Sunuş (59)

Bugün, batı kökenli global politikalarla bir yere varılamayacağı bir kez daha görülmüştür. O göz kamaştırıcı teknolojileri ve antik Yunan’daki “tanrılar çağı” nı andıran hayat felsefelerine rağmen. İbrahim’i tavırdan yabancı olmadığımız bir serencâm ile “tanrı”laştırdıkları bilimlerinin gerçekten öyle abarttıkları kadar da bir faydasının olmadıklarını görmüşlerdir. Bu durum onların ne “kralın çıplak olduğunu” görmelerini sağlıyor ne de senelerdir üzerinde durdukları değerlerin çürüklüğünü görmelerini, Tüm güzelliklerin Allah’tan olduğunu bilen biz müminlerin imanını kevni ayetler daha ziyadeleştirirken “hurafe/ bid’at/ küfür” cephesinin sapkınlığını da ziyadeleştirmektedir. Ve bu pekişen küfürleri “kendilerine bile faydaları olmayacak olan” (Allah katın da) putlarından bir takım imtiyazlar koparmalarını beraberinde getirmiştir. Ve bu kişiler, insanlar yerine düşünme ve insanlar yerine konuşmayla başlayan süreci karşı konulmaz bir “zihin despolizmi”nin egemenliğini gün be gün pekiştiren bir hale sokmuştur. Bugün müslümanların şaşmaz rehberlerini anlama hususunda karşılarına çıkan en büyük engel de budur işte: Düşünemez beyinler… Masumiyetlerini ilan ettikleri bir takım kişilerle kurulmaya çalışılan sahte “Derviş” “mürit” senaryoları…

Yukarıda bahsettiklerimizle ilgili hiç özele indirmeden şunları söyleyebiliriz; Rabbani yoldan sapan her sistem) tarikat yok olmaya, yozlaşmaya mahkumdur. Mükemmellik addettikleri yasaları/ yasakları bile bir zaman sonra doğal olmadığından yozlaşacaktır. Hüseyin Karatay’ın “Yasalar mı Yasaklar mı” yazısında ifade ettiği gibi “insan insanın eline bırakılmamalı, İnsan insana bırakılırsa, insan insana düşer ve güçlüler istediklerini yapar” “.. yağmurdan sırılsıklam olmuş insana, bir bardak su serperseniz kızar size, Yağmurdan ıslanmasına ses çıkarmaz ama, sizin bir bardakçık suyunuza öfkelenir, Yağmur doğaldır, Allah’tan gelene kızmaz ama, sizden gelene kızar az da olsa.” İşte bu gün bütün kızgınlığımız aslında ne hortumlamalara, ne soygunlara ne de ehil olmayan kişilerin yönetimdeki kudretsizliklerine, Bütün kızgınlığımız, “ilahi” olana gösterilen bu duyarsızlıklara, Bu duyarsızlıklar da ancak her ne pahasına olursa olsun vahye müstenit bir hayata talip olmakla aşılabilecektir.

Bugün “Kur’an İslamı’na İkame edilmek istenen “geleneksel/ amerikancı İslam” işte dejenerasyonun maksimuma ulaştığının bir göstergesidir. Oluşturulan yeni mitleri ise “radikal İslam” “Ilımlı İslam’dır. Radıkal İslam’a karşı Kullandıkları “ılımlılık” söylemleri, birer pasifleştirme politikalarıdır. İla-nihaye; bilanço düşünemeyen bir toplum: 0, sömürme politikaları düşünenler: 1… Bu konuda da Fatih Özyılmaz’ın yazısı son olaylara nereden bakıldığını ve bakılması gerektiğini gösterecektir. Aynı meyyalde on yüzyılın yükselen değeri olarak görülen “batı” yı Kenan Söğüt yazısında “Karşı olma”teziyle destekleyerek genel bir tavrı sergilemeye çalıştı.

Aslında dünya konjonktüründe olanların her biri değişik yerlerde cereyan etse de nitelik olarak aynıdır ve insanlar hayat nizamlarında Kur’an’ı ölçü almadıkça da aynen devam edecektir. Toplum olarak yozlaşmış bir yapı olan Arjantin halkı ve yaşadıkları… aslında Türkiye gerçeğini resmediyor. Yazarlarımızdan Sait Çekmegil’de “Arjantin’in Düşündürdükleri” başlığıyla kendine özgü üslubuyla değerlendiriyor.

İnsanların içerisinde bulunduğu onca sıkıntıya rağmen yılbaşı eğlenceleri altında nasıl lakayt tavırlar sergilediklerini Semra Kürün “Yılbaşı” başlıklı yazısında tasvir ediyor. 2001’in son günlerini hatırlayınız, her seneki teranelerle 2002’nin kurtuluş yılı olacağı paranoyaları (belki de uyutmaları) bu senede manşetlerdeydi. Olacaklar sadece bir sihirli değneğe bağlıydı sanki, İşte tüm bunlar toplumdaki hrıstiyanlardan miras olan “mehdilik” inancını bir kez daha gösterdi. Kendini “şans” oyunlarına bağlamış bir toplum nasıl ıslah olabilir ki? İşte hidayetten nasibini alamamışları da “Yalancıların Mumları Ne zamana Kadar Yanar?” başlıklı yazısıyla sorguluyor Ömer Şevki Hotar.

Değerli okuyucularımız, Allah’ın yardımı ile 59. Sayıya kadar geldik ve O’nun izniyle de devam edeceğiz. Tabii ki sizlerinde katkılarıyla.

Selam ve Dua ile…