşanan zaman gibidir. Ama ne gariptir ki hangi devirde hangi sistem kendi varlığını hissettirmeye başlarsa kalabalıklar da o şartlara uygun düşen yeni bahaneleri ve kendilerini haklı gösterecek avuntuları bulmakta gecikmemektedirler. Günümüze kadar bütün dünyada ve kendi toplumumuzda pek çok müdahaleler ve sistemler

    Continue Reading

    2 Kasım 2016 • Genel

  • DOĞU’DAN YÜKSELEN SES: OKSİDENTALİZM

    Yazar: Abdullah Metin

     

    Oksidentalizm, oryantalizm olmasa, daha doğrusu oryantalizmin sebebiyet verdiği hadiseler yaşanmasa ortaya çıkmazdı. Farklı bir boyuttan bakarak, oryantalizmin oksidentalizmin yokluğunda ortaya çıktığını da söyleyebiliriz. Eğer Avrupa onları inceleme nesnesi haline getirmeden önce Aztekler, Mayalar, Müslümanlar, Çinliler, Hindliler, Afrikalılar Avrupa’yı inceleme nesnesi haline getirselerdi oryantalizmden bahsedilmeyecekti. Bu gerçekleşmeyince, Doğu’nun külliyelerinden mezun olan Avrupa, muallimlerine ders vermeye başladı. Avrupa kıtasındaki milletlerin, kalemle aldıkları dersi kılıçla anlatmak gibi kötü bir huyu vardır. Yunan’ın Akdenizlilerle, Avrupalıların Doğulularla ilişkisi tam da budur. Kabul etmek gerekir ki, dersini almadığı müddetçe Avrupa’nın kılıcı “ötekiler”in üzerinde sallanamayacaktı. İnkaların son kralı Atahualpa oklarını Madrid’de İspanya kralı Charles’ın kalbine saplayamadığı içindir ki Charles’ın bir avuç askeri Atahualpa’nın on binlerce askerini Peru’da bozguna uğratıp tüfeklerini ona çevirebilmişlerdir. Bu sayede Jared Diamond Guns, Germs and Steel (Tüfek, Mikrop ve Çelik) isimli eserini gururla kaleme alabilmiştir.[i] Meselenin ahlâkîliğini şimdilik bir tarafa bırakıyoruz, zira tarih ahlâk üzerine yaşanmadı. Continue Reading

    29 Ekim 2016 • Genel

  • DOĞU VE BATI: KÖKENLER VE İDEALLER

    Yazar: Reşat Cengil 

    Doğu’ya ve Batı’ya, Asya ve Avrupa’ya dair bir düşünüş çoğu zaman bize ve ötekilere dair çatışmacı ve ötekileştirici bir diyalog haline gelme riskini içerir. Oysa yalıtılmış kültürler yoktur, kıtalar arasına da duvarlar öremezsiniz. Ama çoğu zaman sadece zihinlerdeki duvarlar üzerinden iktidar söylemleri üretilir.

    Rahip krallar çağından beri doğuda nesilden nesile geçen, yaşayan ve nefes alan bir gelenek vardır. Bu geleneğe “Ezeli Hikmet” denir. Onun ezeli olması aşkın ve içkin olmasından, hayatın her alanını kuşatmasından kaynaklanır. Ancak bu aşkın geleneğin büyük bilgelerinden Mısır, Mezopotamya ve Pers ülkesinde ders alan Yunanlı pagan araştırmacılar, geri döndüklerinde onun kırıntılarını kaleme almış ve okul haline dönüştürdükleri yerlerde özel bazı kişilere bunları para karşılığı öğretmeye başlamışlardır. Böylece yaşayan hikmet harflere ve duvarların arasına hapsolmuş ve günümüzde anlaşıldığı anlamıyla felsefe doğmuştur. Felsefe hikmete duyulan sevgidir, ama doğudaki gelenek saf ve yaşayan hikmetin kendisidir. Bir filozof sadece bilir, ama bir bilge bütün hayatıyla birlikte hikmetin kendisidir. Filozoftan sadece şüphe öğrenilir, ama bilgeye sonsuz bir saygı duyulur. Bilgeler isimsizdir, esere ve söze ihtiyaçları yoktur, reklama ve övgüye ihtiyaç duymazlar. Çünkü güzellik ve zekâ sırf bilgeliktir ve onun iğreti bir övgüye bağımlı olduğunu düşünmek sadece onu anlamamaktır. Böylece Batı’ya Yunan ufkuyla birlikte geçen şey felsefe oldu, hikmet, İsa çağına kadar Batı’nın anlamadığı bir anlayış seviyesi olarak kalmaya devam etti. Continue Reading

    29 Ekim 2016 • Genel, Reşat Cengil

  • MÜSLÜMAN DÜNYA TEMEL ZİHİN KALIPLARINI DEĞİŞTİRMEK ZORUNDADIR

    Yazar: Altan Murat Ünal

    18. yüzyılda Batı sömürgeciliğinin anahtar sözcüklerinden biriydi medeniyet sözcüğü. Güçlerinin yettiği her ülkeyi sömürgeleştirme telaşına düşen, dünyayı adeta hallaç pamuğu gibi savuran Batılı devletler, medeniyet sözcüğünü sömürgeciliği meşrulaştırmak ve kendilerini üstün göstermek için kullandılar.

    Onların lügatinde tek bir medeniyet vardı, o da Batı medeniyetiydi. Bu nedenle de Batı dışı her türlü bilim, düşünce yok sayılmıştır. Doğu’nun birikimlerinden yararlandıkları halde bunu çoğu zaman inkâr etmişlerdir. Continue Reading

    29 Ekim 2016 • Altan Murat Ünal, Genel

  • MAHALLEDEN (XI)

    AĞZIMDAKİ BAKLA

    Yazar: Nurhayat Hangül

     

    Klavye başında avazı çıktığı kadar bağıranlara selam olsun!

    ‘’Kara bahtına” boyun bükmüş bu millete yol göstermenin tekniği, sosyal medya araçları başında müşrik aramak mıdır?

    Yüzüne karşı dile getiremeyeceğiniz günahlarını, âleme ihbar etmek midir: İyilik. “Birr!” demek parmaklarınızı sağa sola oynatmak mıdır? Salih amellerinizden mi sayıyorsunuz; “Müslümanım” diyen birinin (velevki Müslüman olmasın) günahlarını, kusurlarını ifşa etmeyi?..

    O kadar okumuşsunuz ki bir numara makale yazarları gibi söz üretebiliyorsunuz, itirazcılıkta kimse sizleri geçemez. Kıra döke yazdıklarınıza öbür mahalle alkış tutuyor.

    Müşriklerin âdeti değil miydi; Mekke döneminde karalama kampanyaları ile Müslümanları gözden düşürme taktikleri?

    Dedi-kodudan ne farkı kaldı elektronik postanın, ellerinizin titrediğini kimse görmüyor nasılsa… Ne iktidar kalıyor, ne Müslüman, ne hoca, ne de imam; size göre bütün malûl-ü beşer ortada… Continue Reading

    2 Temmuz 2016 • Genel, Nurhayat Hangül

sarısoy nakliyatvaillant servisprotherm servisinem kurutmarutubet kurutmanem kurutmafalke servis