Sunuş (73)

Evet Irak… Bünyesinde Ortadoğu’nun bir çok etnik unsurunu barındıran “küçük Ortadoğu”… Şiisiyle, Sünnisiyle, Asurisi, Keldanisi, Hristiyanı ve Müslümanıyla harmanlanan, bir çok kültürü bünyesinde barındırmasının doğurduğu otantik yapısıyla bilinen Ortadoğu’nun diğer birçok ülkelerinde olduğu gibi müdahalelere maruz kalmış bölgenin en stratejik, ekonomi ve kültür havzası…

Bugünkü Irak bir çok emperyaliste sömürge olmuş, senelerce “seküler ve milliyetçi” Baas rejiminin jakoben tavrına boyun eğmekle baş başa kalmış, çok önemli petrol kaynaklarına sahip olmakla birlikte uluslararası suların hiçbirine çıkışı olmamasının dezavantajını yaşıyor. Belki de İslam’ın diğer coğrafyalarında yaşanan çok acı olan “gerçeğimiz”e yani taassuba yeniliyor. En büyüğü yıkıcı/kırıcısı da “Mezhep taassubu” olsa gerektir: Önemli petrol havalarını bağrında bulundurup “öteki”yle yaşamayı becerememenin ceremesini emperyalistlerin paylaşım savaşıyla ödüyor bugün Irak, Peki yarın?… Belki de çok sorulduğundan, yaşananlara mukayeseli bir zihinle tanıklık edemeyişimiz… Evet “garb” “şark”lının yerine konuşmaya talip, Peki “garp”a “şark”lının yerine konuşma/düşünme yetkisini kim tanıyor? Cevabı ne kadar da acı değil mi!..

Irak petrol ihracatçısı en büyük ülke. Ülkeaşırı çalışmasının tek koşulu ise – hiçbir denize yeteri kadar kıyısı olmamasından- çevre ülkelerle iyi geçinmek olmalıyken böyle değil de “hırçın bir strateji” izlemesi Irak’ı daha bir yalnızlaştırmaktadır. Irak’ın bu hırçın tutumu (kastımız Saddam/Baas rejimidir) diğer bölge ülkelerinin de çıkarcı tavırlarıyla birlikte düşünüldüğünde, “niçin bu sorun bu kadar yıldır açmazda” sorusu anlamsızlaşıyor. Bugün ABD ile birlikte hareket etmeyi ülke politikası olarak belirleyen İngiltere’nin Irak tarihi yeni denilemeyecek kadar derindedir.

Kabileciliğin, mezhepçiliğin, etnik ayrımcılığın bu kadar bariz ve bu kadar düşmanca olması Müslüman gerçeği açısından mümkün değilken “bölge” bir gereği ve normalitesi haline gelmiştir. Peki nereden kaynaklanıyordu tüm bunlar? Birinci Dünya savaşından sonra imzalanan Lozan Konferansında mesele “Musul sorunu”na gelir ve Türkiye, “Kürtlerin Türklerden farklı olmadığını, Türklerle pek çok ortak özellikleri paylaştıklarını” belirtmesine rağmen İngiltere’nin ısrarla “Kürtlerin ve Türklerin birbirinden çok farklı milletler” olduğunu söylemesi, bu meselenin anlaşılması açısından yeter sebep değil midir?

Savaşın devam ettiği şu günlerde savaş sonucunda doğabilecek ihtimaller üzerine konuşulması da herhalde gerekecektir. ABD, kendisinin yeneceği, “Irak’ı darmadağın edeceği”, “birkaç gün içerisinde teslim alınacağı” fikirlerini zihnimize çokça işledi. Bu sloganları operasyon için kullandığı “Irak’a Özgürlük” retoriği ile yan yana konulduğunda ne kadar da inandırıcı(?) duruyor değil mi?

Evet, ABD Yeneceği ihtimali fikrini her zaman için sıcak tuttu. Bunu tartışmıyoruz. Bir de belki kızacak, “şimdi de bu sorunun zamanı mı diyeceksiniz”. Fakat herhalde bu bağlamda önemli olsa gerek: Peki ya Irak yenerse? Evet Irak yenerse acaba İran’la olan – Şiilikten kaynaklan – Şattularap sorunu yeniden hortlar ve Irak bu hız ve “gazla” İran’a… Neyse bu vb. Soruların cevabı ürkütücü!.. Allah “Müslümanlara” yardım etsin.

Şu dem Irak’ın mazlumiyeti, uğradığı haksız muamele, insanların ezilmişliği konuşulmalı tabii ki. Üçüncü dünya, “üçüncü dünya zihniyetinden”, “ezilmişlik”, “birinci dünyaya muhtaçlık”, “lanetli sınıf olma psikolojisi”nden kurtulmalıdır. İran olacağına, Türkiye olacağına, Irak olacağına ABD olsun, İngiltere olsun! zihninden kurtulmadıkları müddetçe sınırlar hakim sınıfların hakimiyetini devam ettirmesinin geçici araçları’na matuf çizilecektir.

Değerli okurlarımız bu ay da dergimizde ağırlıklı olarak “savaş”ı bulacaksınız. Fakat şunu özellikle vurguluyoruz ki, Allah’ın hesabına güvenimiz bize “erdemi”, “onurlu” yaşamayı tabi aynı zamanda “feraset”i temin edecektir. Olaylar “tevhit” eksenli yorumlanmaya muhtaçtır. Böyle yapılmadığı takdirde ortaya, çok yavan yorumlar, reaksiyoner tepkiler, “gücü” önemseyen politikalar çıkmaktadır. Bu konu hakkında dergimizde Ömer Şevki Hotar’ın “aykırı bir çıkış” telakkisi doğuracak “Ben savaş istiyorum” yazısını, Süleyman Arslantaş, BBC’den aktarımıyla Celal Sancar ve tüm bu yaşanan iğrençlikleri/terörü devlet politikası haline dönüştüren ABD’nin 11 Eylül sonrasındaki senaryosunu “Hüveydi”den tercümesiyle bizlere katan Erdinç Doğru’yu bulacaksınız. Bu konuya Necip Cengil, Altan Ünal’da bizlere deneme tarzında sundular, Röportajımız da Aydoğan Vatandaş’la… Tüm yazarlarımıza da teşekkür ediyor, ve sizlerle buluşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz.