Dünya tarihine bakıldığında, neredeyse bütün iktidarların kendi çağlarının imkânları ölçüsünde iktidarlarını devam ettirmek ya da güçlendirmek için bazı manipülatif tekniklere başvurdukları görülecektir. Aynı durum insanların zihinlerini etkilemek, inançlarını değiştirmek veya savaşma kapasitelerini kırmak için de söz konusudur. Genellikle temel düşünce, “Amaca götüren her yol mubahtır” düşüncesidir. Toplumsal güvenin sarsılması veya sosyal dokunun zarar görmesi pek de umurlarında olmamıştır manipülatörlerin. Kitle iletişimini mümkün kılan teknolojik aygıtlar geliştikçe manipülasyonlar bu araçlar üzerinden artmış, çeşitlilik göstermiştir.
Şu soruların yöneltilmesi gerek: Kendimiz olmamız için ne kadar izin verilmektedir? Kendi kararlarımızla mı yoksa başkalarının kararlarıyla mı hareket ediyoruz? Özgür irademizle mi meylettiğimiz şeylere yöneliyoruz? Sosyal medyayı sürekli takip eden birisi takip ettiklerini kendi tercihleri ile mi gerçekleştiriyor? Birilerinin gerçekleri çarpıtmak için yoğun bir şekilde çalıştığı, algılara müdahalede bulunduğu, iradeleri yönlendirdiği bir toplumda “çoğunluğun kabulü”nden söz edilebilir mi? Kitleler olup bitenlerin ne kadar farkındadır? İnandıklarımız gerçek mi, algı mı?
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Dolayısıyla gerek âyetlerin gerekse rivâyet malzemesinin dinî irşad ve öğretim faaliyetleri ya da akademik araştırmalarda kullanılabilmesi için bir tetkik sürecinden geçmesi gerektiği açıktır. Bu dikkate alınmadan yapılan iktibaslar, ilgili metinlerin ihtiva etmediği, maksadı aşan çok sayıda açıklamaya (tefsir) ve yorumlamaya (tevil) kapı aralamakta, sonuç olarak “Kontrolsüz Nas Kullanımı” diye isimlendirmeyi tercih ettiğimiz tablo ortaya çıkmaktadır. Buna göre “Kontrolsüz Nas Kullanımı”: Bir nassın ilmî tetkik süzgecinden geçirilmeden, gelenekten devralınan biçimleri ve bunlar üzerine yapılan yorumlar üzerinden dolaşıma sokulması, bir dinî öğretim ya da bilimsel araştırma materyali olarak işlev görmesi anlamına gelmektedir.
Adeta bir hapishane hayatına doğan ve defalarca yıkıcı savaşlar yaşayan Gazzeli çocukların olgunlukları ve felaketler karşısındaki sabırlı duruşları, hem çocuğa bakışımızda hem de çocuk yetiştirmedeki yanlışlarımızı gösterdi. Elini suya sabuna dokundurtmadan, tüm ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılayarak, hayatın zorluklarıyla ve tehlikeleriyle yüzleştirmeden, hiçbir sorumluluk yüklemeden çocuk büyütmek ve bununla övünmek, dünyadaki varlık gayemiz olan imtihan olgusundan habersizliğimizin en açık göstergesi.
Jeremy Bentham’ın ortaya attığı kavram bir hapishane inşası ya da toplum mimarisi iken, Foucault’da bu modern devletin ıslah ediciliğinde belirgin bir unsur olarak karşımıza çıkar. Modern devletleri, hükümran devletlerden ayıran en önemli unsur toplumun ıslah etme biçimleridir.
Manipüle Edilmiş Zihinler ya da Başkaları için Yaşamak
Dünya tarihine bakıldığında, neredeyse bütün iktidarların kendi çağlarının imkânları ölçüsünde iktidarlarını devam ettirmek ya da güçlendirmek için bazı manipülatif tekniklere başvurdukları görülecektir. Aynı durum insanların zihinlerini etkilemek, inançlarını değiştirmek veya savaşma kapasitelerini kırmak için de söz konusudur. Genellikle temel düşünce, “Amaca götüren her yol mubahtır” düşüncesidir. Toplumsal güvenin sarsılması veya sosyal dokunun zarar görmesi pek de umurlarında olmamıştır manipülatörlerin. Kitle iletişimini mümkün kılan teknolojik aygıtlar geliştikçe manipülasyonlar bu araçlar üzerinden artmış, çeşitlilik göstermiştir.
Şu soruların yöneltilmesi gerek: Kendimiz olmamız için ne kadar izin verilmektedir? Kendi kararlarımızla mı yoksa başkalarının kararlarıyla mı hareket ediyoruz? Özgür irademizle mi meylettiğimiz şeylere yöneliyoruz? Sosyal medyayı sürekli takip eden birisi takip ettiklerini kendi tercihleri ile mi gerçekleştiriyor? Birilerinin gerçekleri çarpıtmak için yoğun bir şekilde çalıştığı, algılara müdahalede bulunduğu, iradeleri yönlendirdiği bir toplumda “çoğunluğun kabulü”nden söz edilebilir mi? Kitleler olup bitenlerin ne kadar farkındadır? İnandıklarımız gerçek mi, algı mı?
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
218. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Her Sistem Kendi İnsanını Üretir
Öğretilmeye değer olan nedir? Eğitimin amaçları nelerdir? Öğretmekten kastedilen göstermek mi, biçimlendirmek mi, yoksa anlamını, nedenini bildirmek mi? Yine, eğitmekten kastedilen yetiştirmek mi?
Ahlâkın Neliği Üzerine
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Din Dilinde “Kontrolsüz Nas Kullanımı” Olgusu: “Faiz Yiyen, Annesiyle Kâbe’de Zina Etmiş gibidir.” Rivâyeti Örneği
Dolayısıyla gerek âyetlerin gerekse rivâyet malzemesinin dinî irşad ve öğretim faaliyetleri ya da akademik araştırmalarda kullanılabilmesi için bir tetkik sürecinden geçmesi gerektiği açıktır. Bu dikkate alınmadan yapılan iktibaslar, ilgili metinlerin ihtiva etmediği, maksadı aşan çok sayıda açıklamaya (tefsir) ve yorumlamaya (tevil) kapı aralamakta, sonuç olarak “Kontrolsüz Nas Kullanımı” diye isimlendirmeyi tercih ettiğimiz tablo ortaya çıkmaktadır. Buna göre “Kontrolsüz Nas Kullanımı”: Bir nassın ilmî tetkik süzgecinden geçirilmeden, gelenekten devralınan biçimleri ve bunlar üzerine yapılan yorumlar üzerinden dolaşıma sokulması, bir dinî öğretim ya da bilimsel araştırma materyali olarak işlev görmesi anlamına gelmektedir.
Gazze Öğretmeninin İnsanlığa Öğrettiği Dersler
Adeta bir hapishane hayatına doğan ve defalarca yıkıcı savaşlar yaşayan Gazzeli çocukların olgunlukları ve felaketler karşısındaki sabırlı duruşları, hem çocuğa bakışımızda hem de çocuk yetiştirmedeki yanlışlarımızı gösterdi. Elini suya sabuna dokundurtmadan, tüm ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılayarak, hayatın zorluklarıyla ve tehlikeleriyle yüzleştirmeden, hiçbir sorumluluk yüklemeden çocuk büyütmek ve bununla övünmek, dünyadaki varlık gayemiz olan imtihan olgusundan habersizliğimizin en açık göstergesi.
Sömürgecilik, Apartheid, Panoptikon, İktidar ve Barbarları Beklerken
Jeremy Bentham’ın ortaya attığı kavram bir hapishane inşası ya da toplum mimarisi iken, Foucault’da bu modern devletin ıslah ediciliğinde belirgin bir unsur olarak karşımıza çıkar. Modern devletleri, hükümran devletlerden ayıran en önemli unsur toplumun ıslah etme biçimleridir.
Alışverişe devam et