Kadın hakları ve kadının sosyal konumu gerek toplumumuzda gerekse de dünyada her zaman için tartışılan ve bir şekilde gündeme gelen/getirilen bir konu olmuştur. Bundan yıllar önce kazandığım bir bursla söz gelimi -her ne kadar bu tarz isimlendirmeleri sevmesem de- ‘Ortadoğu ülkelerinden birine gidecek ve bir süre eğitim için orada kalacaktım. Yani Müslüman ülkelerden birine gidiyordum. Hazırlıklarımı yapmaya devam ederken çok yakın bir arkadaşım gitmeden önce coğrafya hakkında bilgi edinmeme yardımcı olacak bir belgesel serisini elime tutuşturdu ve “gitmeden mutlaka izlemelisin“ dedi. Elime tutuşturduğu belgesel Ayşe Böhürler’in hazırlayıp sunduğu “Duvarların Arkasında: Müslüman Ülkelerde Kadın” belgeseliydi. Büyük bir iştahla izledim ve bir kısmını duyduğum bir kısmını ise belgesel sayesinde öğrenmiş bulunduğum Müslüman kadının sorunları, toplum içindeki yeri ve geçmişten bugüne getirilen kültürel algılar beni Müslüman kadın üzerine düşünmeye daha çok yaklaştırdı diyebilirim. Elbette bir belgesel sayesinde birdenbire bir aydınlanma yaşamıyordum ama daha çok dikkat kesilmiştim. Ortadoğu’ya gidiyordum ne de olsa, kadınların en çok mahrum bırakıldıkları, her alanda haklarının olmadığı mahrumiyetler bölgesine!
Yorgun bedenler, bıkkın gönüller… Kendilerine bile izahını yapamadıkları bir çağda her türlü ikilemin kıskacında aradıklarının derman sunamamasının verdiği sancıyla can çekişmekteler.
Yalnız değiller; yalnız değiliz…
Muhabbet ve merhametin, sadakat ve adaletin, kanaat ve sabrın, itaat ve istişarenin, saygı ve sevginin tasfiye edildiği bir toplumda, ebeveyn çaresizliği arasına sıkıştırılmış çocukların dünyasına dair bir şeyler söylemek için önce onları tanımak gerekiyor. ‘Tanım’lamanın işimize gelen ve rahatsızlık vermeyen tarafı, ‘tanıma’yı silikleştirdiği için bilimsel tasnifler “çocuğa göre” olması gereken davranışlarımızı mekanikleştirmeye başlıyor. İlişkilerin ‘ne’ üzerinden ve ‘ne ile’ kurulacağı karmaşası, ‘tekno-çağ’ın mekanik her aracını tutarsız ilişkiler sarmalında asgari saçmalık seviyesine taşımayı kolaylaştırıyor.
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Ebeveynlik, ahlâk mimarisinin en görünmez ama en etkili sanatıdır. Çocuğa bırakılacak en büyük miras, gösterişli eşyalar değil, erdemli melekeler olmalıdır. Çünkü huylar, melekeye dönüştükçe davranış bilinçten bağımsız bir zarafet kazanır. O zarafet, yetişkinlikte bile çocuğun hareketlerinde sürer: konuşurken ses tonunda, susarken duruşunda…
“Kur’ân ayı” Ramazan, Kur’ân’a çağırıyor insanları. Kur’ân da, takvâlı olmaya çağırıyor. Takvâlı olmak; ancak Kur’ân’a kulak verip buyruklarına uymakla mümkün. Ramazan, Allah’a itaat edişin, boyun eğişin, kulluğun yıllık sınav zamanıdır. Allah’a teslimiyetin, Kur’ân’ı rehber, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yolunu yol edinişin deneniş vaktidir. Yasakları terk edip helallere yönelmenin sınanış günleridir. Ne yaptığını bilerek, bilinçli olarak, gerektiği …
Tarihin hiçbir aşamasında tek bir hakikat iddiası mutlak egemen olmamış; insanlar, toplumlar, devletler ve medeniyetler arası mücadele ve savaş mutlak anlamda son bulmamıştır. Varlık âleminde herşey zıddıyla kaim olmuştur. Gündüzün hikmeti gecede, imanın küfürde, sıcağın soğukta, bilginin cehalette saklıdır. İçtimai yaşamda da bu kural tarih boyunca geçerli olmuş, “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar.” vecizesiyle izah edilmiştir.
Duvarların Ötesine Yolculuk; İslam Düşünce Geleneğinde Kadın
Kadın hakları ve kadının sosyal konumu gerek toplumumuzda gerekse de dünyada her zaman için tartışılan ve bir şekilde gündeme gelen/getirilen bir konu olmuştur. Bundan yıllar önce kazandığım bir bursla söz gelimi -her ne kadar bu tarz isimlendirmeleri sevmesem de- ‘Ortadoğu ülkelerinden birine gidecek ve bir süre eğitim için orada kalacaktım. Yani Müslüman ülkelerden birine gidiyordum. Hazırlıklarımı yapmaya devam ederken çok yakın bir arkadaşım gitmeden önce coğrafya hakkında bilgi edinmeme yardımcı olacak bir belgesel serisini elime tutuşturdu ve “gitmeden mutlaka izlemelisin“ dedi. Elime tutuşturduğu belgesel Ayşe Böhürler’in hazırlayıp sunduğu “Duvarların Arkasında: Müslüman Ülkelerde Kadın” belgeseliydi. Büyük bir iştahla izledim ve bir kısmını duyduğum bir kısmını ise belgesel sayesinde öğrenmiş bulunduğum Müslüman kadının sorunları, toplum içindeki yeri ve geçmişten bugüne getirilen kültürel algılar beni Müslüman kadın üzerine düşünmeye daha çok yaklaştırdı diyebilirim. Elbette bir belgesel sayesinde birdenbire bir aydınlanma yaşamıyordum ama daha çok dikkat kesilmiştim. Ortadoğu’ya gidiyordum ne de olsa, kadınların en çok mahrum bırakıldıkları, her alanda haklarının olmadığı mahrumiyetler bölgesine!
Bu yazının devamı 205. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
205. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Çocukluğun Görsel Devinimi: Teyakkûz Hâlleri
Yorgun bedenler, bıkkın gönüller… Kendilerine bile izahını yapamadıkları bir çağda her türlü ikilemin kıskacında aradıklarının derman sunamamasının verdiği sancıyla can çekişmekteler.
Yalnız değiller; yalnız değiliz…
Muhabbet ve merhametin, sadakat ve adaletin, kanaat ve sabrın, itaat ve istişarenin, saygı ve sevginin tasfiye edildiği bir toplumda, ebeveyn çaresizliği arasına sıkıştırılmış çocukların dünyasına dair bir şeyler söylemek için önce onları tanımak gerekiyor. ‘Tanım’lamanın işimize gelen ve rahatsızlık vermeyen tarafı, ‘tanıma’yı silikleştirdiği için bilimsel tasnifler “çocuğa göre” olması gereken davranışlarımızı mekanikleştirmeye başlıyor. İlişkilerin ‘ne’ üzerinden ve ‘ne ile’ kurulacağı karmaşası, ‘tekno-çağ’ın mekanik her aracını tutarsız ilişkiler sarmalında asgari saçmalık seviyesine taşımayı kolaylaştırıyor.
Diplomatik Tavır: İlkesiz İlişkiler
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Yüzün Işığı, Kökün Karanlığı: Ahlâkın Görünmez Toprağı
Ebeveynlik, ahlâk mimarisinin en görünmez ama en etkili sanatıdır. Çocuğa bırakılacak en büyük miras, gösterişli eşyalar değil, erdemli melekeler olmalıdır. Çünkü huylar, melekeye dönüştükçe davranış bilinçten bağımsız bir zarafet kazanır. O zarafet, yetişkinlikte bile çocuğun hareketlerinde sürer: konuşurken ses tonunda, susarken duruşunda…
Ramazan, Kur’ân Ve Takvâ
“Kur’ân ayı” Ramazan, Kur’ân’a çağırıyor insanları. Kur’ân da, takvâlı olmaya çağırıyor. Takvâlı olmak; ancak Kur’ân’a kulak verip buyruklarına uymakla mümkün. Ramazan, Allah’a itaat edişin, boyun eğişin, kulluğun yıllık sınav zamanıdır. Allah’a teslimiyetin, Kur’ân’ı rehber, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yolunu yol edinişin deneniş vaktidir. Yasakları terk edip helallere yönelmenin sınanış günleridir. Ne yaptığını bilerek, bilinçli olarak, gerektiği …
Yanlış İnsan Tasavvurunun İfşası: Batı, Self-Sosyal Öjenizm ve Gazze
Tarihin hiçbir aşamasında tek bir hakikat iddiası mutlak egemen olmamış; insanlar, toplumlar, devletler ve medeniyetler arası mücadele ve savaş mutlak anlamda son bulmamıştır. Varlık âleminde herşey zıddıyla kaim olmuştur. Gündüzün hikmeti gecede, imanın küfürde, sıcağın soğukta, bilginin cehalette saklıdır. İçtimai yaşamda da bu kural tarih boyunca geçerli olmuş, “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar.” vecizesiyle izah edilmiştir.
Alışverişe devam et