Ümit Aktaş İle “Put ve Putçuluk” Üzerine

Röportaj: Muhammet Turan Çalışkan
Nida Dergisi 132. Sayı / Aralık / 2008

Put, putlaştırma veya putperestlik dendiğinde bugünün insanının zihninde geçmişe dönük bir tasavvur beliriyor gibi. Mesela ilk elden akla gelenler Lat, Kenar, Uzza vb… Putperestliği ve altında yatan saikleri konuşmadan ‘insan’ üzerinde konuşalım diyoruz. İnsanın hangi arayış, anlayış ve yönelişine cevaben ortaya çıkmıştır ‘putlaştırma veya putperestlik’?

Putlara tapım ya da putçuluk, insanoğlunun menfi veya müspet iki eğilimine cevap vermekte veya oralardan neşet etmektedir. Müspet yön, putlara tapımın, aslında insanoğlunun Allah’ı arayışındaki bir güzergah veya bir sapak oluşu ile alakalıdır. Yani bu, doğrudan doğruya insanın fıtratında bulunan bir tanrı arayışına ve ihtiyacına verilmiş olan bir yanlış cevaptır. Menfi yön ise, putlara tapımın, insanoğlunun özgürleşme korkusunu yansıtması, özgürleşmelerini ketlemesinin bir ifadesi olmasıdır. Çünkü özgürlüğün, hele hele Allah’tan yoksun bir özgürlük arayışının dipsizliği insanı ürkütmekte; ve bundan duyduğu korkular, insanları putlara sığınmaya sürüklemektedir.

Put denildiğinde sadece maddi varlıklar, tahta veya taştan yapılmış heykeller düşünülmesinin sebebi nedir sizce? Müslümanlar böyle bir anlayıştan masun mudurlar? Putçuluğun Müslüman toplumlarda görülen pratik sonuçları nelerdir?

Aslında heykellere ya da totemlere tapınılması putperestliğin en yalın ve masum halidir. Zira bu tutum bile, özünde daha deruni bir halin dışavurumudur. İslam dünyasındaki, başlangıçta putperestliğe karşı izlenen tevhidi bilinçlenme hususundaki hassasiyetin yitirilmesi sonucu, putperestlik başka semboller altında varlığını sürdürmüştür. Elbet Buna da yol açan en önemli sapma, siyasal despotizm nedeniyle insanların özgürlüklerinin yok edilmesi ve siyasal liderlerin ilahlaştırıldığı bir anlayışa dönmesidir. Zaten putperestlik, özünde siyasi, iktisadi veya dini fetişler üreten baskı veya sapmaların bir sonucudur. Bugün İslam dünyasında, dünyanın birçok ülkesinde bulunmadığı ölçüde bir siyasal despotizm ve buna bağlı olarak da siyasal veya dini liderlere tapınma kültürü bulunmaktadır. İnsanlar ne yazık ki, tıpkı müşrikler gibi Allah’la aralarına aracılar koymakta ve hatta onlara tapınmakta; Allah’tan yardım dilemek yerine ölülere sığınmakta, büyücü ve falcılardan yardım dilenmektediler. Bu durum özünde ruhsal  bir sefaletin, özgürlük korkusunun ve gelişmemişliğin bir tezahürüdür.

Putçuluk ve putperestliğin her şart ve zamanda tanınabilmesi ne sağlayan evrensel bir tanım var mıdır? İlk dönem Müslümanların ‘put, putçuluk’ anlayışıypa kıyas ederek tanımlayacak olsanız neler söylersiniz?

Putçuluk, iptidai belirtisi olan şu heykellere, atalara, toplumsal starlara ya da liderlere tapınmasındaki tanınma kolaylığına karşı, aslında psikolojik ve sosyolojik kökenleri olan, teşhisi ve tedavisi oldukça zor bir ruhsal hastalıktır. İnsanların aşağılanmasına yol açan bu tutum, mazoşist ve özgüvenden yoksun kişilikler oluşturarak, bu kişilikler üzerinde kurulan sadist tahakkümler üzerinde kendi egemenliğini kurar. Fetişizm olarak tanımlanan bu tutum, her şeyden önce kendisine yabancılaşan insanlığın, sosyopolitik ve ekonomik olguların ya da kainatın karmaşasının karşısında, kendisini küçülten bir yüceltici mekanizmalar ve semboller yaratarak, karşısında ezildiği bu somut simge ve olgularda vücut bulur. Müslümanlar ne yazık ki Kur’an’ı dikkatle okumadıklarından, sorunu sadece bir heykellere tapma sorunu olarak algıladıklarından, aslında bunun da nedeni olan o bir yığın fetişist öğeyi görememek te, tabiri caizse ezberlerinin kurbanı olmaktadırlar.

Putçuluk/ putperestliğin insana konu olan hemen her alana sızmasına yapısal hangi özelliği sebep oluyor?

Bu, insanın, aslında özgür ve sorumluluk sahibi olmasını sağlayan akleden bir varlık olmasının olumsuz bir sonucudur. Zira eğer akletme sorumluluğunu olumsuz bir biçimde kullanır ve özgürleşmekten de korkarsak, bu bizi çeşitli tezahürlerde ortaya çıkan bir putlar önünde boyun eğmeye götürür. İnsanlar ne yazık ki çoğu kez akletmeyi beceremediklerinden, birçok toplumsal olgu onlar için anlaşılamaz bir karmaşıklıkta görünmekte, Allah ile aralarına birçok aracılar girmektedir. Özellikle baskıcı bir terbiye içerisinde yetiştirilen bireylerin ruhsal gelişmişliği ve özgüven yoksunlukları, ya da refah içerisinde şımarmış ruhların duyarsızlığı, onları bazı toplumsal otoritelerin gölgesine sığınmaya mecbur bırakmaktadır. Sorgulamaktan ve eleştiriden uzak bir kültürel atmosfer de bu durumu teşvik etmektedir.

Bugünkü ‘putçuluk’ anlayışı sizce hangi zemin üzerinde hareket ediyor?

Günümüzde elbet geçmişin o iptidai putaları bulunmamakta ve bu, büyük ölçüde İslam’ın putperestliğe karşı verdiği mücadeleye dayanmaktadır. Ama günümüzün putları daha rafine, anlaşılmaz ve soyut simgelerde ifade olunmaktadır. Mesela siyasi liderlerin veya kimi dini liderlerin putlaştırılması gibi. Özellikle İslam dünyasında görülen bu olgu, aslında Müslümanların özgürleşme kavramsallığından ne kadar uzak oluşunu da ortaya koymaktadır. Öte yandan kapitalizm ve endüstriyalizmin oluşturduğu bazı piyasa mekanizmaları, sözgelimi para veya tekelci kuruluşların tahakkümü, fetişist karakterleri ile insanları kullaştırabilmektedir.

Putperestlik ifadesini nasıl karşılarsınız bilmiyorum ama putperestlik anlayışının dünü ile bugünü belirlemek açısından kullanarak şunu sormak istiyorum: putperestliğin dünü ile bugünü arasındaki fark nedir? Gerek siyasi gerekse sosyal alanda putperestlik anlayışının bugünkü görünen yüzü nedir sizce?

Putperestlik bugün daha karmaşık ve soyut biçimlerde vücut buluyor. O nedenle de anlaşılması kadar, önlenmesi de daha güç. Sözgelimi Türkiye’deki bir yığın insan, hayatta olmalarını ve varlıklarını bir kurtarıcıya borçlu olduklarını düşünerek her fırsatta bu kurtarıcı önünde dinsel bir huşu ile tazimde bulunmaktadırlar. Pozitivist bir laikliğin maskesi altında, gerçekte dünyanın en zavallı zihniyetlerinden biri siyasi tahakkümünü sürdürmekte. Ama bu, elbetteki Müslüman halkın buna yatkın olmasıyla da alakalı bir tutumdur. Müslümanların da bir kısmı, Allah’a ibadet adı altında bazı diri-ölü şeyhlere ve liderlere ibadet etmekte, hatta onların kabirlerini bir tapınma merkezi haline getirmektedirler.

Putlaştırma veya put inancının Kur’an’ın hayata geçirilmesinde engelleyici ne gibi etkileri söz konusudur?

Putlaştırma aslında bir tür kutsalcılık ile tüm hayatımızı işgal ettiğinden ve dokunulması tabu olan yasaklarla doldurulduğundan, en önemli etkisi bizzat Kur’an’ın okunma ve anlaşılmasındaki biçimsel kutsamaya dayanan engelleyiciliktir. İnsanlara birer formül olarak sunulan dini yaşama prosedürleri, dini yaşamayı biçimsel bir ödev haline dönüştürmüştür. Bu durumda insanlar kendilerini çevreleyen o kutsal idollerden kurtulup, kendi akıllarıyla iman ve ibadet etme özgürlüğüne dahi ulaşamamaktadırlar. Tabii bunu engelleyen profan-dindışı kutsalları da hesaba katarsak, meselenin vehameti daha da anlaşılır hale gelecektir.

Batı felsefesini inceleyen biri olarak batı zihnini bu konuda nasıl görüyorsunuz. Putçuluk, putlaştırmak konusunda batı felsefesinin bakış açısı nedir?

Putçulluğun ortaya çıkarılması konusunda batıda, özellikle kilisenin İsa’yı tanrılaştırılması nedeniyle geliştirilmiş olan, eleştirel bir bakış açısı bulunmaktadır. Bunun da ötesinde, özellikle Marx ve Freud’un fetişizm konusunda oldukça ilginç analizleri bulunmaktadır. Ancak her ikisinin de fetişizme karşı çıkayım derken Allah’ı da inkâra yeltenmeleri, sonuçta insanların nihilist bir umutsuzluk içerisinde bırakılmasına yol açmıştır. Bu açıdan her ikisinin bakış açıları da içtenlikten yoksun olduğu gibi, kiliseye yönelik eleştirilerinin ateizmle sonuçlanması, insanları bu kez de dünyevi haz ve beklentileri putlaştırmaya sürüklemektedir. Ama en azından bu konularda kafa yormaları bile, hiç yorulmamasasından daha önemlidir. Çünkü Batı dünyasının büyük kesimi, dünyanın sömürüsü sonucu elde edilen maddi konforun oluşturduğu bir hazcılık içerisinde, düşünme ve aketme hassalarının oldukça uzağına savrulmuş bulunmaktadır. Batılı insan, konformist bir bireycilik ile, günlük yaşama ilişkin doyumlarının birer bendesi haline gelmiş bulunmaktadır. Doğulu insanın siyasal veya dini liderlere sığınmaya götüren ekonomik sorunların çözülmüş lü, bu kez batılı insanı hedonist bir konforizm içerisinde yine akledemez bir pozisyona düşürmüştür. Dolayısıyla artık buradaki temel sorun, insanların tevhidi bir aydınlanmışlıkla Allah’a ulaşmasının ve doğrudan onunla muhatap olmasının oluşturacağı o kendine güvenli, umutlu, iyimser ve özgür şahsiyetlerinin ortaya çıkmasıdır. Bunun içinse Kur’an daha dikkatli ve çağın koşulları içerisinde okunarak, putperestliğin salt putlara tapmaktan ibaret olmadığı, konformist bir hazcıığın da, kendisini putlara teslim etmenin o insan şahsiyetini alçaltan biçimi kadar alçaltıcı bir putperestlik oluşu yanında; Allah’a imanın özgürleştiriciliğinin de ortaya konulması gerekmektedir. Çünkü günümüzde çoğu insan, cahillerin yol açtığı bir tepkisellikle, İslam karşıtlıklarını, yanlış bir biçimde İslam’ın ve Allah’a olan imanın insanın özgürleşmesini engellediği savı üzerine kurmuş bulunmaktadırlar. Elbet bunun için özgürlükle serbestlik kavramlarının ayrıştırılması kadar, özgürlüğün aslında sorumluluk sahibi olmakla koşut bir kavram olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır.

Son olarak da ‘putperestliğin’ ve ‘putlaştırmanın’ siyasi ve politik yönü üzerinde duralım istiyoruz. Putçuluk anlayışı ideolojik ve siyasi anlayış olarak nasıl karşımıza çıkıyor?

Aslında Marx’ın ideoloji kavramının analizi ideolojinin, insanları siyasal koşulları analiz edebilme kabiliyet ve görüşünden yoksunlaştıran bir mistifikasyona dayandığını ortaya koymaktadır. Nasıl para aslında insanların iktisadi üretimlerinin bir karşılığı iken, bu koşullardan soyut bir yüceltimin öznesi haline getirilmişse; bilimsel bir düşünsel analizlerle açığa çıkarılamayan siyasal ilişkiler de ideoloji görünümünde topluma sunularak, bir kafa karışıklığına yol açılır ve olaylar daha bir anlaşılmaz hale getirilir. O zaman ise kendi kanları dökülerek elde edilen bir özgürlük ya da bağımsızlık bazı sözümona kahramanlara atfedilir; ya da aslında bir bağımlılık formasyonu bir bağımsızlık olarak topluma yutturulabilinir.

Kavim, renk, siyasi görüş, ekonomik sistem, bilim, moda, sanat etrafında da yukarıdan beri bahsettiğimiz ‘putlaştırmaların’ yaşandığına şahit olabiliyoruz. Bunlara karşı Müslüman zihnin duruşu ne olmalıdır?

Müslümanların her şeyden önce kelimenin tam anlamıyla iman etmeleri, tahkiki bir imana sahip olmaları ve “Ey iman edenler iman ediniz” kavli gereğince sürekli imanlarını yenilemeleri gerekmektedir. Zaten şayet müslümanlar üzerinde düşünülmüş bir imana sahip olsalardı, içerisinde yaşadığımız o bir yığın gereksiz sorundan söz etmek mecburiyetinde kalmayacaktık. Bu meydanda en önemli sorumluluk aslında Müslümanlara aittir. Çünkü onlar yeterince olumlu bir örneklik teşkil edebilseler, komplekslerden uzak bir özgürleşme ve düşünme formasyonunu ortaya koyabilseler, zaten ilahi hakikatlere açık olan fıtratlarla kendiliğinden sağlıklı bir ilişki kurabilecek ve o insanları doğal bir biçimde aydınlatabileceklerdir. Sanırım karşıtlarımızı kötülemek yerine kendimizi sigaya çekmek, Müslümanlığı etik, estetik ve politik bir formasyonun bütünlüğü içerisinde ortaya koyabilmek, sağlıklı bir başlangıç için en doğru yol olsa gerek.

Teşekkür ederiz.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir