1970’lerden beri yaşanan yüksek teknoloji/high tech süreci, insan ve onun günlük hayatının üzerinde etkili olmaktadır. Sinema, multi-medya teknolojisi ve akıllı telefonlar üzerinden gelişen süreç; insanlık-teknoloji, organik-mekânik, otantik-sanallık bağlamında dualiteleri meydana getirmiştir. Kitle iletişim araçları üzerinden gerçeklikten kopup sanallık dünyasına gireceğimizi bize ilk bildiren kişi filozof-sosyolog Baudrillard olmuştur. Ona göre ekrandaki veya sinema perdesindeki her bir görüntü, gerçeği öldürme veya yok etme sahnesidir. Mitik olandan gerçekçi ve hiper-gerçekçi olana doğru bir gelişim çizgisi izleyen sinema ve nükleer bir tehdit olan televizyon, simülasyon düzeninin inşa edici unsurlarındandır. Sinemanın gücü, Pentagon ve hükümetin gücünden daha büyüktür. Sinemada bilimkurgu/Science Fiction, hem gerçeklikten kopuşu hem de tecrübî gerçeklikleri doğurmaya yönelik olan paradoksal bir alandır. Kitlelerin eğlenmesini sağladığı gibi insanın merak ve hayal duygusunun sınırlarını genişleten bir içeriğe sahiptir. Bu durum; sinema alanının yüksek teknolojinin gücü ile birleştiğinde daha çarpıcı hale gelmesine yol açmaktadır.
Transhümanizmin Sahnesi Sinema
Yüksek teknolojinin son geldiği nokta diyebileceğimiz süreç transhümanizm sürecidir. Genetik, nano-teknoloji, nöroloji, moleküler biyoloji ve nöro-bilim vd alanlardaki hızlı ilerlemeler, transhümanizm olarak isimlendirilen bir süreci doğurmuştur. Yapay zekâ/YZ çalışmalarını da içeren transhümanist teknoloji, film ve romanlarda varlık bulmuştur. “The Terminator-1984, The Matrix-1999, Avatar-2009, Gattaca-1997, Wall-E-2008, Metropolis-1927, 2001: A Space Odyssey-1968, X-Men-2016, Brainstorm-1983, Eternal Sunshine of the Spotless Mind-2004” adlı filmleri transhümanist film örnekleri olarak verilebilir.
Yedinci sanat olan sinema, insan ve makine arasındaki disiplinler arası konuları dikkate alarak makine ve insan arasındaki oluşmaya başlayan birlikteliğe değinmektedir. Nitekim Kubrick’in “2001: A Space Odyssey-1968” ve Spielberg’in “Yapay Zekâ-2001” adlı filmlerde Yapay Zekânın nasıl insanî özellikleri edindiği anlatılırken Wally Pfister’in “Evrim-Transcendence” adlı filmi ise makine-insan bileşimine dair olası durumları anlatır. Bu film; insanlığın bir üst boyuta ulaşmasını ve bunun sonuçlarının nasıl olacağını anlatan filmdir. İnsan bilincinin ilerletilmesini ve fiziksel ölümden sonra insan beyninin bilgisayara aktarılıp varlığını devam ettirip gelişerek etrafında olanları kontrol edebileceğini konu edinir.
Transhümanistler ve yüksek teknoloji geliştirenler, Yapay Zekâ uygulamalarıyla veya robotik-sibernetik android ve humonoid varlıklarla birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerektiği konusunda tavsiyede bulunurlar. Sinema filmleri üzerinden senaristler, makinelerin mantıksal/algoritma düzlemde olan Yapay Zekânın duygusal dönüşüme de uğrayabileceği öngörüsünde bulunmaktadırlar. Etik ve ahlâki kararlar alan Yapay Zekâ uygulamalarının veya duyguları olan makinelerin gerçekleşeceğine dair film kurguları oluşturmaktadırlar. Nitekim “The Machine-2013” adlı film, duygusal ve etik kararlar alabilme yeteneği kazanan Yapay Zekâ uygulamasına sahip, âşık olunabilen kadın bir android’i konu alır.
Bilim-Kurgu kavramı zihin dünyamızda fiktif/kurgusal senaryolar üzerinden anlaşılmaktadır ve tüm filmler ve yazın kategorileri bu kategoriye dâhil edilmektedir. Oysa bilim-kurgu olarak nitelendirilen filmler arasında transhümanist film ve yazınlar da vardır. Transhümanist filmleri bilim-kurgu filmlerinden ayıran en önemli özellik; bilim-kurgu filmleri, olabilecek olanlar üzerinden senaryo inşa ederken; transhümanist filmlerde ise olandan hareketle daha iyi ve mükemmel olası durumlar üzerinde durulur.
Transhümanist filmler iki farklı kategoriden oluşur. Bunlar; ilk grup Yapay Zekânın insan doğasına uygun özelliklerle kendini geliştiren yönünü, diğer ikinci grup ise teknolojiyi insana dâhil etme veya eklemleme bağlamında ele alan filmlerdir.
Aslında her iki kategoride olan şey; insanın biyolojik ve zihinsel olarak terk edilişidir. Filmlerin tematik olarak yoğunlaştığı bu iki tür, aslında transhümanistlerin insan üzerinden yeni bir tür üretme yani N. Harari ve R. Kurzweil gibi bilimciler, homosapiens’in terkedileceğine vurguda bulunmuşlardır. 1999 yılında yayımlanan “Ruhsal Makineler Çağı” kitabında bilgisayarın bir yıllık süreç içinde ikiye katlandığını ifade eden Kurzweil, bu eğilimin 2020 civarında devam edeceğini, bilgisayarın insan beynini hafıza ve işlem hızı bakımından aşacağı iddiasında bulunur. Kurzweil, insan beyninin nano-sinir ağlarına bağlandığında (belki de 40 yıl içinde) tamamen sanal beden hissini deneyimleyebileceğini, böylece sanal gerçeklikteki partnerlerle ya da sanal gerçeklik ve maddi gerçekliğin kombinasyonları ile cinsellik yaşayabileceğini iddia eder.
Zamanla nesnelerin internetinin de kendi başına kutsallığını ilan edeceğini iddia eden Harari’ye göre dataizm, insan deneyimlerini veri örüntülerine eş tutarak anlam ve otoriterliğin temel kaynağını sarsmakta ve belki de 18. yüzyıldan beri benzeri görülmemiş dinî devrimi müjdelemektedir. Yine O, homo-sapiens’in homo-faber’i alt ederken ona sormadığını, robo-sapiens’in de homo-sapiens’e bu alt edişi sormayacağını iddia eder. Ayrıca Yapay Zekâ gibi adeta bir ara varlık olan uygulama üzerinden dünyaya eklemlenmiş bu yeni varlığın, dünyaya ve insanlara olan etkisi olgusal, etik ve felsefî tartışma konusudur. Bu bağlamda bu duruma değinen Verhoen’in “Robocop-1987” adlı filmi, insanın homo-sapiens’ten teknolojik homo-sapiens’e geçişini içeren bir filmdir.
Söz konusu bu transhümanist filmlerde zekâ düzeyi artırılmış Yapay Zekâ, biyonik bedene sahip insanımsı varlıklar/siborg, metal ya da çelikle güçlendirilmiş insanlar, ölümsüz vampirler, metabolik komadan dönen zombiler, kurşundan kaçabilecek hıza sahip süper kahramanların olduğu (Blade Runner, Yapay Zekâ vb) transhümanist izlekler görülür. Ayrıca protez ve yapay organlara sahip olan insanların yanında robotlar, protez askerler, neonlar, siber uzay, organ nakli imkânı, implantlı varlıklar, arayüzler, yeni teknolojik uygulamalar, mikrobiyolojik çalışmalar, genetik mühendisliği ve yaşlılığı ortadan kaldırma gibi unsurlar vardır. “Ölümcül Deney-2002”, “Splice-2009” ve “The Immortal Life of Henrietta Lacks Histology-2017” vb birçok film, mikro biyolojik ve genetik çalışmaları içeren film örneklerindendir.
Alternatif mekânların/uzay kolonisi konu edinildiği “Dünyadan Sonra-2000”, “Firefly-2002”, “Kargo-2009” ve “Elysium-2013” gibi filimler de vardır. Bu filmlerde hem insan hem de mekân dönüştürülmüştür. Biyolojik ve çevresel dönüşümü ideal bir anlatımla sunan filmlerde yüzlerce metrelik binalar, uçan arabalar, androidler ve anti-ütopik unsurlar vardır. Bu ilk siber punk filmlerden biri olan Blade Runner filminde varoluş sorgulaması ve gelecek betimlemesi yapılır. Mekân olarak kasvetli, karanlık ve yağmurlu ortama sahip ve otoritenin varlığı hissedilen şehirde insanlar sistemin bir parçasıyken, kopyalar ise anti kahramanlardır.
Dünya ve İnsan Tasavvurunda İdeolojik Bir Araç: Netflix
Transhümanist filmlerin en çok sahne aldığı platform olan, sinema salonlarının varlığını ve Hollywood’u tehdit eden yeni bir alternatif alan Netflix’dir. Televizyon ve sinema endüstrisi, Netflix’in kitle iletişim araçlarına dâhil olmasıyla (2007) çok farklılaşmıştır. Netflix, geleneksel medya şirketlerinden çok farklı çalışan, farklı kültüre sahip olan bir yapıdır. 2011 yılında üye sayısı 11 milyon civarında olan Netflix’in üye sayısı 2019 yılının son çeyreğinde 167 milyon üye sayısına ulaşmıştır. Kendini pazarlamasını ve üye sayısının artırılmasını Yapay Zekâ uygulamalarına borçlu olan Netflix, algoritma sayesinde içeriklerin kapak fotoğraflarını kullanıcılara göre belirleyerek tercih edilebilirlik oranını artırmaktadır.
NBIC (nano, biyo, nöro ve enformasyon teknolojisi) gibi bilimlerle alakalı olan transhümanizmin izlekleri, Netflix’in dizi ve filmlerinde de görülür. Netflix, bu filmler üzerinden adeta zihinleri modifiye eden süper kahramanlar eliyle “Süper insan modeline” zihin adapte edilerek 21. yüzyılı dijital dünyanın pratize edileceği, gerçek ile sanalın iç içe geçeceği bir çağa dönüştürmeye çalışır. 2011 yılında Netflix’de yayımlanmaya başlayan, 2020’de 6. sezonu gösterime girecek olan “Black Mirror” filmi, teknolojinin insan hayatına dâhil edilişini konu edinmektedir. Yine R. K. Morgan’ın “2002” adlı romanından uyarlanan “Altered Carbon-2018” filmi, zihnin farklı bedenlerine aktarmasını içeren biyo-teknolojik içerikte bir filmdir. Polanyalı yazar Andrzej Sapkowski’nin aynı adlı eserinden uyarlanan siber punk ve transhümanist unsurlar taşıyan “The Witcher-2019” filmiyle Netflix, transhümanist sürecin oluşması için hem zihinsel hem de toplumsal zemini inşa etmeye devam etmektedir.
“Bilim kurgu filmleri, robotların imgesini dünyamıza dâhil eden insanî bir şey olarak, pazar olarak satıyor hatta daha dramatik senaryolar üzerinden mevcut dünyamızı atıyor.” diyen robo-etikçi Profosör David J. Gunkel, robotların dünyaya dâhil olması sürecini Roma’nın düşüşüne benzetir. Transhümanist düşünürlere göre transhümanist sürecin tehdit ve tehlikelerinden bahseden bu tür roman ve filmler, uyarıcı bir role sahiptir. Ayrıca bu filmlerin transhümanist teknolojinin nerelere uzanabileceğine dair adeta kum havuzu ve modellik yaptığı da görülür. Netflix dizi ve film yapımları hususiyetle ailesizlik, eşcinsellik, cinsiyetsizlik, teknolojikleşme, siborglaşma gibi içerikleri hem mevzu eder hem de dikte eder. Adeta tasarlanan olası bir dünyanın ve insanların zihinsel ve ruhsal olarak hazırlanmasının zemini Netflix platformu üzerinden sağlanmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde Netflix üzerinden ciddi sosyal, psikolojik ve felsefî çözümlemeler yapılması gerekir. Çünkü sadece eğlence kültürünün değil; ekonomi-politik sürecin bir ideoloğudur.
Sonuç
Çok yönlü bir sürecin içerisinde yaşıyoruz. Bu çok yönlü ve bol sürprizli sürecin içinde biz teknolojik icatların nasıl yapılabileceğini dahi çözemezken, teknolojide tahakküm meydana getiren kişiler, şirketler ve devletler, daha ne üretebiliriz, hangi alanda ne için kullanabileceğiz bağlamında sürekli akıllarına gelen şeylerde teknolojiyi kullanma durumunu yaşamaktadırlar.
Transhümanist sürecin katalizörü durumunda olan Yapay Zekânın en son uygulamalarından biri; büyük alış-veriş mekânlarında izlenen müşterilerin davranış, giysi ve yüz ifadelerinden hareketle şüphe ve hırsızlık belirtisi taşıyanları güvenlik görevlilerine bildirme yeteneğine sahip olmasıdır.
Yvock’un kitabı olan “Makinelerin Kalbi” eserinde Yapay Zekâ, insanlığın bulabileceği en son ve en mükemmel icat olarak görülüyor. Oysa Yapay Zekâ transhümanizmin çekici güçlerinden biri olup ayrıca tıp, multi-medya, bilgisayar, mimari, sibernetik, robotik ve nano-teknolojik vs onlarca çekici gücü var. Bu transhümanist teknolojilerin mimari, endüstri, askerî, sağlık, eğitim, hizmet ve hukuk vs birçok sektörde uygulanması söz konusu. Son yıllarda sinemada transhümanist filmlerdeki artış ve bu tür yapımların Netfilix’de ciddi bir yekûn tutması, sürecin yöneticilerinin, yönetilenler olarak görülenlerin daha da edilgenleştirilmeye hazır olmalarını sağlayıcı, yenilgi psikolojilerini daha da güçlendirici ve teknolojik yeniliklerden daha nelerin eksik yapıldığı, dolayısıyla daha nelerin yapılabileceği vurgusu yapılmaktadır. Böylelikle Pentagon görevi gören Hollywood, yerini daha kuşatıcı, daha tahakküm kurucu ve girilmedik kale/ev bırakmayacak olan Netflix’e bırakmıştır. Tüm bu yaşanan süreçlere karşı devletler bağlamında İslam ülkelerindeki sefalet, berbat yönetimler ve kaos durumunun yanında Müslümanların böylesi bir süreç karşısında ilgisiz ve bilgisiz olmaları, 5/1’ini geçtiğimiz 21. yüzyılın onlar için zor geçeceği anlamına gelmektedir. Yapılması gereken elbette alternatif Netflix platformu oluşturmak değil. Sürecin farkında olunup bilginin, bilimin ve teknolojin Batı aklına bırakılmayacak kadar kıymetli olduğundan hareketle meydan okuma ve hâkim olma sürecine geçmek gerekir. Böyle bir bilinç ve tavra sadece Müslümanların değil; tüm insanlığın ihtiyacının olduğunu düşünüyorum.
Ezpeleta Damaso ve Ignacio Segarra, Transhumanism on artificial intelligence portrayed in selected science ction movies and TV series, MEDIC 2017; 25(1): 64-68.
Harari, Y. N. Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi, Kolektif Kitap, 2017.
Kurzweil, Ray. The Age of Spiritual Machines, Viking Press, 1999.
İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra Atatürk Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra doktora çalışmalarını Kırklareli Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamladı. Aynı üniversitenin Felsefe Bölümü’nde beş yıl öğretim üyesi olarak görev yaptı. Hâlen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
Çalışmalarını Türk-İslam düşüncesi, Batı felsefesi, modernite ve postmodernite alanlarında yoğunlaştıran yazar; son dönem araştırmalarında hümanizm, transhümanizm ve posthümanizm gibi çağdaş felsefi akımlara odaklanmaktadır.
Yayımlanmış eserleri arasında; Ölümcül Şiddet: Baudrillard’ın Düşüncesi, Çağdaş İngiliz Yahudi Medeniyetinin Oluşumunda David Hume, Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü, İnsansız Dünya: Transhümanizm, Modernleşme Ekseninde Türk Düşüncesi ve Kariyer ve Başarı Çağında Genç Olmak adlı kitapları bulunmaktadır.
Ayrıca çeşitli kitap bölümleri ve akademik makalelerinin yanı sıra; Yolcu, Ayraç, Dil ve Edebiyat, Umran, Nida, Kamuda Sosyal Politika ve Sözşehri gibi dergilerde; Timetürk, Dünya Bülteni, Düşünce Feneri ve Fikir Coğrafyası gibi internet sitelerinde yayımlanmış yazı ve makaleleri bulunmaktadır.
-VI- ÇOCUKLUK DÖNEMİ DİN EĞİTİMİNDE AİLENİN ROLÜ VE BAZI TEMEL İLKELER Aile toplumun en küçük birimi olarak kabul edilmektedir. Sağlıklı, güçlü ve huzurlu bir toplumun garantisi aile kurumudur. Ailenin belki de en başta gelen görevlerinden biri, çocukların bakımı ve eğitimidir. Bazı psikologlar, insanın kişiliğinin okul çağına kadar büyük ölçüde teşekkül ettiğini ifade etmektedirler. Çocuğun özellikle …
Bir vakıa olarak var olmakla birlikte “İslâm Düşüncesi” tabiri modern zamanlara ait bir kullanımdır. İslâm düşüncesi “Müslümanların, özellikle, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle, diğer kadim insanlık kültürlerinden de faydalanarak; bir sistem dâhilinde ve tutarlılığı esas alarak ortaya koydukları, bütün uhrevî, dünyevî yorumlar ve tevillerdir… İslâm düşüncesi; Allah, varlık, bilgi, sanat, estetik, ahlâk, felsefe, değer vb. hakkında Müslümanların tefekkürünü ihtivâ ettiği gibi onların sırât-ı müstakim üzere olmalarını da akılları nispetinde telkin etmektedir.
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Bir akıl tutulması… Bir çarpık ve manipüle edilmiş zihin yapısı… Model paradigmanın değişmezliğine iman edilmesi… Küresel tahakküme karşı durmanın yolunun onun dışında kalarak, yani nehrin suyundan bir avuç içerek veya hiç içmeyerek mümkün olabileceğinin umursanmayıp paradigma içi muhalefetin benimsenmesi ve nehrin suyundan içildikçe içilmesi… Nehrin suyundan bolca içtikleri için dizlerinin bağı çözülenlerin Calut’un mağlup edilemeyeceğine inanması…
“(Nehirden çokça içenler) ‘Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok’ dediler” (Bakara, 2/249) Demek ki zulmedenler ve onların yandaşları o nehirden tıka basa içmişler. Calut adına ve ondan korkarak…
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Dönüşen İnsanlığın ve Dünyanın (Transhümanizmin) Zemini Olarak Sinema ve Netflix
1970’lerden beri yaşanan yüksek teknoloji/high tech süreci, insan ve onun günlük hayatının üzerinde etkili olmaktadır. Sinema, multi-medya teknolojisi ve akıllı telefonlar üzerinden gelişen süreç; insanlık-teknoloji, organik-mekânik, otantik-sanallık bağlamında dualiteleri meydana getirmiştir. Kitle iletişim araçları üzerinden gerçeklikten kopup sanallık dünyasına gireceğimizi bize ilk bildiren kişi filozof-sosyolog Baudrillard olmuştur. Ona göre ekrandaki veya sinema perdesindeki her bir görüntü, gerçeği öldürme veya yok etme sahnesidir. Mitik olandan gerçekçi ve hiper-gerçekçi olana doğru bir gelişim çizgisi izleyen sinema ve nükleer bir tehdit olan televizyon, simülasyon düzeninin inşa edici unsurlarındandır. Sinemanın gücü, Pentagon ve hükümetin gücünden daha büyüktür. Sinemada bilimkurgu/Science Fiction, hem gerçeklikten kopuşu hem de tecrübî gerçeklikleri doğurmaya yönelik olan paradoksal bir alandır. Kitlelerin eğlenmesini sağladığı gibi insanın merak ve hayal duygusunun sınırlarını genişleten bir içeriğe sahiptir. Bu durum; sinema alanının yüksek teknolojinin gücü ile birleştiğinde daha çarpıcı hale gelmesine yol açmaktadır.
Transhümanizmin Sahnesi Sinema
Yüksek teknolojinin son geldiği nokta diyebileceğimiz süreç transhümanizm sürecidir. Genetik, nano-teknoloji, nöroloji, moleküler biyoloji ve nöro-bilim vd alanlardaki hızlı ilerlemeler, transhümanizm olarak isimlendirilen bir süreci doğurmuştur. Yapay zekâ/YZ çalışmalarını da içeren transhümanist teknoloji, film ve romanlarda varlık bulmuştur. “The Terminator-1984, The Matrix-1999, Avatar-2009, Gattaca-1997, Wall-E-2008, Metropolis-1927, 2001: A Space Odyssey-1968, X-Men-2016, Brainstorm-1983, Eternal Sunshine of the Spotless Mind-2004” adlı filmleri transhümanist film örnekleri olarak verilebilir.
Yedinci sanat olan sinema, insan ve makine arasındaki disiplinler arası konuları dikkate alarak makine ve insan arasındaki oluşmaya başlayan birlikteliğe değinmektedir. Nitekim Kubrick’in “2001: A Space Odyssey-1968” ve Spielberg’in “Yapay Zekâ-2001” adlı filmlerde Yapay Zekânın nasıl insanî özellikleri edindiği anlatılırken Wally Pfister’in “Evrim-Transcendence” adlı filmi ise makine-insan bileşimine dair olası durumları anlatır. Bu film; insanlığın bir üst boyuta ulaşmasını ve bunun sonuçlarının nasıl olacağını anlatan filmdir. İnsan bilincinin ilerletilmesini ve fiziksel ölümden sonra insan beyninin bilgisayara aktarılıp varlığını devam ettirip gelişerek etrafında olanları kontrol edebileceğini konu edinir.
Transhümanistler ve yüksek teknoloji geliştirenler, Yapay Zekâ uygulamalarıyla veya robotik-sibernetik android ve humonoid varlıklarla birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerektiği konusunda tavsiyede bulunurlar. Sinema filmleri üzerinden senaristler, makinelerin mantıksal/algoritma düzlemde olan Yapay Zekânın duygusal dönüşüme de uğrayabileceği öngörüsünde bulunmaktadırlar. Etik ve ahlâki kararlar alan Yapay Zekâ uygulamalarının veya duyguları olan makinelerin gerçekleşeceğine dair film kurguları oluşturmaktadırlar. Nitekim “The Machine-2013” adlı film, duygusal ve etik kararlar alabilme yeteneği kazanan Yapay Zekâ uygulamasına sahip, âşık olunabilen kadın bir android’i konu alır.
Bilim-Kurgu kavramı zihin dünyamızda fiktif/kurgusal senaryolar üzerinden anlaşılmaktadır ve tüm filmler ve yazın kategorileri bu kategoriye dâhil edilmektedir. Oysa bilim-kurgu olarak nitelendirilen filmler arasında transhümanist film ve yazınlar da vardır. Transhümanist filmleri bilim-kurgu filmlerinden ayıran en önemli özellik; bilim-kurgu filmleri, olabilecek olanlar üzerinden senaryo inşa ederken; transhümanist filmlerde ise olandan hareketle daha iyi ve mükemmel olası durumlar üzerinde durulur.
Aslında her iki kategoride olan şey; insanın biyolojik ve zihinsel olarak terk edilişidir. Filmlerin tematik olarak yoğunlaştığı bu iki tür, aslında transhümanistlerin insan üzerinden yeni bir tür üretme yani N. Harari ve R. Kurzweil gibi bilimciler, homosapiens’in terkedileceğine vurguda bulunmuşlardır. 1999 yılında yayımlanan “Ruhsal Makineler Çağı” kitabında bilgisayarın bir yıllık süreç içinde ikiye katlandığını ifade eden Kurzweil, bu eğilimin 2020 civarında devam edeceğini, bilgisayarın insan beynini hafıza ve işlem hızı bakımından aşacağı iddiasında bulunur. Kurzweil, insan beyninin nano-sinir ağlarına bağlandığında (belki de 40 yıl içinde) tamamen sanal beden hissini deneyimleyebileceğini, böylece sanal gerçeklikteki partnerlerle ya da sanal gerçeklik ve maddi gerçekliğin kombinasyonları ile cinsellik yaşayabileceğini iddia eder.
Zamanla nesnelerin internetinin de kendi başına kutsallığını ilan edeceğini iddia eden Harari’ye göre dataizm, insan deneyimlerini veri örüntülerine eş tutarak anlam ve otoriterliğin temel kaynağını sarsmakta ve belki de 18. yüzyıldan beri benzeri görülmemiş dinî devrimi müjdelemektedir. Yine O, homo-sapiens’in homo-faber’i alt ederken ona sormadığını, robo-sapiens’in de homo-sapiens’e bu alt edişi sormayacağını iddia eder. Ayrıca Yapay Zekâ gibi adeta bir ara varlık olan uygulama üzerinden dünyaya eklemlenmiş bu yeni varlığın, dünyaya ve insanlara olan etkisi olgusal, etik ve felsefî tartışma konusudur. Bu bağlamda bu duruma değinen Verhoen’in “Robocop-1987” adlı filmi, insanın homo-sapiens’ten teknolojik homo-sapiens’e geçişini içeren bir filmdir.
Söz konusu bu transhümanist filmlerde zekâ düzeyi artırılmış Yapay Zekâ, biyonik bedene sahip insanımsı varlıklar/siborg, metal ya da çelikle güçlendirilmiş insanlar, ölümsüz vampirler, metabolik komadan dönen zombiler, kurşundan kaçabilecek hıza sahip süper kahramanların olduğu (Blade Runner, Yapay Zekâ vb) transhümanist izlekler görülür. Ayrıca protez ve yapay organlara sahip olan insanların yanında robotlar, protez askerler, neonlar, siber uzay, organ nakli imkânı, implantlı varlıklar, arayüzler, yeni teknolojik uygulamalar, mikrobiyolojik çalışmalar, genetik mühendisliği ve yaşlılığı ortadan kaldırma gibi unsurlar vardır. “Ölümcül Deney-2002”, “Splice-2009” ve “The Immortal Life of Henrietta Lacks Histology-2017” vb birçok film, mikro biyolojik ve genetik çalışmaları içeren film örneklerindendir.
Alternatif mekânların/uzay kolonisi konu edinildiği “Dünyadan Sonra-2000”, “Firefly-2002”, “Kargo-2009” ve “Elysium-2013” gibi filimler de vardır. Bu filmlerde hem insan hem de mekân dönüştürülmüştür. Biyolojik ve çevresel dönüşümü ideal bir anlatımla sunan filmlerde yüzlerce metrelik binalar, uçan arabalar, androidler ve anti-ütopik unsurlar vardır. Bu ilk siber punk filmlerden biri olan Blade Runner filminde varoluş sorgulaması ve gelecek betimlemesi yapılır. Mekân olarak kasvetli, karanlık ve yağmurlu ortama sahip ve otoritenin varlığı hissedilen şehirde insanlar sistemin bir parçasıyken, kopyalar ise anti kahramanlardır.
Dünya ve İnsan Tasavvurunda İdeolojik Bir Araç: Netflix
Transhümanist filmlerin en çok sahne aldığı platform olan, sinema salonlarının varlığını ve Hollywood’u tehdit eden yeni bir alternatif alan Netflix’dir. Televizyon ve sinema endüstrisi, Netflix’in kitle iletişim araçlarına dâhil olmasıyla (2007) çok farklılaşmıştır. Netflix, geleneksel medya şirketlerinden çok farklı çalışan, farklı kültüre sahip olan bir yapıdır. 2011 yılında üye sayısı 11 milyon civarında olan Netflix’in üye sayısı 2019 yılının son çeyreğinde 167 milyon üye sayısına ulaşmıştır. Kendini pazarlamasını ve üye sayısının artırılmasını Yapay Zekâ uygulamalarına borçlu olan Netflix, algoritma sayesinde içeriklerin kapak fotoğraflarını kullanıcılara göre belirleyerek tercih edilebilirlik oranını artırmaktadır.
NBIC (nano, biyo, nöro ve enformasyon teknolojisi) gibi bilimlerle alakalı olan transhümanizmin izlekleri, Netflix’in dizi ve filmlerinde de görülür. Netflix, bu filmler üzerinden adeta zihinleri modifiye eden süper kahramanlar eliyle “Süper insan modeline” zihin adapte edilerek 21. yüzyılı dijital dünyanın pratize edileceği, gerçek ile sanalın iç içe geçeceği bir çağa dönüştürmeye çalışır. 2011 yılında Netflix’de yayımlanmaya başlayan, 2020’de 6. sezonu gösterime girecek olan “Black Mirror” filmi, teknolojinin insan hayatına dâhil edilişini konu edinmektedir. Yine R. K. Morgan’ın “2002” adlı romanından uyarlanan “Altered Carbon-2018” filmi, zihnin farklı bedenlerine aktarmasını içeren biyo-teknolojik içerikte bir filmdir. Polanyalı yazar Andrzej Sapkowski’nin aynı adlı eserinden uyarlanan siber punk ve transhümanist unsurlar taşıyan “The Witcher-2019” filmiyle Netflix, transhümanist sürecin oluşması için hem zihinsel hem de toplumsal zemini inşa etmeye devam etmektedir.
“Bilim kurgu filmleri, robotların imgesini dünyamıza dâhil eden insanî bir şey olarak, pazar olarak satıyor hatta daha dramatik senaryolar üzerinden mevcut dünyamızı atıyor.” diyen robo-etikçi Profosör David J. Gunkel, robotların dünyaya dâhil olması sürecini Roma’nın düşüşüne benzetir. Transhümanist düşünürlere göre transhümanist sürecin tehdit ve tehlikelerinden bahseden bu tür roman ve filmler, uyarıcı bir role sahiptir. Ayrıca bu filmlerin transhümanist teknolojinin nerelere uzanabileceğine dair adeta kum havuzu ve modellik yaptığı da görülür. Netflix dizi ve film yapımları hususiyetle ailesizlik, eşcinsellik, cinsiyetsizlik, teknolojikleşme, siborglaşma gibi içerikleri hem mevzu eder hem de dikte eder. Adeta tasarlanan olası bir dünyanın ve insanların zihinsel ve ruhsal olarak hazırlanmasının zemini Netflix platformu üzerinden sağlanmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde Netflix üzerinden ciddi sosyal, psikolojik ve felsefî çözümlemeler yapılması gerekir. Çünkü sadece eğlence kültürünün değil; ekonomi-politik sürecin bir ideoloğudur.
Sonuç
Çok yönlü bir sürecin içerisinde yaşıyoruz. Bu çok yönlü ve bol sürprizli sürecin içinde biz teknolojik icatların nasıl yapılabileceğini dahi çözemezken, teknolojide tahakküm meydana getiren kişiler, şirketler ve devletler, daha ne üretebiliriz, hangi alanda ne için kullanabileceğiz bağlamında sürekli akıllarına gelen şeylerde teknolojiyi kullanma durumunu yaşamaktadırlar.
Yvock’un kitabı olan “Makinelerin Kalbi” eserinde Yapay Zekâ, insanlığın bulabileceği en son ve en mükemmel icat olarak görülüyor. Oysa Yapay Zekâ transhümanizmin çekici güçlerinden biri olup ayrıca tıp, multi-medya, bilgisayar, mimari, sibernetik, robotik ve nano-teknolojik vs onlarca çekici gücü var. Bu transhümanist teknolojilerin mimari, endüstri, askerî, sağlık, eğitim, hizmet ve hukuk vs birçok sektörde uygulanması söz konusu. Son yıllarda sinemada transhümanist filmlerdeki artış ve bu tür yapımların Netfilix’de ciddi bir yekûn tutması, sürecin yöneticilerinin, yönetilenler olarak görülenlerin daha da edilgenleştirilmeye hazır olmalarını sağlayıcı, yenilgi psikolojilerini daha da güçlendirici ve teknolojik yeniliklerden daha nelerin eksik yapıldığı, dolayısıyla daha nelerin yapılabileceği vurgusu yapılmaktadır. Böylelikle Pentagon görevi gören Hollywood, yerini daha kuşatıcı, daha tahakküm kurucu ve girilmedik kale/ev bırakmayacak olan Netflix’e bırakmıştır. Tüm bu yaşanan süreçlere karşı devletler bağlamında İslam ülkelerindeki sefalet, berbat yönetimler ve kaos durumunun yanında Müslümanların böylesi bir süreç karşısında ilgisiz ve bilgisiz olmaları, 5/1’ini geçtiğimiz 21. yüzyılın onlar için zor geçeceği anlamına gelmektedir. Yapılması gereken elbette alternatif Netflix platformu oluşturmak değil. Sürecin farkında olunup bilginin, bilimin ve teknolojin Batı aklına bırakılmayacak kadar kıymetli olduğundan hareketle meydan okuma ve hâkim olma sürecine geçmek gerekir. Böyle bir bilinç ve tavra sadece Müslümanların değil; tüm insanlığın ihtiyacının olduğunu düşünüyorum.
Kaynaklar:
Batıbay, Burak. https://ceotudent.com/netflix-yapay-zeka, 2019.
Bickerton, James, https://www.express.co.uk/news/science/1242682/Science-news-AI-robotics-human-machine-intelligence-transhumanism-Professor-David-J-Gunke, 2020.
Dağ, Ahmet. Ölümcül Şiddet&Baudrillard’ın Düşüncesi, Külliyat Yayınları, 2014.
Dağ, Ahmet. Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönümü, Elis Yayınları, 2018.
Dağ, Ahmet. Sinema ve Roman’da Transhümanizm, Rumelide Dergisi, 2018.
Dvorsky, George ve James Hughes. (2018). Postgenderism: Beyond the Gender Binary, https://ieet.org/archive/IEET-03-PostGender.pdf, (Er. Tar.: 02.10.2019).
Ezpeleta Damaso ve Ignacio Segarra, Transhumanism on artificial intelligence portrayed in selected science ction movies and TV series, MEDIC 2017; 25(1): 64-68.
Harari, Y. N. Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi, Kolektif Kitap, 2017.
Kurzweil, Ray. The Age of Spiritual Machines, Viking Press, 1999.
Kuzu, Faruk, Netflix, https://dogruhaber.com.tr/yazar/faruk-kuzu/12727-netflix/, 2019.
Maloney, Devon, https://www.wired.com/story/altered-carbon-transhumanism-tv/, 2018.
Sorgner, S. L. “The Future of Education: Genetic Enhancement and Metahumanities”, Journal of Evolution and Technology, S. 25, 2015.
Yazar
İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra Atatürk Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra doktora çalışmalarını Kırklareli Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamladı. Aynı üniversitenin Felsefe Bölümü’nde beş yıl öğretim üyesi olarak görev yaptı. Hâlen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
Çalışmalarını Türk-İslam düşüncesi, Batı felsefesi, modernite ve postmodernite alanlarında yoğunlaştıran yazar; son dönem araştırmalarında hümanizm, transhümanizm ve posthümanizm gibi çağdaş felsefi akımlara odaklanmaktadır.
Yayımlanmış eserleri arasında; Ölümcül Şiddet: Baudrillard’ın Düşüncesi, Çağdaş İngiliz Yahudi Medeniyetinin Oluşumunda David Hume, Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü, İnsansız Dünya: Transhümanizm, Modernleşme Ekseninde Türk Düşüncesi ve Kariyer ve Başarı Çağında Genç Olmak adlı kitapları bulunmaktadır.
Ayrıca çeşitli kitap bölümleri ve akademik makalelerinin yanı sıra; Yolcu, Ayraç, Dil ve Edebiyat, Umran, Nida, Kamuda Sosyal Politika ve Sözşehri gibi dergilerde; Timetürk, Dünya Bülteni, Düşünce Feneri ve Fikir Coğrafyası gibi internet sitelerinde yayımlanmış yazı ve makaleleri bulunmaktadır.
İlgili Yazılar
Okul Öncesi Dönemde Din Eğitimi IV
-VI- ÇOCUKLUK DÖNEMİ DİN EĞİTİMİNDE AİLENİN ROLÜ VE BAZI TEMEL İLKELER Aile toplumun en küçük birimi olarak kabul edilmektedir. Sağlıklı, güçlü ve huzurlu bir toplumun garantisi aile kurumudur. Ailenin belki de en başta gelen görevlerinden biri, çocukların bakımı ve eğitimidir. Bazı psikologlar, insanın kişiliğinin okul çağına kadar büyük ölçüde teşekkül ettiğini ifade etmektedirler. Çocuğun özellikle …
İslâm Düşünce Geleneği
Bir vakıa olarak var olmakla birlikte “İslâm Düşüncesi” tabiri modern zamanlara ait bir kullanımdır. İslâm düşüncesi “Müslümanların, özellikle, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle, diğer kadim insanlık kültürlerinden de faydalanarak; bir sistem dâhilinde ve tutarlılığı esas alarak ortaya koydukları, bütün uhrevî, dünyevî yorumlar ve tevillerdir… İslâm düşüncesi; Allah, varlık, bilgi, sanat, estetik, ahlâk, felsefe, değer vb. hakkında Müslümanların tefekkürünü ihtivâ ettiği gibi onların sırât-ı müstakim üzere olmalarını da akılları nispetinde telkin etmektedir.
Kalpsiz Bir Dünyadan Kalpsiz Bir Algoritmaya
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Meğer İsrail Gazze’nin Dışında Hemen Her Yeri İşgal Etmiş
Bir akıl tutulması… Bir çarpık ve manipüle edilmiş zihin yapısı… Model paradigmanın değişmezliğine iman edilmesi… Küresel tahakküme karşı durmanın yolunun onun dışında kalarak, yani nehrin suyundan bir avuç içerek veya hiç içmeyerek mümkün olabileceğinin umursanmayıp paradigma içi muhalefetin benimsenmesi ve nehrin suyundan içildikçe içilmesi… Nehrin suyundan bolca içtikleri için dizlerinin bağı çözülenlerin Calut’un mağlup edilemeyeceğine inanması…
“(Nehirden çokça içenler) ‘Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok’ dediler” (Bakara, 2/249) Demek ki zulmedenler ve onların yandaşları o nehirden tıka basa içmişler. Calut adına ve ondan korkarak…
Eleştiri, Bize Yabancı Bir Mefhum..
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.