Sunuş (71)

John Dewey: “Günümüz insanı, insanı geçmişe oranla daha az tanımaktadır. Zira düşüncesini ve bilimsel çabalarını, daha çok dış âleme yöneltmiş durumdadır.” der.

İnsanı tanımak bir muammadır. Fakat onu “yeniden inşa” etme gayreti taşıyan İslam, felsefi ve bilimsel olarak daha bir muammalaştırılan insanı bir heykeltıraş misali ona şekli verir. Bir teşbihle; İslam heykeltıraş ise malzemeye şekil verecek olan heykeltıraşın elindeki çekiç de, tarih boyu felsefi ve bilimsel olarak daha bir muammalaştırılan insan tekidir. Yani O’nunla manevi dinginliğini yakalayıp, “yeniden inşa” gayretinin sevdalılarıdır.

Sınır ötesi veya Sınırlarınız içerisindeki İslam-dışı tüm yaşayışlara bakınız. Ya hep münzevi, halvetçi veya hep seküler hep materyalist olmuşlardır. Francis Bacon; doğaya hakim olmaya, insanı, doğaya hakimiyetle keşfetmeye çalışmıştır. Sartre; Maddi alemin ötesinde bir hayatı yok saymış fakat insan fıtratını yok saymayı becerememiştir. Belki de fıtratı anlamayı becerememiştir! Keşke anlayabilseydi.

Evet, inanmayanın arkasından “niye inanmadı” diye üzülmek bize yakışmaz. Fakat şuna da inanıyoruz ki “O” ve muadili zevat kendi dönemlerindeki siyasi otoritelere göğüs germişler, yazık ki kendi zanlarına, öğretilerine yenilmişlerdir. Hakim sistemlerine meydan okumuşlar fakat doktrinlerini tartışamamışlardır. Tıpkı Kapitalizmin ve avaneleri gibi, tıpkı ölüm döşeğinde Hz. Muhammed’e “hayır sana inanamam, çünkü derler ki;.. “kaygısıyla hareket eden Ebu Talip gibi.

Bizce; gerek “üstünde güneşin batmadığı/mayacağı” sanılan ülkeler, gerekse “O”nun “emperyal” sisteminin idamesinin gönüllü taşeronu üçüncü dünya, bilimin “kutsal bir inek“ olmadığını, onu kullanacak elin terbiye edilmediğinde vahşet doğuracağını bilmektedir. Tıpkı, bugün, bahsettiğimiz bilimi(!), teknolojiyi kullanan elin, ABD, İsrail olduğu gibi. Yarın kim olur? Terbiye edilmemiş her öğreti, her sistem, herkes!… İşte İslam, bu ıslah çabasının, terbiyenin, kendisiyle şereflenilmeye davetin çığlığıdır.

Müslümanların hal-i pür melâline bakarak İslam’a tu-kaka edenler bu gerekçenin ardına ne zamana kadar sığınacaklar? M.İkbal’in söylediğini tekrâr ederek tüm insanlık tarihine pot düşelim ki: “Bugün müslümanların İslam’a yapacağı en büyük hizmet İslâm’ı temsil etmediğini anlatmaktır.” Fakat, İslâm’la tanışacak olanın cesur olması şarttır. Öğretilerini tartışmada, müreffehl(!) hayatını -tıpkı ona neşter atacak doktor misali – masaya yatırmada, bugüne kadar savunduklarının yanlış da olabileceği ihtimalini saklı tutmada… Dikkat diyoruz, İslam’la yüzleşeceğiz, Müslümanlarla değil!… O’da Kur’an’dır..

Evet, değerli okurlarımız bu ayda “Nida”yı sizlerin istifadesi ve Rabbimizin rızası için yükledik. Ve yola çıktık. Yukarıda sizlere özetlemeye, derlemeye çalıştıklarımız sadece dergimizin içindeki yazılardan birer nüve… Hani okuduğunuz kitaplarda “daha detaylı bilgi için bakınız.” Der ya… Evet bakınız!.. Bu ay bizlerle olan kalem dostlarımız; Ömer Şevki Hotar, Ferda Kılınç, Sibel Eraslan, Osman Kayaer, Celal Sancar, Yılmaz Ensaroğlu, Bahattlin Bilhan, Adil Akkoyunlu, Mehmet Alptekin, Bilal Sürgeç, Mustafa Özcan, Semra Kürün sadece bir kaçı. Bu ay ki röportajımız da “Bilim, Üniversiteler ve YÖK” üzerine Fikret Başkaya ile. “Bir de yukarıdakilere şahit iki isim var ki biri vadesini doldurmuş ve satırlarımıza meal-tefsirinin çevirmeni tarafından satırlarımıza aldığımız Hamidullah iken, diğeri hasta haliyle dahi davasının şahiti M. Salt Çekmegil’i de burada rahmetle anmayı bir borç bildik. Bir de burada isimlerini yazmaya kalktığımızda epey bir yer tutacak olup, gelecek aylarda yazılarını bir şekilde değerlendirmeye çalışacağımız okurlarımız varki, onlara da teşekkür ediyoruz.

Satırlarımıza son vermeden önce rahatsızlığından dolayı Bahattin Bilhan hocamıza sağlıklar diliyor ve sizleri bu ay da Nida ile başbaşa bırakıyoruz.