Dünya tarihine bakıldığında, neredeyse bütün iktidarların kendi çağlarının imkânları ölçüsünde iktidarlarını devam ettirmek ya da güçlendirmek için bazı manipülatif tekniklere başvurdukları görülecektir. Aynı durum insanların zihinlerini etkilemek, inançlarını değiştirmek veya savaşma kapasitelerini kırmak için de söz konusudur. Genellikle temel düşünce, “Amaca götüren her yol mubahtır” düşüncesidir. Toplumsal güvenin sarsılması veya sosyal dokunun zarar görmesi pek de umurlarında olmamıştır manipülatörlerin. Kitle iletişimini mümkün kılan teknolojik aygıtlar geliştikçe manipülasyonlar bu araçlar üzerinden artmış, çeşitlilik göstermiştir.
Şu soruların yöneltilmesi gerek: Kendimiz olmamız için ne kadar izin verilmektedir? Kendi kararlarımızla mı yoksa başkalarının kararlarıyla mı hareket ediyoruz? Özgür irademizle mi meylettiğimiz şeylere yöneliyoruz? Sosyal medyayı sürekli takip eden birisi takip ettiklerini kendi tercihleri ile mi gerçekleştiriyor? Birilerinin gerçekleri çarpıtmak için yoğun bir şekilde çalıştığı, algılara müdahalede bulunduğu, iradeleri yönlendirdiği bir toplumda “çoğunluğun kabulü”nden söz edilebilir mi? Kitleler olup bitenlerin ne kadar farkındadır? İnandıklarımız gerçek mi, algı mı?
Bu yazının devamı
218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bilinmelidir ki dünyanın en harika eğitim kurumu mutlu ve huzurlu bir aile; en harika eğitimcileri ise örnek anne ve babalardır. Aile içi iletişimi düzene sokmadan, aile bireyleri arasında güveni oluşturmadan, sevgiyi ve saygıyı bina etmeden söylenecek her söz havada kalacaktır
İslâm denildiği zaman, maziye âit takdir hislerimin dışında benim aklıma ne yazık ki, bu güne âit hiçbir coğrafya gelmiyor. Ne doğusu, ne batısı, ne de Ortadoğu’su (lânet bir Britanya tâbiri aslında) ile… Bu coğrafyalarda İslâm’a âit gibi görünen söylemleri çekip alınız, hayatın kendi gerçekliği içinde İslâm hüviyetine dâir tek bir şey bulamazsınız. Bulacağınız tek şey; sadece her gün tazelenen müstemleke zihniyeti, durmadan şekil değiştiren duygularımız, enkaza dönmüş bilinç altımızdır o kadar. Oysa İslâm’ın kendi gerçekliği içindeki o muazzam armonisini, en üstün mânâsını, ihtişamını ve saf renklerini gösterebilmesi; hissî intibalardan sıyrılmış, büyük emelleri olan yüksek şahsiyetlerin varlığına bağlıdır. İslâm’ı aslî hüviyeti ile kavramayı sağlayan ve hayâlî doyurmaların dışındaki gerçek insanı belirleyen tek şey ise şuurdur. Bu farkedilmediği sürece de, içinde hiçbir yüksek ahlâk yasasının bulunmadığı çağın ağır havası, minarelerimizin şerefelerini yıka yıka yoluna devam edecektir. Önümüze bir dünya haritası koyup onu dışarıdan bir gözle seyrettiğimizde bu iddianın neye dayandığı daha iyi anlaşılır.
“İhtiyaçlar ile bu ihtiyaçları karşılayan kaynaklar arasında bir uyumsuzluk vardır. İnsanın ihtiyaçları sınırsız, kaynaklar ise kıttır.” argümanı yıllarca üçüncü sınıf köşe yazarlarından sözde alanlarında uzman ekonomi profesörlerine kadar tüm kapitalist ideologlar tarafından savunulmuş, küçük revizyonlardan geçirilerek ders kitaplarında da yer almıştır.
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
Amacım bu yazıda gençliğin sözcülüğünü yapmak veya deizm üzerine felsefi tartışmalara girmek değil. Bir genç olarak söz konusu problemin muhataplığı mesabesince kendi adıma bir cevap vermektir. Bu yazı, Müslümanlar olarak sürekli yapay, asli ve elzem olmayan gündemlere icbar
Manipüle Edilmiş Zihinler ya da Başkaları için Yaşamak
Dünya tarihine bakıldığında, neredeyse bütün iktidarların kendi çağlarının imkânları ölçüsünde iktidarlarını devam ettirmek ya da güçlendirmek için bazı manipülatif tekniklere başvurdukları görülecektir. Aynı durum insanların zihinlerini etkilemek, inançlarını değiştirmek veya savaşma kapasitelerini kırmak için de söz konusudur. Genellikle temel düşünce, “Amaca götüren her yol mubahtır” düşüncesidir. Toplumsal güvenin sarsılması veya sosyal dokunun zarar görmesi pek de umurlarında olmamıştır manipülatörlerin. Kitle iletişimini mümkün kılan teknolojik aygıtlar geliştikçe manipülasyonlar bu araçlar üzerinden artmış, çeşitlilik göstermiştir.
Şu soruların yöneltilmesi gerek: Kendimiz olmamız için ne kadar izin verilmektedir? Kendi kararlarımızla mı yoksa başkalarının kararlarıyla mı hareket ediyoruz? Özgür irademizle mi meylettiğimiz şeylere yöneliyoruz? Sosyal medyayı sürekli takip eden birisi takip ettiklerini kendi tercihleri ile mi gerçekleştiriyor? Birilerinin gerçekleri çarpıtmak için yoğun bir şekilde çalıştığı, algılara müdahalede bulunduğu, iradeleri yönlendirdiği bir toplumda “çoğunluğun kabulü”nden söz edilebilir mi? Kitleler olup bitenlerin ne kadar farkındadır? İnandıklarımız gerçek mi, algı mı?
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Okul Öncesi Çocukların Kitaplarla Tanışması
Bilinmelidir ki dünyanın en harika eğitim kurumu mutlu ve huzurlu bir aile; en harika eğitimcileri ise örnek anne ve babalardır. Aile içi iletişimi düzene sokmadan, aile bireyleri arasında güveni oluşturmadan, sevgiyi ve saygıyı bina etmeden söylenecek her söz havada kalacaktır
Ne Geleneksel İslam Ne Demo İslam…
İslâm denildiği zaman, maziye âit takdir hislerimin dışında benim aklıma ne yazık ki, bu güne âit hiçbir coğrafya gelmiyor. Ne doğusu, ne batısı, ne de Ortadoğu’su (lânet bir Britanya tâbiri aslında) ile… Bu coğrafyalarda İslâm’a âit gibi görünen söylemleri çekip alınız, hayatın kendi gerçekliği içinde İslâm hüviyetine dâir tek bir şey bulamazsınız. Bulacağınız tek şey; sadece her gün tazelenen müstemleke zihniyeti, durmadan şekil değiştiren duygularımız, enkaza dönmüş bilinç altımızdır o kadar. Oysa İslâm’ın kendi gerçekliği içindeki o muazzam armonisini, en üstün mânâsını, ihtişamını ve saf renklerini gösterebilmesi; hissî intibalardan sıyrılmış, büyük emelleri olan yüksek şahsiyetlerin varlığına bağlıdır. İslâm’ı aslî hüviyeti ile kavramayı sağlayan ve hayâlî doyurmaların dışındaki gerçek insanı belirleyen tek şey ise şuurdur. Bu farkedilmediği sürece de, içinde hiçbir yüksek ahlâk yasasının bulunmadığı çağın ağır havası, minarelerimizin şerefelerini yıka yıka yoluna devam edecektir. Önümüze bir dünya haritası koyup onu dışarıdan bir gözle seyrettiğimizde bu iddianın neye dayandığı daha iyi anlaşılır.
Dünyanın Boyasıyla Boyanmış Yüzler
“İhtiyaçlar ile bu ihtiyaçları karşılayan kaynaklar arasında bir uyumsuzluk vardır. İnsanın ihtiyaçları sınırsız, kaynaklar ise kıttır.” argümanı yıllarca üçüncü sınıf köşe yazarlarından sözde alanlarında uzman ekonomi profesörlerine kadar tüm kapitalist ideologlar tarafından savunulmuş, küçük revizyonlardan geçirilerek ders kitaplarında da yer almıştır.
Vusûlsüzlüğümüz Samimiyet Yoksunluğundan(mı)dır?
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
Gençlik, Deizm Ve Ciddiyet Üzerine Mülahazalar
Amacım bu yazıda gençliğin sözcülüğünü yapmak veya deizm üzerine felsefi tartışmalara girmek değil. Bir genç olarak söz konusu problemin muhataplığı mesabesince kendi adıma bir cevap vermektir. Bu yazı, Müslümanlar olarak sürekli yapay, asli ve elzem olmayan gündemlere icbar
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.