Sunuş (72)

Vahyin merkeze alınmadığı her tarih yenilmişlerin, “öksüz” bırakılmışların tarihidir. İçinde yaşadığımız şu demlerde bu sözlerin daha bir anlam kazandığına inanıyoruz. Neo-pagan/Frenk kültürün ortamın boşluğundan istifade ederek ortalıkta cirit attığı, her geçen gün fütursuzluğunu daha bir pekiştirdiği şu günler,batılı paradigmayı okumak, anlamak açısından çok önemlidir. Bir düşünürün ifadesiyle: “21. Y.y Hristiyanlıkla İslam’ın savaşım yılı olacaktır. Batı ile kendisini bulan Hristiyan dünyası uzun bir hazırlık aşamasından sonra cephede İslam’a karşı yerini almıştır. Fakat ne hazindir ki, karşısına aldığı İslam cephesi bomboştur.”

İslam cephesinde ki boşluğun “niçin”ini sorgulamak için çok erkendir, ya da gecikmiş bir sorgulamadır; belki de şu an için bir fantazidir. Çünkü bırakın batıyı sorgulamayı: sorgulamanın temel dinamiği olduğuna inandığımız özgüvensizlik sorunu bir kasırga halini almış ve sistemli bir şekilde yürütülmekte olan zenci psikolojisine müslümanlar yenilmiş gibi görünmektedir. Umarız yanılıyoruzdur. Tarih içerisindeki yenilmişliklerimiz yıkıma, fikir dünyamızdaki keşfedemediğimiz dinamikler ise konjonktürel savrulmalara terketmiştir yerini. Körleşen zihinsel melekelerimize mi yanarsınız, lâl olmuş dillerimize mi? Yoksa elitlerimizdeki zihin karışıklığına mı?

“Peki bu İslam’ı nötralize etme girişimlerini okuyabilen hiç mi yok” sorusuna ümitvâr olur gibi fakat mahzun şu cevabı vermek durumundayız: “Söylemlerini güncelleyemiyor, düne kadar tenkit ettikleri bireyselleşme rüzgarından marjinalleşmenin kaçınılmaz sonucunu tadıyorlar.”

Dergimizin sayfaları arasında bu umudu taşıyabileceğimizi bize gösteren yazarlarımızla birlikte olacağız. Bu ay içinde yaşadığımız savaş gündemi dolayısıyla genelde yazarlarımız bu konuya temas etmişler. Aslında bunun bir savaştan da öte bir saldırı olduğunu bilinçlere anlatmaya çalışmışlar. Her şeye rağmen hayatın devam etmesiyle bir kısım insanlar savaşa giderken, bir kısmınızda “ilim / fıkıh edinsin emrinden yola çıkarak bazı yazarlarımızda gerek sosyolojik gerek psikolojik hallerimizi tahlil ederek, bunu ifade eden yazılar yazmışlar ve istifademize sunmuşlar. Bazı yazarlarımız da anılarını bizlerle paylaşmışlar. Bu paylaşımlar bazen bir insanla geçen şu kadar yılın sonucunda teşekkül etmiş, bazen de kısa bir zaman diliminde mekanın etkisiyle zihinde teşekkül etmiş. Hepsine teşekkür ediyoruz.

Bu ay da yayınlayamadığımız bir çok yazı var elimizde. Ekonomik sebeplerden dolayı sayfamızı artıramıyoruz. Bu açıdan yayınlanmasını geciktirdiğimiz yazarlardan özür diliyoruz. Bazı yazıların güncelliği söz konusu olunca da öncelik tanımak zorunda kalınıyor. Zaten 52 sayfa çıkan bir dergide uzun yazılar olunca sayfa tahdidi yazar tahdidini de beraberinde getiriyor. Bu sıkıntıyı dikkate alarak yazarlarımızdan yazılarını en fazla dört sayfa yazmalarını rica ediyoruz. Umarız anlayışla karşılarlar. Uzun yazıları iki bölümde sununca da bu da okuyucu açısından sıkıntı oluşturuyormuş vs.

Aldığımız bazı tenkitlerde de şiir / hikaye tarzındaki yazılarda eksik kaldığımız ifade ediliyor. Biz bize gelen her yazıyı (kriterlerimiz dahilinde) değerlendirmeye çalışıyoruz. Eli kalem tutan ve zihni fikir üreten herkesi bu platformda yazmaya davet ediyoruz.

“Kelimelerin girebildiği yerde silah patlatmaya gerek yoksa” veya bir sözle savaş başlatıp ya da daha etkilisi ile sulh oluyorsa, bu gücü ihmal etmemek gerekir. Evet tekrar tekrar sizleri yazmaya davet ediyoruz.

Okuma ibadetini gerçekleştirebilmek adına bu ayda NİDA’mızı sizlerle buluşturuyoruz. Sizin de başkalarıyla buluşturmanızı rica ediyoruz.

Selam ve dua ile…