Varsın, “…Sanırım dünyada en umutsuz savaş; ozanlara, sanatçılara, yazarlara karşı sürdürülendir” sözü naklediledursun. Savaşın umutsuz oluşu, sanatçının haklılığından değil tabii. İmkânların, iplerin sanatçının elinde oluşundan. Sanat ve sanatçının, ozan ve yazarın şuurları etkilemeyi, insanları kandırmayı becermesinden bence. Bu kuvvet dengesizliğidir sanatçıya savaşı kazandıran. Haksız galibiyet yani.
Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan bir kapılıverdi mi içinden çıkılmaz bir boşlukta bulabilir kendini. Bu güne kadar birbirini nakzedegelmiş, birbirlerinin eksiğini tamamlamaya kalkmış, bu işle uğraşanlar. Sanat hakkındaki kuramların; kader, akıl ya da ruh için getirilen tanımlardan daha isabetli olacağını sanmıyorum. Akıl ya da ruh için ortaya konan kuramla aklın ve ruhun gerçeğine yaklaşıldığından çok değildir sanat için yapılan kuramlarla sanata yaklaşım. Fakat bir vakıa, bir eylemin, bir oluşun adı… Böyle olunca da sanat için küçük farklılıklarla yapılan birçok tanıma bir yenisini eklemek amacından vazgeçiyor insan.
Bu yazının devamı
183. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Çağdaş dünyada, manipülasyon bireylerin veya toplumların düşünce, duygu ve davranışlarını yönlendirme sanatı olarak ele alınırken; sosyal medya, siyaset ve kültür endüstrisi gibi alanlarda etkisini hissettirir. Zira böylesi bir yönelimi yorumlamak ise felsefenin sınırlarına dahil olan özgür irade, etik ve toplumsal dinamikler üzerine derin sorular doğurur.
Napoleon, bugün konuştuğumuz birçok konuda hep ilklerin adamı (tabiî ki burada müspet bir anlamda söylemiyorum) oldu. Oryantalizmi anlamaya çalışırken Napoleon’un Mısır’da yaptıklarını konuştuk, Burjuva devrimini veya askeri darbeleri konuşurken hep ondan örnekler verdik,
Bazı kelimeler yüreğimizden tank gibi geçerken, bazı kelimeler meramımızı anlatmakta kifayetsiz kalmaktadır. Çünkü kelimelerin de ruhu vardır. Kelimeler asırlar boyunca bir milletin dilinde, gönlünde yaşayarak ruh ve mânâ kazanır. Mesela ‘yapıt’ ile ‘eser’ bir midir? Selimiye Camiî, Mimar Sinan’ın yapıtı mı yoksa eseri midir? “Cümle” ile “tümce” aynı şey midir? Cümle âlem yerine tümce âlem diyebilecek miyiz? Kelimeler yüreğimizden geçerken, sözcükler bir yumru gibi takılır kalır gırtlağımızda.
Hüsamettin Yıldırım’ın İçtimai Matematik çalışması, pek çok açıdan hakikat bilgisine ulaşmanın yöntemlerini/yollarını inceler. Bugüne kadar üzerinde çalışılmamış olmasını bir talihsizlik olarak nitelemenin yanı sıra eserin hakikat
“Kadın”ve “İslam’ın kadına bakışı” meselesi beni her zaman için ilgilendiren konuların başında gelmiştir. Başta İslam düşüncesinin ve Müslüman kadının hayatı kuşatan önemli noktalarda yer alamamasının nedeni yukarıda saydığım, örneklerini çoğaltabileceğimiz “donmuş zihniyet” olduğu açıkça görülmektedir. Kadın konusundaki bakış açısı dinin özünden ve derinliğinden uzaklaşmış adeta taşlaşmış bir düşüncenin ürünüdür. Sözünü ettiğim bakış açısı, kadının İslam’daki ve sosyal hayattaki konumu konusunda zamanın şartlarına ve İslam’ın maslahatına uygun şekilde düşünce üretmek şöyle dursun aksine kadının sosyal alanda yer almasını tehlikeli addetmektedir.
Sanata Savaş ya da Umutsuz Savaş
Varsın, “…Sanırım dünyada en umutsuz savaş; ozanlara, sanatçılara, yazarlara karşı sürdürülendir” sözü naklediledursun. Savaşın umutsuz oluşu, sanatçının haklılığından değil tabii. İmkânların, iplerin sanatçının elinde oluşundan. Sanat ve sanatçının, ozan ve yazarın şuurları etkilemeyi, insanları kandırmayı becermesinden bence. Bu kuvvet dengesizliğidir sanatçıya savaşı kazandıran. Haksız galibiyet yani.
Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan bir kapılıverdi mi içinden çıkılmaz bir boşlukta bulabilir kendini. Bu güne kadar birbirini nakzedegelmiş, birbirlerinin eksiğini tamamlamaya kalkmış, bu işle uğraşanlar. Sanat hakkındaki kuramların; kader, akıl ya da ruh için getirilen tanımlardan daha isabetli olacağını sanmıyorum. Akıl ya da ruh için ortaya konan kuramla aklın ve ruhun gerçeğine yaklaşıldığından çok değildir sanat için yapılan kuramlarla sanata yaklaşım. Fakat bir vakıa, bir eylemin, bir oluşun adı… Böyle olunca da sanat için küçük farklılıklarla yapılan birçok tanıma bir yenisini eklemek amacından vazgeçiyor insan.
Bu yazının devamı 183. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Çağdaş Dünyada Manipülasyonun İnşası
Çağdaş dünyada, manipülasyon bireylerin veya toplumların düşünce, duygu ve davranışlarını yönlendirme sanatı olarak ele alınırken; sosyal medya, siyaset ve kültür endüstrisi gibi alanlarda etkisini hissettirir. Zira böylesi bir yönelimi yorumlamak ise felsefenin sınırlarına dahil olan özgür irade, etik ve toplumsal dinamikler üzerine derin sorular doğurur.
Yazılımcı Modernite’nin Online İnsan Tipi
Napoleon, bugün konuştuğumuz birçok konuda hep ilklerin adamı (tabiî ki burada müspet bir anlamda söylemiyorum) oldu. Oryantalizmi anlamaya çalışırken Napoleon’un Mısır’da yaptıklarını konuştuk, Burjuva devrimini veya askeri darbeleri konuşurken hep ondan örnekler verdik,
Kelimeler ki Tank Gibi Geçer Adamın Yüreğinden
Bazı kelimeler yüreğimizden tank gibi geçerken, bazı kelimeler meramımızı anlatmakta kifayetsiz kalmaktadır. Çünkü kelimelerin de ruhu vardır. Kelimeler asırlar boyunca bir milletin dilinde, gönlünde yaşayarak ruh ve mânâ kazanır. Mesela ‘yapıt’ ile ‘eser’ bir midir? Selimiye Camiî, Mimar Sinan’ın yapıtı mı yoksa eseri midir? “Cümle” ile “tümce” aynı şey midir? Cümle âlem yerine tümce âlem diyebilecek miyiz? Kelimeler yüreğimizden geçerken, sözcükler bir yumru gibi takılır kalır gırtlağımızda.
İçtimai Matematik: Hakikati Tecrübe Etmenin İmkânsızlığı
Hüsamettin Yıldırım’ın İçtimai Matematik çalışması, pek çok açıdan hakikat bilgisine ulaşmanın yöntemlerini/yollarını inceler. Bugüne kadar üzerinde çalışılmamış olmasını bir talihsizlik olarak nitelemenin yanı sıra eserin hakikat
Duvarların Ötesine Yolculuk; İslam Düşünce Geleneğinde Kadın
“Kadın”ve “İslam’ın kadına bakışı” meselesi beni her zaman için ilgilendiren konuların başında gelmiştir. Başta İslam düşüncesinin ve Müslüman kadının hayatı kuşatan önemli noktalarda yer alamamasının nedeni yukarıda saydığım, örneklerini çoğaltabileceğimiz “donmuş zihniyet” olduğu açıkça görülmektedir. Kadın konusundaki bakış açısı dinin özünden ve derinliğinden uzaklaşmış adeta taşlaşmış bir düşüncenin ürünüdür. Sözünü ettiğim bakış açısı, kadının İslam’daki ve sosyal hayattaki konumu konusunda zamanın şartlarına ve İslam’ın maslahatına uygun şekilde düşünce üretmek şöyle dursun aksine kadının sosyal alanda yer almasını tehlikeli addetmektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.