Sunuş (55)

Yaz’ın koşuşturmalı geçen günlerinden sonra, Eylül ayının getirdiği rahatlıkla hayat düzene girdi. Yaz aylarının koşuşturmasından bizde nasibimizi aldık. Ve dolayısıyla Ağustos ve Eylül sayılarını beraber çıkarmak durumunda kaldık. Nida okurlarının hoşgörüsüne sığınıyoruz. Bu arada daha güzel ve tekamüle ermiş bir dergi sizlere sunmak için arayışlar içerisine girdik. Farklı illerdeki okurlarımızla-yazarlarla istişare etme imkanı bulduk. Tamamlayıcı eleştiriler bizim için elbette yönlendirici oldu. Bilfiil görüşme imkanı bulamadığımız okurlarımızın da yazılı olarak tenkitlerini bekliyoruz. “Tenkit ibadetini ihmal eden toplumlar gerileme kaydetmişlerdir.”

Bir eğitim yılına daha girmiş bulunuyoruz. Hayırlara vesile olur inşallah. Lakin tüm bu temennilere rağmen biraz da ülke olarak eğitim konusunda ne kadar da gerilerde olduğumuzu reâlist bir gözle değerlendirmemiz gerekecektir. Sadece öğrencisi değil, öğretmeni ve idarecisi de hızla yayılan ve hiçbir çözüm aranmayan toplumsal yozlaşmadan paylarını almaktadırlar. Lakin, Hüseyin Karatay’ın yazısında belirttiği gibi “Eğitim Eğriye Eğdiğinde” bu tür olumsuz tiplerin meydana gelmesine sebep oluyor. Bu olumsuzlukların altında yatan sebep, aslında insanların dinini kaynağından öğrenmeyip olumsuzlukları düzeltmeye çalışmaması… Ömer Hotar’ın yazısında vurgulandığı gibi “Dinini düzeltenin dünyası da düzelir” zira problemlerin çözümü kendi içindedir. Fakat şu zamana kadar çözümler her zaman ithal metotlarda arandığından, tabiri caizse ortaya yamanmaktan yamanacak tarafı kalmayan bir “bohça sistem”çıkmıştır. Ve bunun terkibi olarak da toplumsal kopukluklar baş göstermiş ve önü alınamaz ve mesafeleri kapatılamaz bir “hiyerarşik yapı oluşmuştur. İşte “taban ve tavan arasındaki” bu kopukluk kini, hırsı, ribayı ortaya çıkarmış ve maalesef ki ekonomik sorunlar İslam’a yamanmak istenmiştir. Ve ne zamanki toplumlar Rahmani olandan ayrılmışlar o zaman laçkalaşmışlardır. Tüm bu tersliklere karşın geliştirilen savunma güdüsü “hakim anlayış” halini almıştır. Peki burada hemen şunu sormak gerekecektir “sizi sömürecek eli, sizi gözetecek gözü siz vermediyseniz kim verdi.” Malumunuzdur ki; iletişimde esas olan iletinizi en az simgelerle ve en yalın ifadede iletinizi tanımlamalısınız ki anlaşılabilesiniz ve çözüm bulabilesiniz. Fakat karşımıza çıkan istatistiksel veriler hiç de çözüm bulunuyor edasında değildir. Olaylara kim hangi entelektüel perspektiften olaylara çözüm aramaya çalışırsa çalışsın tüm

olanlar kendi ellerimizle yaptıklarımızdandır ve bu sürecin doğal bir sonucudur. V. Halife olarak nitelendirilen Ömer B. AbdulAziz’e sorarlar “sen neden Ömer kadar adil değilsin” Ömer B. Abdulaziz’de “siz Ömer’in tebası gibi bir teba olursanız bende Ömer gibi bir halife olurum” der. Evet Ömer dedik öyle bir sorumluluk sahibiydi ki (lütfen şaşırmayınız biz pek bu tür yönetime alışık değiliz) bunu anlamak için de sadece şu vecizesini söylememiz Yeterli olacaktır. “Bir yerde kurt kuzuyu kapsa, adi-i ilahi Ömer’den sorar onu”, İşte böyle bir halifenin “önce üstündeki elbisenin hesabını ver,sonra hutbeni yap” diyerek hesap sorabilen bir tebaası, Nida okuyucuları her geçen gün bir çok değerimiz kaybolmakta. Bunları yitirmek “kötü” diye tanımladığımız ortamdan daha kötü bir ortama gebe. Bu ay Fatih Özyılmaz “Truva atı, samiri ve tercihleriniz” başlıklı yazısında değişik bir uslubla “yumuşak söylem”lere sahip olup tahribatı çok daha derin olan bir konuyu sizlere sunmakta. Dergide yer alan diğer konu başlıklarımızdan bir kaçı şöyle; “Akıntıya yürek çekmek” “Salih olmak” “Aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın” “İlim Üzerine bir mütalaa”… Tabii Nida’mızı tüm yazılarıyla değerlendirdiğinizde hayatınızın her alanından bir şeyler bulacaksınız. Biz İslam’ın “hayatın her alanına müdahil bir din” olduğu kanaatindeyiz.

Değerli okuyucularımız Allah nasib ederse Eylül ayının son iki haftası ve Ekim ayının ilk iki haftası “NİDA 8. Yıl etkinlikleri” adı altında bir dizi konferans ve panel çalışmamız olacak. Tabii ki bu konferans ve paneli sizlerle yayın organımız da paylaşacağız. İnşallah daha gür bir NİDA’ yla bir dahaki ay sizlerle birlikte olmak temennisiyle.

Allah’a emanet olunuz.