Kadın hakları ve kadının sosyal konumu gerek toplumumuzda gerekse de dünyada her zaman için tartışılan ve bir şekilde gündeme gelen/getirilen bir konu olmuştur. Bundan yıllar önce kazandığım bir bursla söz gelimi -her ne kadar bu tarz isimlendirmeleri sevmesem de- ‘Ortadoğu ülkelerinden birine gidecek ve bir süre eğitim için orada kalacaktım. Yani Müslüman ülkelerden birine gidiyordum. Hazırlıklarımı yapmaya devam ederken çok yakın bir arkadaşım gitmeden önce coğrafya hakkında bilgi edinmeme yardımcı olacak bir belgesel serisini elime tutuşturdu ve “gitmeden mutlaka izlemelisin“ dedi. Elime tutuşturduğu belgesel Ayşe Böhürler’in hazırlayıp sunduğu “Duvarların Arkasında: Müslüman Ülkelerde Kadın” belgeseliydi. Büyük bir iştahla izledim ve bir kısmını duyduğum bir kısmını ise belgesel sayesinde öğrenmiş bulunduğum Müslüman kadının sorunları, toplum içindeki yeri ve geçmişten bugüne getirilen kültürel algılar beni Müslüman kadın üzerine düşünmeye daha çok yaklaştırdı diyebilirim. Elbette bir belgesel sayesinde birdenbire bir aydınlanma yaşamıyordum ama daha çok dikkat kesilmiştim. Ortadoğu’ya gidiyordum ne de olsa, kadınların en çok mahrum bırakıldıkları, her alanda haklarının olmadığı mahrumiyetler bölgesine!
Bu yazının devamı
205. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Klasik insanın bilincinden ve hayatından kovalamak yerine beklediği ölüm, modern insanda kovalanası tedirgin edici bir düzlem olmuştur. Ölümden korkmak yerine onu hafife veya alaya alarak ölüme yaklaşmaktadır. Ölümü “hakiki haysiyet” olarak gören Adorno, ölümün çağdaş insan bilincinden kovulma nedenini; insanın öteki dünyaya olan umudunun kesilmesi ve şimdi ve burada olanın umutsuz sefaleti olarak açıklanmasıdır.
Muhafazakâr düşünceler ise toplumları edilgenleştirir, sıradanlaştırır, kimliksizleştirir ve donuklaştırır. Siyasal yönetimler bu zaaflardan yararlanarak halkları rahatlıkla sömürebilir, yolsuzluklarını ve keyfi yönetimlerini sürdürebilirler. Bazen sırtları sıvazlanarak…
Nerdesin ey Sultan Hamid Han?
Feryadım varır mı bârgâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan
Şu nankör milletinin bak günahına
Tarihler adını andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasi padişahına
Padişah hem zalim hem deli dedik
İhtilâle kıyam etmeli dedik
Şeytan ne dediyse biz belî dedik
Çalıştık fitnenin intihabına
Sonra cinsi bozuk ahlâkı fena
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
Duvarların Ötesine Yolculuk; İslam Düşünce Geleneğinde Kadın
Kadın hakları ve kadının sosyal konumu gerek toplumumuzda gerekse de dünyada her zaman için tartışılan ve bir şekilde gündeme gelen/getirilen bir konu olmuştur. Bundan yıllar önce kazandığım bir bursla söz gelimi -her ne kadar bu tarz isimlendirmeleri sevmesem de- ‘Ortadoğu ülkelerinden birine gidecek ve bir süre eğitim için orada kalacaktım. Yani Müslüman ülkelerden birine gidiyordum. Hazırlıklarımı yapmaya devam ederken çok yakın bir arkadaşım gitmeden önce coğrafya hakkında bilgi edinmeme yardımcı olacak bir belgesel serisini elime tutuşturdu ve “gitmeden mutlaka izlemelisin“ dedi. Elime tutuşturduğu belgesel Ayşe Böhürler’in hazırlayıp sunduğu “Duvarların Arkasında: Müslüman Ülkelerde Kadın” belgeseliydi. Büyük bir iştahla izledim ve bir kısmını duyduğum bir kısmını ise belgesel sayesinde öğrenmiş bulunduğum Müslüman kadının sorunları, toplum içindeki yeri ve geçmişten bugüne getirilen kültürel algılar beni Müslüman kadın üzerine düşünmeye daha çok yaklaştırdı diyebilirim. Elbette bir belgesel sayesinde birdenbire bir aydınlanma yaşamıyordum ama daha çok dikkat kesilmiştim. Ortadoğu’ya gidiyordum ne de olsa, kadınların en çok mahrum bırakıldıkları, her alanda haklarının olmadığı mahrumiyetler bölgesine!
Bu yazının devamı 205. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Baudrillard ve Bir Meydan Okuma Olarak Ölümün Unutulması
Klasik insanın bilincinden ve hayatından kovalamak yerine beklediği ölüm, modern insanda kovalanası tedirgin edici bir düzlem olmuştur. Ölümden korkmak yerine onu hafife veya alaya alarak ölüme yaklaşmaktadır. Ölümü “hakiki haysiyet” olarak gören Adorno, ölümün çağdaş insan bilincinden kovulma nedenini; insanın öteki dünyaya olan umudunun kesilmesi ve şimdi ve burada olanın umutsuz sefaleti olarak açıklanmasıdır.
İslam’ı Sömürgeci Zihnin Sermayesi Kılmak
Muhafazakâr düşünceler ise toplumları edilgenleştirir, sıradanlaştırır, kimliksizleştirir ve donuklaştırır. Siyasal yönetimler bu zaaflardan yararlanarak halkları rahatlıkla sömürebilir, yolsuzluklarını ve keyfi yönetimlerini sürdürebilirler. Bazen sırtları sıvazlanarak…
Tövbenin Siyaseti ya da Siyasetin Tövbesi
Nerdesin ey Sultan Hamid Han?
Feryadım varır mı bârgâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan
Şu nankör milletinin bak günahına
Tarihler adını andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasi padişahına
Padişah hem zalim hem deli dedik
İhtilâle kıyam etmeli dedik
Şeytan ne dediyse biz belî dedik
Çalıştık fitnenin intihabına
Sonra cinsi bozuk ahlâkı fena
Ölen Kim’dir
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
İslâm’ın İnsanlığa Vadettikleri -I-
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.