Sunuş (66)

Düşüncenin her korkudan azat olduğu bir ülke

Bir ülke ki insanları dimdik

Dünya duvarlarla bölünmüş

Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır

Emek kemâle uzatır kollarını

“Aklın ırmağı alışkanlıkları çölünde kuruyup gitmemiş

Ne olurdu Tanrım! Benim yurdum da böyle bir ülke olsa!

                                                     Cemil Meriç; Bu Ülke

Bu sayı da, elinize gecikmiş olarak geçecek Nida. Daha dolgun, daha çeşitli ve daha içerikli olması, siz okurlarından özür diler anlamını taşıyor gibi. Dergilerin giderek içeriksizleşmesine karşın ‘Nida’nın düşünce ve birikim yüklü olması, gecikmesini affettireceğini sanıyoruz.

Necip Cengil; “İyilerin Duruşu” başlıklı yazısıyla yine özgün. Deneme türüne yeni bir hava, yeni bir çeşni getiriyor Cengil.

Duygu yüklü Yasemin Şüheda; “Fazlası açgözlülük olurdu.” anlatısıyla, bizi de duygulu olmaya sevk ediyor ve bunu başarabiliyor.

“Üstün İnsanın tanımındaki karmaşa” Abdullah Aydın’ın denemesi. Abdullah Aydın, her zaman ki zor ve karmaşık konulara kalemini bir doktor neşteri gibi daldırıyor. Derin ve karmaşık olan aydınlığa, duruluğa çıkartıyor rahatlıkla.

Ferda Kılınç; “İştirak ve iştiyak” konusu irdelemeye çalışıyor ve doğru olana parmak basıyor. Edebi türlerin hemen her dalında kalem oynatan ve daha çok öykülerindeki detay örgüsünün sağlamlığıyla tanıdığımız Nehir Aydın Gökduman, bu sayıda, bir öykü ve şiirle konuğumuz oluyor. Zulmün ve dayatmanın psikolojik çarpıklıklarını sergiliyor öykü ustalığıyla. Halise Ekemen, insanlık örneği son Rasul’ün öğütlediği sevgi kavramının kapsamını bize duyumsatmaya çalışıyor.

Abdulbâri Karabeyeser, Ahmet Varol, Celal Sancar, Fatih Özyılmaz; günceli genelleştiren, öze parmak basan yazılarıyla mesaj dolu. Said Çekmegil her zamanki gibi bir matematikçi tavrıyla kanıtlamaya çalışıyor savını. Mehmet Alptekin, Semra Kürün, yazı başlıklarının özüne teğet geçiyorlar. Bahattin Bilhan uzun yazısını hâlâ bitiremiyor. Bilal Sürgeç, seçimlerin bizdeki tarihi hakkında bilgi veriyor. Nurettin Özcan, “Kenan Çobanları” adli yazıyla, bizdeki derin kenanileri işaret ediyor.

Yazar ve düşünür Alev Alatlı’yla gerçekleştirilen Fatih Bütün’ün röportajını bu sayıda yayınlıyoruz. Konusu “küreselleşme” olan Abant toplantısıyla ilgili olan bu röportajda, üzerinde düşünülmesi gereken ibret dolu saptamaları var Alev Alatlı’nın. Geçmiş toplantılarda, dinler arası diyaloğa kapı açacaklarını sanan din adamlarının ruh halini irdeliyor Alatlı. İslam’da din adamı deyimi de nereden çıktı diyeceksiniz belki. Bu ifade röportajda Alatlı’ya ait ama, tam da oturuyor yerine. Alatlı dikkatle okunduğunda edilgen bir aydın portresini tenkitleriyle tasvir ediyor. Alev Alatlı iyi düşünen, düşündüğünü dosdoğru söyleyen bir entelektüel. Her kişilikli duruşta olduğu gibi etkisini sizde hissedeceksiniz. Ve İslam coğrafyasının kişilik sahibi aydınlara ihtiyacı olduğunu anlayacaksınız. İslam adına konuşulanların, kompleksli yaklaşımlarla İslam’ı temsil edemeyecekleri sonucuna varacaksınız. Aslında siyasi olan küreselleşme çıkışını sömürgen kapitalizmin gönüllü uşak arama anlamı taşıdığını, Alatlı’nın açıklamalarında duyumsayacaksınız.