• SOYLU BUNALIMLAR

    Yazar: Reşat Cengil

     

    Ruhumu anlamak için hazır bir dil yok, denizin etrafındaki bütün kıyılar, bir telaş içindedir her gece! Üvey düşüncelerin dünyasında, hıçkırıklara karışan ince sızılarda; köyümün güneşi kadar sıcak, gecemdeki dolunay kadar eşsiz. Bir zamanlar şu dağların ardı dünyanın sonu gibiydi. Dağları aşsam düşerim sanırdım, dünyanın sonu ne kadar da uzaktı. Şimdi bütün sonlar içimde düğüm düğüm oldu. Mayıs tutmuş ellerimizde, çizgili pijamalar, yırtık postallarla köylü bir güzele bile sevdalanamamış, hiç sevmemiş, sevilmemiş, gece inince vadiye dolan sürülerle yorgun bir geceye hazırdır düşlerim.

    Hayatın tokadını bilemeyen, ama her gün tokat yiyen nemli gözlerle alnıma çizilen bir uçurumdu gözlerim. Perdeleri inince gecenin, bağrında büyüyen düşler gibiydi özlemim. Bir anne feryadı, bir intihar özlemi, yere düşen bakışların içinde, karanlık bir gecedir düşlerim. Continue Reading

    28 Ocak 2016 • Genel

  • BATI KAMERASINDA DOĞU’NUN ROMANTİK OLMAYAN YÜZÜ

    Yazar: Selma Elmas

    Edward Said’e…

     

    Batı kendisi dışında kalan coğrafyalarda, emperyalizm de dâhil olmak üzere girişeceği eylemleri meşrulaştırmak için pek çok araç kullanmaktadır. Postkolonyalizm döneminde bu meşrulaştırma girişimlerinde sanat da önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.  Sinema sektörünün, emperyalizm/sömürgecilik faaliyetlerinin fikir alt yapısını oluşturmada verdiği gizli ve açık mesajların anlaşılabilmesi için çeşitli filmleri inceleyerek ve bu filmlerdeki postkolonyal teorinin öğelerini irdelemek yerinde olacaktır.

    Delta Harekatı (The Delta Force- 1986) teröristlerin peşine düşen Amerikalı askerleri konu edinmekte; Kritik Karar  (Executıve Decısıon -1996) filmi, Amerikan ordusundan bir grubun hava korsanlarının ele geçirdiği bir uçağa fark edilmeden girip bombalı teröristleri yakalayarak yolcuları kurtarmalarını hikaye etmektedir.Dünya Ticaret Merkezi ( World Trade Center-2006) filmi ise,teröristlerin ülkeye verdiği zararla birlikte bireylerde oluşturduğu hayal kırıklığı, korku, kaygı, psikolojik rahatsızlıklar gibi unsurları gündeme getirmekte, böylece Müslüman terörist imajı da pekiştirilmektedir. Böylece önceleri hakim olan mistik, gizemli, egzotik, Doğu algılayışı yerini terörist, korkulan, istenmeyen düşman algılayışına bırakmaktadır. Continue Reading

    28 Ocak 2016 • Genel

  • MUHAFAZAKAR KÜLTÜR OLUR MU

    Yazar: Halil İbrahim Yenigün

    “Muhafazakâr kültür” kimimize oksimoron bir ifade görünürken, kimimiz için ise muhafazakârlar ülkenin (millî) kültürünün hamiliği vasfını taşıyor. Bu minvalde Türkiye’nin paralel toplumlara bölünmüşlüğünün kendini en çok kültür savaşlarında gösterdiğini söylemek de çok abartılı bir iddia olmasa gerektir. Gerçekten de birçok politika sorununda çok-kutuplu, çok parçalı bir yapı arz eden ülkemiz, edebiyat ve sanat konularında geçmişi Cumhuriyetin çok daha erken yıllarına kadar götürülebilecek bir ayrışmanın mecrasında biteviye akmışa benziyor. Kritik dönüm noktalarında teşekkül eden yapı ve örüntülerin süreğenliği yer yer ve dönem dönem başka coğrafyalarda da görülebilecek olsa da belli istisnalar haricinde sağ-muhafazakârlar ile her türlü fraksiyonlarıyla solun Türkiye’de Soğuk Savaşı özellikle edebiyat ve sanatta kıyasıya sürdürüyor olması izaha değer bir durum olma niteliğini koruyor. Bununla birlikte muhafazakârlığın tepeden bütün kesifliğiyle toplumun bütün menfezlerine nüfuz ettiği bir vasatta kültürle kurduğu ilişki her lâhzasında yeniden değerlendirmeyi de gerektiriyor ve kimi noktalarda da teorik tartışmaları icbar ediyor. Sözgelimi siyasal iktidarların muhafazakârların hükmü altına girdiği durumlarda muhafazakârlığın özgün karakteri kültür politikalarına nasıl akseder? Muhafazakârın yeni makbul vatandaş hâline geldiği bir kültürel iklim, kültürel üretimde ne gibi yeni dinamikler ortaya çıkarmıştır? Continue Reading

    16 Eylül 2015 • Genel

  • TASAVVUF

    Yazar: Semra Kürün

     

    Son zamanlarda kimi Müslümanların İslâm’la tasavvufu bir kefede değerlendirdiklerini, kurtuluşun İslam ve tasavvufta, ‘İslam tasavvufu’nda olduğunu dile getirdiklerini duyuyor ve görüyoruz. Kur’ân’da adı geçmemesine, asr-ı saadette olmamasına, sünnette zikredilmemesine rağmen insanları bu kadar etkisi altına alan tasavvuf nedir? Nasıl bir etki alanına sahiptir ki birçoklarını ‘tasavvufsuz İslâm olmaz’ kanaatine bile vardırmaktadır. Evet, her dönemde olduğu gibi modern çağda da tasavvuf birçok insanı etkilemekte… Peki, nedir tasavvuf? İslâm’a paralel bir dîn haline gelmiş olan tasavvufu tanıyalım.

    İslâm ansiklopedine baktığımızda tasavvufun: “İslâm’da ruhî ve manevi boyutu öne çıkaran, dînî hayat ve düşünce biçimine verilen ad” diye tanımlandığını görüyoruz. Oysa biz İslâm’ın, hayatı maddi ve manevi diye ikiye ayırmadığını, insanı bir bütün kabul edip her yönüyle onu terbiye etmeyi hedeflediğini biliyoruz. Continue Reading

    16 Eylül 2015 • Semra Kürün Çekmegil

  • MODERN TÜRKİYE YA DA UYDURULMUŞ KÜLTÜRÜN MAĞDURLARI

    Yazar: Nurettin Özcan

    Toplumumuzun kültürel yapısı üzerinde, yâni bizim bugünkü algılama ve davranış hallerimizi belirleyen ruhsal dokumuz ve fikrî bünyemiz üzerinde kısa bir mütalaâ yapalım istedik. Yâni kendi değişim maceramızı geçmişteki ve bugünkü hâliyle ama tarafsız nazarlarla gözleyelim dedik. Kendimizi tanımlarken görmeyi arzuladığımız şahsiyet dokusu gerçekten bize mi âittir? Ya da bütünü ile kendimiz olduğumuzu mu vehmediyoruz? Bu ayrımı yaparken ölçütleri duygusallıktan uzak ve rasyonel bir akılla ortaya koymamız gerekmektedir. Biz şunu biliyoruz ki, kültür dediğimiz ve bizi yoğurup biçimlendiren olgu;hayatı, olayları, kişileri, toplumsal değişimleri nasıl algılamamız gerektiğinin bütün şemalarını önümüze koyan ve şahsiyet, kimlik, yâni bütün varlık mâceramızı da aynı mânâda inşa eden oldukça derin bir potansiyeldir. Yani bir toplumun kültürel yapısı dediğimizde, o ülkenin enformasyon ağından, güzel sanatlarından, eğitim politikasından, dış siyasetinden, sivil toplum örgütlerinden, IMF ile Dünya Bankasıyla olan ilişkilerine kadar daha pek çok şeyle ilişkilerinden bahsedeceğiz demektir. Continue Reading

    2 Eylül 2015 • Genel

  • AMA BEN GÖREN BİRİYDİM

    Yazar: Ferda Bütün

    “Kim ki Beni anmaktan yüz çevirirse, bilsin ki onun dar bir hayat alanı olacaktır ve Kıyamet Günü onu kör olarak kaldıracağız. [Böyle biri, Kıyamet Günü’nde:] “Rabbim, ben gören biriyken beni niçin kör olarak kaldırdın?” diye soracak. [Allah da ona:] “Şunun için” diye cevap verecek, “sana mesajlarımız gelmişti de sen onları gözardı etmiştin ve bugün de aynen öyle gözardı edileceksin!” (Tâhâ/124)

    Allah’tan yüz çevirmek de ne demek! Kim buna cesaret edebilir? Ama gel gör ki bu kör cesarette bulunanlar var. Malumat olarak Allah bilgisine sahip olsa da, yaşam biçimi olarak Allah’ın verdiği biçimden uzak yaşayanlar var. Göz göre göre bu gerçeği unutanları vahim sonuçlar bekliyor.

    Vahim ve hazin sonuç kimlerin başına geliyor. Continue Reading

    2 Eylül 2015 • Genel

  • KÜLTÜR TOPRAĞIMIZ

    Yazar: Adil Akkoyunlu

    Bizim kültürümüzün toprağı vahiydir.

    Tarihimiz, sanatımız, örfümüz ve folklorumuz vahiy toprağına kök salarak beslendi.

    Bünyemiz, vahiy toprağını sulayan Kur’ân ve sahih hadis kanallarının can suyu ile canlandı.

    Medeniyetimiz, vahiy kültürümüzde yeşerdi. Vahiy kültürümüzün semeresi medeniyetimiz…

    Yani vahiy, toprak anamız bizim. Toplumumuzun hayat tarzı, vahyin temiz göğsünden süt emerek gelişti. İslâm’ın şefkatli kolları arasında büyüdü… Vahyin projesiyle inşa oldu milletimiz. Continue Reading

    2 Eylül 2015 • Genel

  • MÜLTECİLERE HİCRET YURDU YA DA MUHACİRE ENSAR OLMAK

    Yazar: M. Mahfuz Söylemez

    Zulme maruz kaldığı, harem-i ismetine el uzatıldığı, kutsalının çiğnendiği, kutsiyetinin yok edildiği, onurunun ayaklar altına alındığı, değerlerine dil uzatıldığı; inançlarının yaşanmasına mâni olunduğu için yurdundan, sılasından, ailesinden, alışkanlıklarından uzaklaşarak “muhacir” konumuna düşen insanlar, İslâm nokta-i nazarından son derece değerli kabul edilmiş ve hatta içinde yaşadıkları toplumun en seçkinleri olarak zikredilmişlerdir. Böylece onların bu hicretleri Kur’ân tarafından Allah’a yapılan bir yolculuk olarak tesmiye edilmiş ve onlara her iki cihanda da üstün bir derece, yüce bir mertebe mükâfat olarak vadedilmiştir. Nitekim Kur’ân’ı Kerim İslâm tarihinin ilk muhacirlerinin çıktıkları kutsal yolculuklarını makbul gördüğünü ifade etmek amacıyla şöyle demektedir.

    “Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülen veya ölenlere, Allah elbette güzel bir rızık verecektir. Rızık verenlerin en hayırlısı yalnız Allah’tır. O onları hoşnut olacakları bir yere koyacaktır. Şüphesiz Allah bilendir, halîmdir.” 22/58–59 Continue Reading

    2 Eylül 2015 • Genel

  • İSTANBUL: HATIRALAR VE ŞEHİR

    Yazar: Selma Elmas

    Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
    Bu şehir arkandan gelecektir.
    Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
    aynı mahallede kocayacaksın;
    aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
    Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
    Başka bir şey umma-
    Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
    öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.

    Konstantinos Kavafis

     

    Toplumlar nasıl anımsar? Bir şehrin hafızasının içerik ve kodlarını fark etmenin, bir başka aşka dönüşen aşinalıklara erişmenin erkânı nedir? İşte cevaplanması güç böylesi sorulara, hatıraların penceresinden bakmanın imkânını veren kitaplar vardır. “İstanbul: Hatıralar ve Şehir” de bunlardan biri. Orhan Pamuk, bir şehrin hafızasına, kendine özgü kesitlerden ve kişisel tarihlerden sahneler düşürüyor. İstanbul’un minör tarihiyle edebî bir anlatının sınırlarını kaldıran kitap, şehre karşı çok katmanlı bakışlar vaat ediyor.

    Kavafis, meşhur şiiri Şehir’de “Başka bir şehir bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir.” diyor. Bir şehri en çok da aidiyetlik duygusuyla içimize kazıdığı için midir nedir bilinmez ama bu şiirin “şehir” ve “ben” üzerine yani insanın şehri inşa etmesi, şehrin de insanı inşa etmesi meselesine, insanın benini yaşadığı şehirden bağımsız düşünemeyeceğimizi vurgulayan yönüne hep hayran kalmış ve düşünmüşümdür. Bu sebeple şiirin ”Şehirleri insanlar kurar, insanları şehirler inşa eder.“ algısıyla yazılmış en iyi şiirlerden olduğunu söylemek gerekir. Oysaki her şehir için bir ifadesi olan bu dizelerin bendeki tek karşılığı İstanbul’dur nedense. Sevdiğim, gitmeyi düşlediğim onca şehir varken İstanbul hep başka, bambaşka. Gidecektim, fakat yine ve hep oraya, o şehre dönecektim. Continue Reading

    16 Haziran 2015 • Genel

  • KÜRESELLEŞME KÜLTÜR VE MÜSLÜMANLAR

    Yazar: Ömer Karataş

    Monist bir paradigmayı temsil eden Modernizm, pek çok dîn ve kadim geleneği ve bunların mensuplarını, kendi ilke ve yaşam tarzı ekseninde dönüştürerek küresel çapta bir etki oluşturmuştur. Postmodernizm ise hakikati izafileştiren anlayışı ile merkeze kendini/çoğulculuğu koyarak diğer kültür, inanç ve yaşam biçimlerini dönüştürürken; Müslümanlar için ya asimilasyonu ya da eliminasyonu şart koşmaktadır.

    Dayattığı hayat tarzı ve farklılıklara tahammülü olmayan yapısı sebebi ile Modernizmle mücadele edilmesi daha kolayken; Postmodernizm, hakikati izafileştiren yapısı ve modernitenin baskıcı yüzünü yumuşatması sebebi ile mücadele edilmesi daha zor bir konumda durmaktadır. Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm