BİR EVLİLİK TEŞEBBÜSÜNÜN “YOLDAKİ İŞARETLER”İ

Yazar: Ali Yalçın

 

Taliplisi vardı.

Eniştesi söylediği zaman, ilk yaptığı şey, uzun uzadıya dua etmek olmuştu. Allah’tan, ablasının mutluluğu gibi bir mutluluğu, ona verdiği huzur gibi bir huzuru kendisine de vermesini istemişti.

Konuyu annesiyle paylaştı:

“ Biri benimle evlik konusunda görüşmek istemiş!” dedi, utangaçlığa gizlenmiş bir sevinçle.

Annesi biricik kızına merhametli gözlerle baktı.

“Eniştemin tanıdığıymış…” dedi, fısıltı halinde.

Annesi her zamanki olgun haliyle kızına baktı. Kızının meraklı bakışlarını, bir şeyler söylemesini bekleyen o güzel gözlerini süzdü…

“Akıllıymış, dindarmış, işi varmış… En önemlisi de eniştem onu beğenmiş!”

“Takdirin ötesine geçilemez kızım!” dedi sakin bir sesle.

Genç kız takdire boyun eğen bir teslimiyetle boynunu büktü.

“Anne, Allah’ın rızasından başka bir şey aramam, bunu bize sen öğrettin. Ablama yaptığın nasihatleri unutmadım.”

“Bir kız için en önemlisi akıldır, iffettir, sadakattir! ” dedi kızına.

Annesinin ellerine sarılıp defalarca öptü.

“Seni bana anne yapan Allah’a şükürler olsun!” dedi sevinçle.

Kızının saçlarını okşadı.

“ Din ölçüsünde gelip seni görsün… Allah’tan hayırlısı!”

Eniştesine haber verdi. Görüşebileceğini söyledi.

“Enişte,  sana güveniyorum, madem beğenmişsin, varsın gelsin…” dedi.

Görüşme günü kararlaştırıldı.

Günler geçmek bilmedi.

Annesi her fırsatta kızına öğütler verdi:

“Bak biricik kızım, şu sarmaşık ağacına dikkat et, akılı başında bir eş de tıpkı sarmaşık gibi olmalıdır. Görüyorsun değil mi nasıl da yıkıldı yıkılacak olan kerpiç duvarı süslemiş! Nasıl da evin kusurunu örtmüş! Öte yandan şu dalıyla da kurumuş bir ağaca yeşilmiş gibi bir görüntü vermesi ne güzel! İşte canım kızım, sen de yeri gelecek evleneceğin erkeğin kusurlarını örteceksin! Öyle en ufak meselede evinin içini ortaya dökmemelisin! Olur ki onun kurumaya yüz tutmuş güzel bir hasleti olsun hemen kol kanat gerip ona destek olacaksın! Dışarıdan bakan onu tükenmiş görmesin! Tabi bu olgunluğu eşin de yapacak! Hep beraberce göğüs gereceksiniz hayata… Dua da çok önemlidir! Duanız olmazsa Allah size bir şey yapmaz! ”

Annesinin verdiği örneğin etkisiyle sarmaşık ağacını daha bir sevmişti.

Sonunda görüşme günü gelmişti.

Misafiri, annesi ve eniştesi karşılamıştı… Salonda   bir süre beraber oturduktan sonra onlar müsaade isteyip kalkınca baş başa kalmış oldular.

Heyecandan sustu çaresiz.

Bekledi ki o söze girsin…

“Adım Abdullah, enişteniz konu hakkında bilgi vermiştir… Allah takdir etmişse hayır umduğum bir hadise için görüşme yapalım dedik…”

Sesi kulağa hoş geliyordu. Bir ara başını kaldırıp baktı. Kısa süreliğine göz göze geldiler.

Ne şişman ne zayıftı. Ne yakışıklı ne de çirkindi… Elinde bir kitap tuttuğuna göre,  böylesine önemli bir günde bile kitap okuyacak kadar okumaya önem veren biriydi.

Kendisi de çok kitap okuyordu. Sevindi.

“Hakkımızda hayırlısı,” dedi titrek bir sesle.

Kısa bir sessizlikten sonra elinde tuttuğu kitabı yana koydu.

“Ben şahsen bir hususa çok önem veriyorum, “dedi, kitabı işaret ederek.

Kendisi de baktı ama kitabın adını okuyamadı.

“Hayatımı İslam’a adamak istiyorum… Ne var ki içinde yaşadığımız cahilliye toplumu büyük bir saptırıcı olarak, Allah’ın dinini yaşamamıza engel teşkil etmektedir. Bu yüzden doğru bir evlilik yapıp kurtarılmış hücreler oluşturmalıyız.”

Hepsini anlamıştı ama “kurtarılmış hücreleri” anlamamıştı.

“İlk sahabe nesli gibi bir neslin oluşması için aile önemlidir…”

Tabii ki önemliydi!

“Bu bahsettiğim neslin en bariz özelliği neydi?”

Bir an için kendisine sorulduğunu zannedip panikledi… Bereket kendisine sormamıştı… Ne cevap verirdi zaman!

“İlk dönemin eşsiz nesli, Kur’an’ı kendilerinin ve içinde yaşadıkları toplumun   her boyutunu düzenleyen Allah buyruğu olarak algılıyordu. Bu buyruğu da, savaş alanında aldığı anlık komutu yerine getiren asker gibi duyar duymaz yerine getirilmesi gereken bir buyruk olarak görüyorlardı. İşte böyle hassas bir nesil için aile vazgeçilemez öneme sahiptir!”

Dediklerini doğru bulduğu için susmakla tasdik etmiş oldu.

“Sahi ismin neydi bu arada?” diye sorunca tekrar göz göze geldi.

“Saliha!” dedi, büyük bir heyecanla…

“Neyse, ben şimdi sana bir kitap vereceğim. Bu kitap hem yazarı açısından önemlidir hem de bizzat kendisi açısından…”

Kitabı  uzattı.

“Yoldaki İşaretler!” dedi.

Sesinin tonunda da kitaba verilen önem vardı.

“Bu kitap bizde de var, eniştem daha sonra okursun dedi.”

“Ben şahsen bir insanın İslam’ı anlayıp anlamadığını, akidesinin sağlam olup olmadığını en iyi belirleyen şeyin bu kitabı anlayıp anlamadığı olarak görüyorum! Yoldaki İşaretler bu manada bir başeserdir! Zira Seyyid Kutub  bu eserinden ötürü idam edildi. Bu eseri tüm dünyada düşünce alanında bir devrim etkisi yaptı!”

“Biz ablamla onun Kuran’da Kıyamet Sahneleri adlı kitabını okumuştuk…” dedi zor duyulur bir sesle.

“Yok! Ben bu kitabının anlaşılmasını önemsiyorum!”

Sesi sanki biraz yüksekçe gelmişti. Ses çıkarmadan bekledi.

Kitabı elinde evirip çevirdi.

“İnşallah iki hafta sonra gelirim… Kitap hakkında görüşürüz… Sonra bir kararım olur diye düşünüyorum…”

Kalkmıştı.

Elinde kitap bulunduğu halde arkasından odadan çıktı.

Eniştesinin ve annesinin onu kapıdan uğurlayışını izledi…

Salona geçtiklerinde eniştesi sordu:

“Saliha ne oldu? Neden böyle erken katlı?” diye sordu.

Kitabı göstererek:

“İki hafta müsaade verdi. Beni sınav edecek! Anlamışsam eş olarak kabul edebilecekmiş! “dedi ve hıçkırıklara boğuldu.

Annesi teselli etmeye çalıştı…

Eniştesi de şaşırmıştı.

“Başka bir şey konuşmadınız mı?” dedi hayretle.

“Yok, zaten hep o konuştu…”

İki günde ancak kendine gelebilmişti.

Teselli bulduğu tek yer sarmaşık ağacının altıydı.

Yoldaki İşaretleri bazen sarmaşık ağacına da okuyordu.

“İlk neslin yaşadığı dönemde kişi İslam’a girdiği zaman cahiliyye dönemindeki geçmişini İslam’ın eşiği önünde tamamen bırakıyordu…”

Bu demektir ki sahabe Müslüman olduktan sonra eski hayatlarını tamamen terk ediyordu…

“Zaten öyle olması gerekir!” dedi inanmış bir sesle.

“Kur’an’ın Mekke’de inen bölümü Allah elçisine 13 yıl boyunca tek meseleden söz etti, bu yeni dinde en temel, en büyük mesele olarak birincil meselenin çözümü ile işe başlıyordu. ‘AKİDE MESELESİ’. Akide meselesinin başlıca kurallarını ‘uluhiyet-ubudiyet’ ve bunların arasındaki ilişki oluşturuyordu. Kur’an’ın Mekke’de inen bölümü insana kendi varoluş sırrının yanı sıra onu çevreleyen varlık aleminin varoluş sırrını da açıklıyordu.”

Sarmaşığa baktı…

“Sarmaşık kardeş, burasını tam anlayamadım… Sen anladın mı?”

Kitabın bazı yerlerini defalarca okudu…

“La ilahe illallah akidesi, insan benliğinin derinliklerine yerleştiğinde, onunla birlikte la ilahe illallahın temsil edildiği düzen yerleşmiş olur, bu düzenin, akidenin yerleştiği benliklerce memnun olunması gereken tek düzen olduğu belirginleşir,   söz konusu nizamın detayları ve yasama yöntemleri etraflıca kendisine anlatılmadan önce, başlangıçta, bu sisteme boyun eğmiş olurlar. Başlangıçta teslimiyeti kabul etmek imanın bir gereğidir… İnanç sisteminin, yeniden kurulması aşamasının uzun süreli olması atılan adımların yavaş yavaş ve emin olması da mecburidir…”

Burayı da defalarca okudu…

“Allah elçisi Hz. Muhammed (sav) sayesinde gerçekleştirilen İslam’a davet hareketi yüce elçiler yönetiminde yürütülen uzun süreli davet zincirinin son halkasını oluşturur. Bu hareket insanlara tek olan ilahlarını ve hak olan rabblerini tanıtmak, yaratılmışların rabblığını kaldırıp atarak, yerine tek olan rabblerine kulluk etmelerini sağlamak,   La ilahe illallah diyen herkes söz konusu cahiliye toplumu ile ilgili bütün ilişkilerini kesmeli, onun egemenliğinden çıkmalıdır.”

Bu kısmı ilk okumada anladı.

Ve kitabın bazı bölümlerini defalarca okudu…

Çok bunaldığı zaman da Kur’an okudu…

İki hafta çok çabuk geçmişti…

“Anne, eğer rencide olduğunu hissedersem görüşmeyi yarım bırakabilirim, “dedi, annesine.

“Kızım, Allah hakkında en iyi hükmü verecek olandır!” dedi.

Mekân aynı mekân, oturma düzeni aynı düzendi.

Yoldaki İşaretler bu kez Abdullah’ın elindeydi. Kitabın sayfalarına şöyle bir göz gezdirdikten sonra sevinçle:

“Hım, birçok yerinin altını çizmişsin!” dedi.

Kendisi de sevindi, elinde olmayarak.

Abdullah birden ciddileşti. Tüm dikkatini kitaba verdi…

“Resulallah peygamberlik görevi ile gönderilişinden itibaren 10 yıl boyunca savaşsız ve haraçsız sadece uyarma yöntemi ile davet etti insanları. Hicretten sonra kendisi ile savaşanlarla savaşması, bir köşeye çekilip savaşmayanlara dokunmaması, en son olarak ‘DİN’ Allah’a has kılınıncaya dek müşriklerle savaşması buyruldu…. Bu gerçeği günümüze taşıyacak olsak, sence biz ne yapmalıyız? Günümüz Müslümanları ne tür bir yol izlemeli?”

Bir süre düşündü…

“Bence biz kimseyle kavga etmemeliyiz, çünkü o günün şartları ile bizimkiler farklı… Hicret edecek bir yer yok, hani olsa gideriz… O yüzden gerek bizi sevenler gerek de sevmeyenler tıpkı peygamber efendimize güvendikleri gibi bizi en güvenilir bulmalılar…”

“Ama yoldaki işaretlerde böyle demiyor?”

“Sence dedin ya, ben de kendi görüşümü dedim…”

“Senin görüşün Seyyid Kutub’un görüşlerinin önünde mi?”

Bu azarlama karşısında yutkundu…

Bir cevap da vermeliydi.

“Böyle bir şeyi demekten  Allah’a sığınırım, hani demek istedim ki biz cihadı ve savaşı yanlış anlıyor olabiliriz.  Kur’an’da demiyor mu ki “Kafirlere itaat etme, onlarla Kur’an ile en büyük cihadı yap! Yani onlara Kur’an’dan delil getir…”

Ağladı ağlayacaktı. Kendine hâkim olup sustu.

“Cahiliyye toplumunda insanlar kanun yapıyorlar ve adına anayasa diyorlar. Bu toplumda yaşayan Müslümanların anayasası nedir?”

Az önceki ruh halinden kurtulmak için Allah’a dua etti içinden.

“ Anayasamız Kur’andır diye bir kanaat var ama, bence Allah Teala Kur’an’ı nasıl tarif ediyorsa biz de öyle demeliyiz.”

“Mesela?”

“Hani ayetlerde geçiyor ya… Nur’dur, hidayet rehberidir, Furkan’dır, hikmettir… ”

“Peki, İslam akidesinin rükünleri nelerdir?”

“Rükün?”

“Yani insan ne yaparsa kulluk görevini anlamış olur?”

“Bence mi?” diye sordu, kekeleyerek.

Abdullah elindeki kitabı yana bıraktı.

“Tamam, sence olsun!” dedi sert bir sesle.

Gözlerine hücum eden yaşları güçlü bir iradeyle bastırdı.

İlk defa dik baktı.

“Bütün bu görüşmelerin sebebi, eğer Allah takdir ederse ve kalplerimize bir yakınlık korsa ve daha birçok şey vesile olursa, Allah rızası için evlenmek değil mi?” diye sordu.

“Bak sanırım anlatamadım. Yoldaki İşaretleri anlayan biri İslam’ı anlamış demektir!”

“Ben öyle inanmıyorum! Yoldaki İşaretleri çok iyi anlayan birinin de eksikleri olabilir ve Kur’an’ı anlamakta zorlanabilir!”

“Bak bunu ilk defa duyuyorum!”

Başını önüne eğdi. Öylece bir süre bekledi…

Sonra az öncekinden daha sakin bir dille konuşmaya başladı.

“Eminim ki Yoldaki İşaretler çok güzel bir kitaptır. Allah Seyyid Kutub’a rahmet etsin.”

Kitabı işaret ederek:

“Daha iyi anlayayım ve sorularına cevap vereyim diye bazı yerlerini defalarca okudum… Benimle görüşmek istediğin zaman, senin mesleğin nedir, nerelisin, ailen nasıldır diye asla düşünmedim… Eniştem nasıl bir insan olduğumu söylemiştir.    Allah’ım dedim hakkımda hayırlı olanı ver diye çok dua ettim!”

“Ama kitabı tam anlayamamışsın…” dedi Abdullah.

“Belki de anlamadım… Haklı olabilirsin… Dili çok ağırdı… Hani dedim ki eğer Allah takdir edecekse  bu kitap da vesilelerden bir vesile olsun… Allah beni Yoldaki İşaretleri anlayıp anlamadığıma göre hesaba tutmayacak… Ben iyi bir eş olmak isterim! Önümüzde bizi gözünün nuru gibi kollayan bir annemiz var! Beni ve ablamı çok iyi yetiştirdi. Okuma yazmayı ise çok sonra öğrendi üstelik! Eğer bana sorsan iyi eş nasıldır diye… Annemi örnek alarak derim ki, eğer takdirde varsa ve sana eş olacaksam, sana sadık olurum! Çocuklarım ahlaklı ve erdemli yetişsinler diye elimden gelen çabayı sarf ederim! İffetimi korurum! Zor günlerinde ve bollukta sana destek olurum! Ne kadar misafirin gelirse gelsin asla surat asmam! Misafirlerin baş tacım olur! Allah israfı yasaklamışken ben nasıl olur da hayatıma israfı koyarım! Sen Allah yolunda çaba sarf ederken sana zorluk çıkarmam! Olur ki sen yanımızda olmayabilirsin, gözün arkada kalmaz! Çocuklarıma kol kanat gererim! Evimin sahibi olurum! Belki senle zaman zaman tartışırım ama kavga etmem! Evimin sırlarını dışarı dökmem! Tıpkı sarmaşık ağacı gibi kusurlarını örterim! Allah da bunu demiyor mu?  ”

Nefes nefeseydi.

Biden sustu.

Yoldaki İşaretleri gösterdi.

“La ilahe illallah Muhammedün Resulallah’ı çok güzel açıklamış! Bir yerinde de aile ile ilgili çok güzel demiş…”

Hatırlamayınca gidip kitabı aldı. Sayfalarını karıştırdı.

“Bir toplumda aile toplumun çekirdeğidir. Bu aile çalışma konusunda eşler arasındaki iş bölümüne dayanır, ailenin en önemli görevi meydana gelen nesli korumak ve kollamak olursa işte böyle bir anlayışa sahip bir toplum medeni bir toplumdur.”

Bir süre Abdullah’a baktı.

“Doğru demiyor mu?”

“Darü’l İslam nedir?”

Abdullah’ın sorusunu anlayamamıştı.

“Herşeyden önce İslam insanı Rabb’ine yöneltmek, onun iktidarını, değer ve ölçülerinde yegane kaynak bellettirmek, varlığını ve hayatını O’ndan aldığını, insan arası bağlantılarda ve diğer bağlantılarda tek başvuru kaynağının O olduğunu, bütün bunların O’nun iradesi sonucu meydana geldiğini öğretmek için gelmiştir. İşte Darü’l İslam bunun sağlandığı eşsiz düzendir!”

“Şüphesiz öyledir! Yani ben demek istedim ki Allah takdir ederse, iyi ve örnek bir evlilik için elimden gelen bütün bir samimiyetle çaba gösteririm!”

Abdullah’ta son sözlerini söyleyecek bir hal dili vardı.

“Bizler çok büyük bir davaya talibiz! Bu uğurda çok acılar çekeceğimiz kesindir! Seyyid Kutub’un da dediği gibi, mücadele sürecinde çekilen acılar ve verilen kurbanların karşılığı olarak bu dünyada bir mükâfat alamayabiliriz! Dünya karşılık verme yeri değildir….İşte bütün zor şartlara hazırlık olmak için en evvel İslam’ın anlaşılması gerekiyor… ”

Abdullah ayağa kalkmıştı. Kendisi de kalktı.

“Bizler Allah’tan ayaklarımızı sabit tutması için dua etmeliyiz! Duamız olmazsa Allah bize ne yapsın! Değil mi? O ne güzel dost, O ne güzel vekilidir!”

Abdullah tam çıkıyordu ki:

“Yoldaki İşaretleri alabilir miyim?” diye sordu.

Kitabı titreyen ellerle uzattı.

Abdullah ilk defa karşısındaki kızın gözlerinin yaşla dolu olduğunu fark etti.

O anda ne yapacağına karar vermeden:

“İslam davası çok zor bir davadır! Ancak İslam’ı anlayanlar bu zor yola koyulabilir! O  yüzden bu zor ve uzun yolun yol işaretlerini bilmeye ihtiyaç var! İşte bu sebepledir ki  Yoldaki İşaretler İslam’ı anlamada çok önemli bir kriterdir!” dedi ve salondan çıktı.

Annesi’nin:

“Yavrum Allah’a emanet ol!” dediğini duydu.

Ağladı…Ağladı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


− 3 = üç

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm