Şartlar gözetilmeden yaşanabilir mi ki?
Bu tabiî ki mümkün değil.
Peki, şartlara teslim olarak, ‘ne yapalım, şartlar böyle’ laubaliliğinde yaşamak da ilkesizlik olmaz mı?
İlki gerçeklikten kopuk, hayalcilik veya ütopyacılık olurken; ikincisi sabitesizlik, gayretsizlik hatta ilkesizlik olur.
Yani ‘şartlar’ dediğimizde ‘ne onunla ne de onsuz’ olunabilir bir şeylerden bahsettiğimizin farkındayız.
Konu ne olursa olsun ‘şartlar’ gözetilmelidir. Bu gözetleme, şartlara göre şekil almak, ona teslim bayrağı açmak için
değil; doğru bir yol haritası çıkartabilmek, yapılan iş ve yürünen yolda tökezlememek için olmalıdır.
Bu bağlamda baktığımızda şartlar arızi görülmelidir. Yani ‘geçici’… Asıl olan ‘ilkeler’ ve ‘ana hedefler’dir.
Rasulullah da mücadelesinde bunu gözetmedi mi? Şartlar onun ayağındaki pranga değil, inancını, yaşamını ve
tebliğ görevini yöneteceği unsurlardı. Olumsuz anlamdaki şartlara teslim olmadı, bilakis onlara etki edip kendi
ilkelerince düzenlemeye çabaladı, ashabıyla birlikte. Bunun adına da cihad dendi.
Tam da bu sebeplerden ötürü şartlar, hayatın ve mücadelenin “amacını”, “yönünü”, “karakterini” belirlemeye
yeltenmemeli, hayatı kuşatıp insanı esir alan zincire dönüştürülmemelidir.










Henüz değerlendirme yapılmadı.