1970’lerden beri yaşanan yüksek teknoloji/high tech süreci, insan ve onun günlük hayatının üzerinde etkili olmaktadır. Sinema, multi-medya teknolojisi ve akıllı telefonlar üzerinden gelişen süreç; insanlık-teknoloji, organik-mekânik, otantik-sanallık bağlamında dualiteleri meydana getirmiştir. Kitle iletişim araçları üzerinden gerçeklikten kopup sanallık dünyasına gireceğimizi bize ilk bildiren kişi filozof-sosyolog Baudrillard olmuştur. Ona göre ekrandaki veya sinema perdesindeki her bir görüntü, gerçeği öldürme veya yok etme sahnesidir. Mitik olandan gerçekçi ve hiper-gerçekçi olana doğru bir gelişim çizgisi izleyen sinema ve nükleer bir tehdit olan televizyon, simülasyon düzeninin inşa edici unsurlarındandır. Sinemanın gücü, Pentagon ve hükümetin gücünden daha büyüktür. Sinemada bilimkurgu/Science Fiction, hem gerçeklikten kopuşu hem de tecrübî gerçeklikleri doğurmaya yönelik olan paradoksal bir alandır. Kitlelerin eğlenmesini sağladığı gibi insanın merak ve hayal duygusunun sınırlarını genişleten bir içeriğe sahiptir. Bu durum; sinema alanının yüksek teknolojinin gücü ile birleştiğinde daha çarpıcı hale gelmesine yol açmaktadır.
Transhümanizmin Sahnesi Sinema
Yüksek teknolojinin son geldiği nokta diyebileceğimiz süreç transhümanizm sürecidir. Genetik, nano-teknoloji, nöroloji, moleküler biyoloji ve nöro-bilim vd alanlardaki hızlı ilerlemeler, transhümanizm olarak isimlendirilen bir süreci doğurmuştur. Yapay zekâ/YZ çalışmalarını da içeren transhümanist teknoloji, film ve romanlarda varlık bulmuştur. “The Terminator-1984, The Matrix-1999, Avatar-2009, Gattaca-1997, Wall-E-2008, Metropolis-1927, 2001: A Space Odyssey-1968, X-Men-2016, Brainstorm-1983, Eternal Sunshine of the Spotless Mind-2004” adlı filmleri transhümanist film örnekleri olarak verilebilir.
Bu yazının devamı
195. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bugün Müslümanların önemli sorunlarından birisi, toplumsallaşma alanında yaşanmaktadır. Müslümanlar, birçok gayret göstermelerine, birçok yapı, grup, cemaat vs. kurmalarına rağmen, bir türlü toplumsallaşamamaktadırlar.
Kültür ve medeniyet kavramsallaştırmasının genel kabul görmüş bir tanımlaması bulunmamaktadır. Bu kavramların neye tekabül ettiği sorusuna verilmiş cevapların çokluğu, ortak bir kavramsallaştırma etrafında dahi buluşulamamış olduğunu göstermektedir.
Sadece meal üzerinden yapılacak bir okuma kişiye Kur’ân hakkında genel bir bilgi verir fakat doğru anlamın yakalanabilmesi ancak Siyer merkezli bir okumayla mümkündür. Siyer’in yanında nüzul ve tefsir bilgisi, Peygamber öncesi Arap tarihi, dinler tarihi
Klasik insanın bilincinden ve hayatından kovalamak yerine beklediği ölüm, modern insanda kovalanası tedirgin edici bir düzlem olmuştur. Ölümden korkmak yerine onu hafife veya alaya alarak ölüme yaklaşmaktadır. Ölümü “hakiki haysiyet” olarak gören Adorno, ölümün çağdaş insan bilincinden kovulma nedenini; insanın öteki dünyaya olan umudunun kesilmesi ve şimdi ve burada olanın umutsuz sefaleti olarak açıklanmasıdır.
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
Dönüşen İnsanlığın ve Dünyanın (Transhümanizmin) Zemini Olarak Sinema ve Netflix
1970’lerden beri yaşanan yüksek teknoloji/high tech süreci, insan ve onun günlük hayatının üzerinde etkili olmaktadır. Sinema, multi-medya teknolojisi ve akıllı telefonlar üzerinden gelişen süreç; insanlık-teknoloji, organik-mekânik, otantik-sanallık bağlamında dualiteleri meydana getirmiştir. Kitle iletişim araçları üzerinden gerçeklikten kopup sanallık dünyasına gireceğimizi bize ilk bildiren kişi filozof-sosyolog Baudrillard olmuştur. Ona göre ekrandaki veya sinema perdesindeki her bir görüntü, gerçeği öldürme veya yok etme sahnesidir. Mitik olandan gerçekçi ve hiper-gerçekçi olana doğru bir gelişim çizgisi izleyen sinema ve nükleer bir tehdit olan televizyon, simülasyon düzeninin inşa edici unsurlarındandır. Sinemanın gücü, Pentagon ve hükümetin gücünden daha büyüktür. Sinemada bilimkurgu/Science Fiction, hem gerçeklikten kopuşu hem de tecrübî gerçeklikleri doğurmaya yönelik olan paradoksal bir alandır. Kitlelerin eğlenmesini sağladığı gibi insanın merak ve hayal duygusunun sınırlarını genişleten bir içeriğe sahiptir. Bu durum; sinema alanının yüksek teknolojinin gücü ile birleştiğinde daha çarpıcı hale gelmesine yol açmaktadır.
Transhümanizmin Sahnesi Sinema
Yüksek teknolojinin son geldiği nokta diyebileceğimiz süreç transhümanizm sürecidir. Genetik, nano-teknoloji, nöroloji, moleküler biyoloji ve nöro-bilim vd alanlardaki hızlı ilerlemeler, transhümanizm olarak isimlendirilen bir süreci doğurmuştur. Yapay zekâ/YZ çalışmalarını da içeren transhümanist teknoloji, film ve romanlarda varlık bulmuştur. “The Terminator-1984, The Matrix-1999, Avatar-2009, Gattaca-1997, Wall-E-2008, Metropolis-1927, 2001: A Space Odyssey-1968, X-Men-2016, Brainstorm-1983, Eternal Sunshine of the Spotless Mind-2004” adlı filmleri transhümanist film örnekleri olarak verilebilir.
Bu yazının devamı 195. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İlkeler Nasıl Toplumsallaşır
Bugün Müslümanların önemli sorunlarından birisi, toplumsallaşma alanında yaşanmaktadır. Müslümanlar, birçok gayret göstermelerine, birçok yapı, grup, cemaat vs. kurmalarına rağmen, bir türlü toplumsallaşamamaktadırlar.
Özgün ve Öznel Bir ‘İslâm Kültür ve Medeniyeti’ Mümkün müdür?
Kültür ve medeniyet kavramsallaştırmasının genel kabul görmüş bir tanımlaması bulunmamaktadır. Bu kavramların neye tekabül ettiği sorusuna verilmiş cevapların çokluğu, ortak bir kavramsallaştırma etrafında dahi buluşulamamış olduğunu göstermektedir.
Kur’ân’ı Anlamada Yöntem – Salât Kavramı Örneği –
Sadece meal üzerinden yapılacak bir okuma kişiye Kur’ân hakkında genel bir bilgi verir fakat doğru anlamın yakalanabilmesi ancak Siyer merkezli bir okumayla mümkündür. Siyer’in yanında nüzul ve tefsir bilgisi, Peygamber öncesi Arap tarihi, dinler tarihi
Baudrillard ve Bir Meydan Okuma Olarak Ölümün Unutulması
Klasik insanın bilincinden ve hayatından kovalamak yerine beklediği ölüm, modern insanda kovalanası tedirgin edici bir düzlem olmuştur. Ölümden korkmak yerine onu hafife veya alaya alarak ölüme yaklaşmaktadır. Ölümü “hakiki haysiyet” olarak gören Adorno, ölümün çağdaş insan bilincinden kovulma nedenini; insanın öteki dünyaya olan umudunun kesilmesi ve şimdi ve burada olanın umutsuz sefaleti olarak açıklanmasıdır.
Gönül Maarifi ve Maarifin Gönlü: Bir Mukaddime Teşebbüsü
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.