• İNSANLIĞIN KADİM İHTİYACI YEMİNLER VE KUR’ÂN’DA ALLAH’IN YEMİN ETMESİ

    (Hamîduddîn El-Ferâhî’nin “Kur’ân’da Yeminler” Kitabı Üzerine)

    Yazar: Orhan Güvel

    İnsan zaman zaman muhatabının kendisine güvenini pekiştirmek için söylediklerini veya verdiği bir sözü te’kit etmeye ihtiyaç duyar. Özellikle iki topluluk arasında, yöneticiyle tebaası arasında veya fertler arasındaki anlaşmalarda bu elzemdir. Bu şekilde tarafların birbirlerine güven duymaları sağlanır, dost kim düşman kim bu yolla bilinir. Toplumsallaşan insan kendi söz ve anlaşmalarını te’kit için farklı üsluplar ve ifadelere gereksinim duymuştur. İşte yeminlerin kökeni bu ihtiyaçtır. Bu nedenle yeminlerin tarihini çok eskilere kadar götürmek mümkündür. Bu durum günümüzde de güncelliğini korumaktadır. Farklı dîn, dil ve kültürden insan gündelik hayatında sıkça yeminlere başvurmaktadır.[1] Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • İSLÂM’A GÖRE OLAĞANÜSTÜLÜK

    Yazar: TEWFİQ SIDQÎ**

    Tercüme: Dilek Sucu

     

    İnsanlığın Gelişim Evreleri ve Mucizeler – Aklî / Ussal ve Duyusal Mucizeler – Gayb ilmi / Metafizik – Hipnotizma – Ruhların Çağırılması – Büyücülük – Rüyalar – Kozmik / Evrensel Yasalar ve Mucizeler – Toplumsal, Bireysel Suçlar ve İlahi Cezaları)***

    İnsanoğlu, varoluşunu anlamlandırmaya çalıştığı tarihsel sürecinde çocukluk evresine benzer, uzun denilebilecek bir dönem geçirdi. Öyle ki, vehim ve hurafeler insan aklı üzerinde egemen olmuş, insanlar arasında aldatıcı, büyücü ve sihirbazlar çoğalmıştı. Bunlar, insanları iftira ve yalanlarıyla nüfuzları altına almış ve tüm işlerinde yetki sahibi olarak davranmaya başlamışlardı. Denilebilir ki, hiç kimse onlara danışıp fikir sormaksızın herhangi bir eylemde bulunamazdı. İnsanlar onların ellerinde hayvanlar gibiydiler. Aslında bu tanımın da ötesinde çok daha karmaşık, belirsiz ve sapık bir yol üzerindeydiler. Bozulmuş zihinler, sığ görüşler, ilkel anlayışlar, yetersiz kavrayışlar, bilgisizlik ve saplantılar, onları kaldıran ve oturtan, hüzünlendiren ve sevindiren hurafe ve bâtıl inançlar… Nitekim gökyüzünde ne zaman şimşek çaksa titrer ve huzursuz olurlardı. Bulutlardan yıldırım düşmesi durumunda ise heyecanlanıp dehşet bir korkuya kapılırlardı. Herhangi bir hastalığa maruz kaldıklarındaysa kurtulmak için birtakım kâğıtlar takar veya büyücülerden yardım isterlerdi. Eğer oğullarına nazar değmişse onları muskalarla sarıp korumaya çalışır, etraflarına da, yerleştirdikleri buhurdanlıklardan tütsüler yayarlardı. Güneş ve ay tutulduğunda ise iddia ettikleri üzere ilahlarını razı etmek için bağırır, deflere vurup davullar çalarlardı. Bu ve benzeri daha nice kuruntu ve bâtıl inanışlar içerisinde idiler. Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • VAHİY EKEN MÜ’MİN BİÇER, RÜZGÂR EKEN FIRTINA BİÇER

    Yazar: İbrahim Sarmış

    Yüce Allah insanların mü’min olması için nur, mizan, furkan, burhan, beyyine, hüküm, zikir, mev’ize, inzar, sırat-ı müstakim, hikmet, hidayet, rahmet, hablullah ve urvetu’l-vuska olan bir kitap indirmiştir. Gerçekten de Kur’ân; yazılı KİTAP’tır, her şeyi yerli yerinde söyleyen HİKMET’tir, her şeyin ve her işin ölçüsünü veren MİZAN’dır, yola kılavuzluk/HİDAYET’tir, yolu aydınlatan NUR’dur, Allah’tan insanlara RAHMET’tir, hakla bâtılı ayıran FURKAN’dır, doğruyu ve gerçeği kesin olarak kanıtlayan BURHAN’dır, apaçık delil olan BEYYİNE’dir, bilgilendiren ve yönlendiren MEV’İZE’dir, unutanlara veya yüz çevirenlere hatırlatan ZİKİR’dir, baş ağrısına, bel ağrısına, diş ağrısına, diz ağrısına ve başka bedensel hastalıklara değil; kalplerde olan şirk, küfür, nifak, isyan, haset, bilgisizlik, huzursuzluk ve güvensizlik gibi hastalıklara ŞİFA’dır, inananları müjdeleyen BÜŞRA’dır, inanmayanları korkutan İNZAR’dır, dîn olarak her şey hakkında HÜKÜM’dür, Allah’a güvenenler için URVETÜ’L-VUSKA’dır, kurtuluş için uzatılan HABLULLAH’tır. Kristalin parlayan yüzleri gibi bütün bunlar vahyin birer yüzü ve boyutudur. Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • KÜLTÜR TASAVVURU VE POLİTİKALARI

    Yazar: Altan Murat Ünal

    Müslümanların içinde bulundukları sorunlar birer birer sıralanacak olsa kültürel sığlaşmanın, yozlaşmanın bu sıralamanın ön taraflarında yer alabileceğini söylemek çok zor olmayacaktır galiba. Belki birileri kalkıp, “Bunca siyasal ve ekonomik sorunlar ortadayken kültür konusunun dile getirilmesinin kime ne yararı var?” diyebilir. Ancak böyle bir soru bile kültür muhayyilesinin ne ölçüde daralmış olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Zira solunan havanın tamamına verilen addır kültür. İnsanın tüm tutum ve davranışlarını, hayatı algılayış biçimini kuşatan unsurlardan oluşur kültür. Hayat alanını inşa eden tüm unsurlar bir milletin kültür tasavvurunu oluşturur. Oturma, kalkma biçiminden konuşma biçimine, yemek yeme adabından insanlar arası ilişkilere, siyasetten düğünlere, bayramlara ve mimariden müziğe kadar ne varsa tamamı bir milletin kültür tasavvurunu teşkil eder. Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • ÖZGÜN VE ÖZNEL ‘İSLAM VE KÜLTÜR MEDENİYETİ’ MÜMKÜN MÜ

    Yazar: Arif Arcan

    Giriş

    Kültür ve medeniyet kavramsallaştırmasının genel kabul görmüş bir tanımlaması bulunmamaktadır. Bu kavramların neye tekabül ettiği sorusuna verilmiş cevapların çokluğu, ortak bir kavramsallaştırma etrafında dahi buluşulamamış olduğunu göstermektedir. Kaldı ki bu kavramsallaştırmalar modernizmin üretimleri olup modern sosyal bilim disiplinlerinin uğraşısı alanına girmektedir. Dolaysıyla ‘İslâm Kültür ve Medeniyeti’ kavramsallaştırmasına uzak geçmişimizden bir dayanak bulabilmenin imkânsızlığı tartışmamızı daha başta zora sokmaktadır.

    Kültür ve medeniyet kavramları Batılılaşma çabaları ile gündemimize girmiştir. Bu kavramlar çoğu zaman birbirlerine karıştırılmaktadır. Bu karıştırma bilgisizlikten dolayı meydana gelmeyip kavramların ithal edildiği Batılı kaynakların farklılaşması nedeniyle oluşmuştur. Cemil Meriç’in ifadesiyle Fransızcadaki kültür kavramı irfana karşılık gelmekte iken Amerikan İngilizcesindeki kültür, medeniyete karşılık gelmektedir.[1] Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • DÜNYAYI MÜLK MÜLKÜ DEVLET EDİNMEK

    Yazar: Abdurrahman Arslan

    Modern düşünce kendi özgürlük tanımına dayanarak, başlangıcından itibaren dini, aileyi ve devleti eleştiri konusu yaptı; sanayi devriminin doğurduğu muazzam adaletsizliklerle beraber Marks’tan sonra bunlara mülkiyet/sermaye de eklenmiştir. Yeniçağla beraber üzerinde en çok meşgul olunan meselenin iktisat olması, batılı insanın kendi tarihsel tecrübesi göz önüne alındığında boşuna sayılamaz. Binlerce yıldan beri asla mülk sahibi olamamış ve bu yüzdende mülk/sermaye sahibi olmaya aşırı şekilde susamış bu insanın reformasyonla beraber mülk/sermaye sahibi olmaya başlaması, onu aynı zamanda ciddi bir sorunla da yüz yüze getirmiştir. Çünkü daha sonraları bir sınıf olarak “burjuva” şeklinde adlandırılacak olan bu insanlar mülkiyetle nasıl bir ilişki kurulacağını bilemiyorlardı. Modern dönemin iktisat üzerinde bu kadar çok yoğunlaşmasının sebeplerinden biri de Batılı insanın mülkiyetle kuracağı ilişkinin mantığı, kuralları, onu güvenceye almanın yolları, kısacası mülkiyetle ilişkinin “nasıllığı” üzerinedir. Continue Reading

    4 Haziran 2015 • Genel

  • CEHENNEM’İN VAR DİYE KURUM ETME

    Yazar: Nurettin ÖZCAN

    Tartısı hafif gelen ise

    Bir uçurumun girdabına sürüklenecektir

    Bilir misin nedir o uçurum?

    Dağlayan bir ateş!

                                                                                                                                       Karia 8–11

    Toplumların kültür dokularında, biz şunu çok iyi biliyoruz ki, herhangi bir toplumun inşa sürecinde, en temel yapı taşı, hiç vazgeçilemeyecek bir şekilde dîne bağlı inanç faktörüdür. Her ne kadar günün şartlarına uygun düşürülmüş türlü sosyal ve siyasal söylemler böyle bir olguyu görmezden gelseler ve örtmeye çalışsalar da, vak’aların ele alınışlarında dinin asli bir unsur olarak daimâ ilk plâna taşındığını görüyoruz. Bu hadise, toplumun kendi kendisini değerlendirmesinde böyle olduğu gibi, uluslararası değerlendirmelerde de tamamen böyledir. Meselâ George W. Bush’un 11 Eylül hadisesinden sonra haçlı seferleri ruhunu dile getirip onu alevlendirme çabasının arkasındaki inanç temeli budur. İngiltere Başbakanı Lloyd George’nin Türkler hakkındaki; ”Türkler bir insanlık kanseridir. Onlar bir talan, zulüm ve cinayet meşalesidir.” (D. Avcıoğlu, M. Kurtuluş Tarihi, c. 1 s. 35) sözlerinin arkasında, Hz. İsa ile ilgisini hiçbir zaman bulamamış, sömürgeci ve engizisyoncu kilise Hıristiyanlığının sürekli olarak beslediği nefret duygusu yatmaktadır.

    Continue Reading

    30 Mayıs 2015 • Genel

  • ÖZGÜRLÜĞÜ KÖLELİĞE DEĞİŞMEK

    Yazar: Altan Murat ÜNAL

    “Bir zorbayı koruyanlar atlılar, piyadeler, ordular değildir; onları koruyanlar gönüllü kölelerdir.” diyor Fransız düşünür Etienne de la Boetie. Toplumsal köleliğin sürekliliğini de gönüllü köleler sağlıyordu gerçekten. Firavun da cesaretini onlardan alıyordu. Firavun’a yakın olmakla birçok avantaj elde ediliyordu çünkü.

    İnsanların kendi gönülleriyle hazırda olan birilerini başlarına getirip onlara körü körüne itaat etmeleri farklı bir sosyal yapıyı göz önüne seriyor. “Siyasal liderlerden, patronlardan; dernek, vakıf, cemaat gibi oluşumların önünde yer alanlardan bazıları kendilerine itaat eden, boyun eğen, sessiz, itiraz etmeyen, eleştirel yetenekten yoksun, aklı devre dışı bırakan kitleler oluşturmada çok da zorlanmamışlardır.” dense yanlış olmaz. Ne yaptığını, neden yaptığını, kimin için yaptığını bilemeyen, kendi iradesini ortaya koyamayan insanların salt çokluğuna bakılarak onların haklı ve doğru yolda bulundukları sanısına varmak sıradanlık olur.

    Continue Reading

    30 Mayıs 2015 • Genel

  • CÜBBELERİN DİKTATÖRLÜĞÜ ‘ARACI’LARIN İHANETİ

    Yazar: Nusret ALTUNDAĞ

    Bizim millet üniformanın, önlüğün her türlüsünden korkar. Dişçinin önlüğünden, imamın cübbesinden, entelektüelin fularından, askerin üniformasından, hâkimin cübbesinden, şeyhin hırkasından vs.

    Dikkat edilirse bu üniformalar özelleşmiş bir grup tarafından kullanılır. Örneğin memurlar kravat takar. Bu üniformaların hepsinin aynı kefeye konamayacağı gerçeği bir tarafa; tarihte ve insan hayatında üstlendikleri rolün de aynı olduğu söylenemez. Fakat bu insanların toplumla (üst inanç veya) oluşumlar arasında bir tür ‘aracı’ konumda oldukları da muhakkak. Yani kendilerine ait bir tür giysileri olan gruplar genelde bir dînin, felsefenin, ideolojinin ya da dünyaya bakış şeklinin özelleşmiş, söz konusu düşünceyi temsil ve tebliğ eden kitlesidir. Evet, çiftçilik, marangozluk da birer meslek grubudur fakat yukardaki gruplar gibi bir şeye tekabül etmedikleri ortadadır.

    Sanırım burada ‘aracı’ kavramı üzerinde biraz düşünmek gerekiyor. Bu kavramın çağrışımı olumsuz olmasına rağmen iki tür aracılık durumundan sözedebiliriz. Birincisi peygamberî misyonda olduğu gibi insanlara bir örneklik olsun diye bir insan teki üzerinden tüm insanlara aktarılan mesajın taşıyıcılığı ve bunun devam ettiriciliği olan aracılık. Bu aracılık türüne “örneklik” ya da “öncü olma” durumu da diyebiliriz. Bunun devam ettiricisi olarak da “âlim”leri söyleyebiliriz. Yani bu aracılık türünde hakikatle insanlar arasına girip bu durumdan nemalanmak değil; yanlış inançlarla insanlar arasına girip insanları hakka yöneltme çabası vardır. İkincisi, iktidarların muktedirliklerinin hazmettiricisi, kabul ettiricisi olarak ortaya çıkardıkları ya da tarihin gelgitinde kendilerini aracı konumunda bulan ve bundan nemalanan aracılar.

     

    Continue Reading

    29 Nisan 2015 • Genel

  • ORADA “KAR NAHİFLİĞİNDE ÇOCUK DÜŞLERİ” ÖLDÜ

    Yazar: Selma ELMAS

     

    vermiyor artık bana Plevne Türküleri

      Ey Srebrenitsa!

     Rüzgârda savrulan

     Sonra ateş düşen saçlarına

    Türküler yakacağım”

    Bünyamin Doğruer, Hep Ağrıyan Yanım Oldu Balkanlar

     

    Eski Yugoslavya döneminde “sanatın başkenti” olarak nitelendirilen Saraybosna savaştan sonra da bu özelliğini savaşın tüm yaralarına ve geride bıraktığı tahribata rağmen devam ettiriyor. Yetiştirdiği genç sanatçılar bunun en güzel örneği. Bosnalı genç Yönetmen Aida Begiç bunlardan biri. Onu ilk uzun metrajlı filmi olan “Kar” filmini izlediğim zaman tanımıştım, belki daha doğru bir ifade ile merak etmiştim. “Kar” filminin ana karakteri Alma’nın yer aldığı tüm sahneler o kadar gerçekçi ve izleyici o kadar çok atmosfer içerisine dâhil ediliyordu ki Yönetmenin kimliğini de bir nevi ele veriyordu. Bu yüzden zihnimde tasavvur ettiğim Aida Begiç tabiri caizse tam da hayal ettiğim gibi çıkmıştı. Çünkü bir filmi film yapan şüphesiz ki yönetmeninin dokunuşları yani fırça darbeleridir.

    Continue Reading

    29 Nisan 2015 • Genel

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm