Sunuş (53)

Bismillahirrahmanirrahim.

Selamünaleyküm!

Değerli Nida ailesi, günlük hayatın hay-huyları arasında,”Ha gayret!” diyerek bir aya daha adımlarımızı attık elhamdülillah, Haziran ayı ile yaz mevsimine de girilmiş oldu, Mevsimler

hayatın rutinleşmemesi için üç ayda bir değişime uğruyor. Lakin yaşım tarzlarındaki rutinleşme

mevsimle uyum sağlayamayınca sıkıntı vermeye başlıyor. Artık yaşadığımız coğrafyada; yolsuzluklar, olumsuzluklar, krizlerde rutinleşmeye başladı. Bu rutinleşmiş yaşamı içerisinde insanlığı herzelerle oyalamaya çalışıyorlar. Teslimiyetçi bu zihniyet, “ne yapalım kaderimizde buda varmış” diyerek ölü bir tavır sergiliyorlar. Halbuki, hala nefes alıp verebiliyorsak, hayatta bir şeyleri değiştirebilme imkanı var dernektir. Kendilerini güçsüz zanneden sihirbazların Firavun karşısında,

birden iman gücüyle kahraman olduklarını okuyoruz. Ucuz zevklerini tatmin etme çabası içerisinde olanlar bu özveriyi gösteremezler, Bir şeyleri kaybetme telaşı içerisinde olanlar veya rahatlarının bozulması endişesine kapılanlar, kalplerini, akıllarını işlemez hale getirmişler.

Yürüyenlerdir ayakta kalabilenler… Ne kadar rutinleşmeden kurtulabilmişse bir fert yada toplum o denli güçlüdür. Çabalamayan, olayları anlamaya çalışmayanlar bu dünyada pek ilerleyemezler. Ve… Çalışmasını bilen, tembellik etmeyen, yaramazlık yapmayan bir insan aslında iyi yaşar. Gerekeni yapmayıp avuntularla oyalananlara söylenecek çok bir şey olmasa gerek. Önce ona bir tohumun hamili olabileceği gerekliliğini kabul ettirmek, arkasından tohum ekmek ve yetişmesini beklemek gerekecek herhalde. Sancı başlayınca arkası gelecektir. Yani fikrine dava girince yerinde duramayacaktır.

Geçen sayımızda çok özel yazılarla “Vahdet’i anlamaya çalıştık. Çok faydalı olduğunu da aldığımız rivayetlerden öğreniyoruz. Hamdolsun.

Yıllardır İslam’ın yanlış tanıtılmasından dolayı bazı insanlar müslüman oluşlarının gecikmesine sebep bunu göstermişlerdir. “Kitabınıza baktım imrendim, sözde inananları baktım iğrendim ki, bunlar benim elli sene geç müslüman olmamın müsebbibidirler” demişlerdir. Bu bahane olmasa da bir vakıadır. “İslam’ı Tanımak” başlıklı yazımızda bunun kaynağının tahkiki İslam’la gerçekleşebileceğini öğreniyoruz.

Hatasıyla-sevabıyla bir hayat yaşıyoruz. Hataların düzeltilmesiyle sevapları yaygınlaştırılması gerekir.” Alptekin hocamız “yanlışlar ve doğrular (3)” başlıklı yazısında hayatımızda farkında

olarak veya olmayarak yaptığımız yanlışlıklara işaret ediyor ve düzeltilmesi için reçetesini de sunuyor. Belki de bu yanlışlardan en büyüğü ve sosyal hayatı en çok fesada uğratan; daha büyük bir

yanlışlık da “İftira” başlıklı yazıda irdelenip, “ifk” hadisesiyle Hz. Aişe’nin yaşadığı olayda

inceleniyor. Hz. Aişe’nin uyguladığı bir taktikti susmak! Ve beklemek. Bir yazar arkadaşımızın dediği gibi o an belki de “sukutun altın olduğu andı” keşke biz müslümanlar da bu konuda sözlerimizin kifayetsiz kaldığı veya bilmediğimiz yerde bilmiyorum diyerek susmanın erdemiyetini yakalayabilsek. Tabii ki bununla beraber bildiğimize saygınlığımızı artırmanın karşılığı olan “Dur’!!rrun… diyebil…(?)” mek.

“Desteci”miz ise sizlere bu ay geniş bir tetkik ürünün Muhterem Ferit Aydının “Tarikatta

RABITA Ve Nakşibendilik” başlıklı kitabından bir desteyle karşımızda. Bu bağlamda mistik zihniyetin ürününden bir farkı olmayan mevcut siyasi olayların değerlendirimi ise “Kıblesi “BATI” ya dönük olmak” başlığıyla oluşmuş olan yazıda ise hiçte yabancı olmadığınız “Taliban olayı’yla Türkiye’de yaşanan politik aksiyonlar arasında yapısal olarak çok ciddi farklar olsa da aslında müslümanlara çıkartılan faturalar olarak aynı bataklığın sinekleri olduğu gözler önüne seriliyor. Ciddi bir düşünce erezyonuna uğrama aşamasındaki müslümanlara; dünya görüşlerini tekrar tekrar hatırlamak/hatırlatmak ve küllenmeye yüz tutmuş olan zihinleri uyandırma mükellefiyetinin bilincinde olan birçok yazıyla bu ayda sizlere konuk oluyoruz.

Sizleri bu ayda dergimizle başbaşa bırakıyor ve siz değerli okuyucularımızı Rabbe emanet ediyoruz.

Selam ve dua ile…