Kadın hakları ve kadının sosyal konumu gerek toplumumuzda gerekse de dünyada her zaman için tartışılan ve bir şekilde gündeme gelen/getirilen bir konu olmuştur. Bundan yıllar önce kazandığım bir bursla söz gelimi -her ne kadar bu tarz isimlendirmeleri sevmesem de- ‘Ortadoğu ülkelerinden birine gidecek ve bir süre eğitim için orada kalacaktım. Yani Müslüman ülkelerden birine gidiyordum. Hazırlıklarımı yapmaya devam ederken çok yakın bir arkadaşım gitmeden önce coğrafya hakkında bilgi edinmeme yardımcı olacak bir belgesel serisini elime tutuşturdu ve “gitmeden mutlaka izlemelisin“ dedi. Elime tutuşturduğu belgesel Ayşe Böhürler’in hazırlayıp sunduğu “Duvarların Arkasında: Müslüman Ülkelerde Kadın” belgeseliydi. Büyük bir iştahla izledim ve bir kısmını duyduğum bir kısmını ise belgesel sayesinde öğrenmiş bulunduğum Müslüman kadının sorunları, toplum içindeki yeri ve geçmişten bugüne getirilen kültürel algılar beni Müslüman kadın üzerine düşünmeye daha çok yaklaştırdı diyebilirim. Elbette bir belgesel sayesinde birdenbire bir aydınlanma yaşamıyordum ama daha çok dikkat kesilmiştim. Ortadoğu’ya gidiyordum ne de olsa, kadınların en çok mahrum bırakıldıkları, her alanda haklarının olmadığı mahrumiyetler bölgesine!
Bu yazının devamı
205. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Gözetim ve gözetleme olgusunun insanlık tarihi kadar geçmişe dayandığı ve her dönemin kendine has unsurları ile görünür olduğu kabul edilmektedir. Modern bir tarih okumasıyla duruma bakacak olursak; Ortaçağın sonlarına kadar Tanrı’nın hükümranlığının etkin olduğu bir dünyadan bahsedebiliriz. Yeniçağ ile birlikte hükümdarların Tanrı’dan rol çalarak kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri ilan etmeleri, hükümdarların hükümranlığının daha baskın olduğu bir sürece geçildiğini göstermektedir.
İsmini andığımızda bize uzak ve yabancı gibi gelen Ortadoğu dediğimiz bu yere ismini veren, İngiltere’dir. Bu topraklara Ortadoğu dediğimizde, esasında trajik bir şekilde İngiltere’ye göre mekânlaştırılmış bir yerden ve isimlendirmeden bahsediyoruz.
Çocuk edebiyatında özerkleşmenin niteliksel karşılıklarını yadsımak yanlış sonuçlara vardırır. Fakat alanı, birincil derecede bağımlı olduğu edebiyat ve çocukluk kavramından ayırmak neredeyse imkânsızdır. Tacettin Şimşek’in dikkat çektiği üzere çocuk edebiyatı, her şeyden önce bir edebiyattır. Bu nedenle edebiyat için geçerli olan değerlendirmelerin ve kıstasların ancak çocuk ölçüsünde özel bağlamlarla anlaşılabileceği boyutlar söz konusudur. Bu durum, tam da çocuk olmaklığın barındırdığı özelliklerle bir denkleşmeye işaret eder.
Her ne kadar klasik ahlâk, iyi, güzel ve doğru arasında bir bağlantı görmekteyse de, derinlemesine bir bakış bu kavramların (hasletlerin) kimi zaman örtüşseler de, kimileyin de çatıştıklarını ortaya koyabilecektir. Belli ki güzel estetikle ilgilidir, doğru hakikatle, iyi ise fayda ile.
Neredeyse tamamı doğal bir işlenmişlikle renklenen bir belde olarak Ürgüp’te sabah, yalnızca güneşin değil, taşın hafızasının da uyanışıyla başlar. Malum Katpatuka/Güzel Atların Ülkesi Kapadokya’nın oyuk kayaları, yılların rüzgârını değil,
Duvarların Ötesine Yolculuk; İslam Düşünce Geleneğinde Kadın
Kadın hakları ve kadının sosyal konumu gerek toplumumuzda gerekse de dünyada her zaman için tartışılan ve bir şekilde gündeme gelen/getirilen bir konu olmuştur. Bundan yıllar önce kazandığım bir bursla söz gelimi -her ne kadar bu tarz isimlendirmeleri sevmesem de- ‘Ortadoğu ülkelerinden birine gidecek ve bir süre eğitim için orada kalacaktım. Yani Müslüman ülkelerden birine gidiyordum. Hazırlıklarımı yapmaya devam ederken çok yakın bir arkadaşım gitmeden önce coğrafya hakkında bilgi edinmeme yardımcı olacak bir belgesel serisini elime tutuşturdu ve “gitmeden mutlaka izlemelisin“ dedi. Elime tutuşturduğu belgesel Ayşe Böhürler’in hazırlayıp sunduğu “Duvarların Arkasında: Müslüman Ülkelerde Kadın” belgeseliydi. Büyük bir iştahla izledim ve bir kısmını duyduğum bir kısmını ise belgesel sayesinde öğrenmiş bulunduğum Müslüman kadının sorunları, toplum içindeki yeri ve geçmişten bugüne getirilen kültürel algılar beni Müslüman kadın üzerine düşünmeye daha çok yaklaştırdı diyebilirim. Elbette bir belgesel sayesinde birdenbire bir aydınlanma yaşamıyordum ama daha çok dikkat kesilmiştim. Ortadoğu’ya gidiyordum ne de olsa, kadınların en çok mahrum bırakıldıkları, her alanda haklarının olmadığı mahrumiyetler bölgesine!
Bu yazının devamı 205. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yasaların Gözetiminde Hayat
Gözetim ve gözetleme olgusunun insanlık tarihi kadar geçmişe dayandığı ve her dönemin kendine has unsurları ile görünür olduğu kabul edilmektedir. Modern bir tarih okumasıyla duruma bakacak olursak; Ortaçağın sonlarına kadar Tanrı’nın hükümranlığının etkin olduğu bir dünyadan bahsedebiliriz. Yeniçağ ile birlikte hükümdarların Tanrı’dan rol çalarak kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri ilan etmeleri, hükümdarların hükümranlığının daha baskın olduğu bir sürece geçildiğini göstermektedir.
Filistin: Dünyayı İkiye Bölen Dünya
İsmini andığımızda bize uzak ve yabancı gibi gelen Ortadoğu dediğimiz bu yere ismini veren, İngiltere’dir. Bu topraklara Ortadoğu dediğimizde, esasında trajik bir şekilde İngiltere’ye göre mekânlaştırılmış bir yerden ve isimlendirmeden bahsediyoruz.
Çocuk Edebiyatının Kuramsal Boyutu
Çocuk edebiyatında özerkleşmenin niteliksel karşılıklarını yadsımak yanlış sonuçlara vardırır. Fakat alanı, birincil derecede bağımlı olduğu edebiyat ve çocukluk kavramından ayırmak neredeyse imkânsızdır. Tacettin Şimşek’in dikkat çektiği üzere çocuk edebiyatı, her şeyden önce bir edebiyattır. Bu nedenle edebiyat için geçerli olan değerlendirmelerin ve kıstasların ancak çocuk ölçüsünde özel bağlamlarla anlaşılabileceği boyutlar söz konusudur. Bu durum, tam da çocuk olmaklığın barındırdığı özelliklerle bir denkleşmeye işaret eder.
Kur’ân Ahlâkı Üzerine Bazı Düşünceler
Her ne kadar klasik ahlâk, iyi, güzel ve doğru arasında bir bağlantı görmekteyse de, derinlemesine bir bakış bu kavramların (hasletlerin) kimi zaman örtüşseler de, kimileyin de çatıştıklarını ortaya koyabilecektir. Belli ki güzel estetikle ilgilidir, doğru hakikatle, iyi ise fayda ile.
Alev Alatlı’yı Ürgüp’te Anlamak: Taşın Hafızası ve Edebî Direniş
Neredeyse tamamı doğal bir işlenmişlikle renklenen bir belde olarak Ürgüp’te sabah, yalnızca güneşin değil, taşın hafızasının da uyanışıyla başlar. Malum Katpatuka/Güzel Atların Ülkesi Kapadokya’nın oyuk kayaları, yılların rüzgârını değil,
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.