Bilinen insanlık tarihinin en kadim meselesidir göç… Bir yerden başka bir yere gitmek anlamında hareketi/dinamizmi/devingenliği havi bir boyuta sahiptir. Nedenleri çeşitlidir… Coğrafyanın zorlayıcılığı olabileceği gibi açlık-yoksulluk-kıtlık-savaş da olabilir… Bir inancın-itikadın-ideolojinin yayılmasını sağlamak ya da ticari faaliyetler de dahildir bu nedenlerin arasına… Her halükarda mekan değişimi söz konusudur ve bu değişim tarih boyunca başka değişimleri de beraberinde getirmiştir. Kavimler göçü olarak bilinen olgunun tarihin akışını nasıl değiştirdiği malumdur. Anadolu olarak bilinen üzerinde yaşadığımız topraklar, göç hafızası en güçlü yerlerden biri olarak öne çıkar. Öyle ki buraların göç yolu olmasından mütevellit “köprü metaforuna” meşruiyet kazandırılmıştır. Gelip geçenin çokluğuna, Doğu ile Batı’nın birbirine bağlanmasına işaret eden bu metafor tarihsel bir gerçekliğe işaret etmenin yanında, köprülerin yapay karakteri gereği ilgili ülkeyi/toplumu kimlik-kişilik yoksunu olarak resmetmesi gibi son derece sorunlu bir içeriğe de sahiptir. Ancak konumuz bu olmadığı için burayı hızlı geçiyorum.
Tarih ilminden öğrendiğimiz kadarıyla diyebiliriz ki göçün etkilemediği bir toplum/kültür neredeyse yoktur. Orta Asya steplerinden Latin Amerika’ya, Hicaz Yarımada’sından Endülüs’e, İber Yarımada’sından Afrika ve Hindistan’a kadar göç hareketliliğinin şekillendirdiği küresel bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu gerçekliğin zorunlu sonucu olarak denebilir ki küre ölçeğinde saflığını muhafaza etmiş bir kavim ve kültürden bahsedilemez.
Bu yazının devamı
207. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Dünyalılar sara hastalığına tutulmuş. İnsanlık cinnet üstüne cinnet geçiriyor. Her taraftan insan kaynaklı krizlerin feryat –figanları yükseliyor. Olan bitenin azıcık bir kısmına şahit oluyoruz, şoklar yaşıyoruz. Tarihte de benzeri kriz nöbetleri yaşandı ve insanoğlu hemcinsini akla hayale gelmeyen yöntemlerle aşağıladı ve hayvanın hayvana verdiğinden çok daha büyük zararlar verdi. Bugün olan biteni anlamak çok zor. …
Kur’ân, insanın pusulası, yol haritası, rehberi, delili… Fertlerin, ailelerin ve toplumların hayat anayasası… Kur’ân, hayatın kullanma kılavuzu… Ona itibar etmeden kullanılan hayat, hayat değildir.
Her şey insan için yaratıldı. İnsanı insan olarak inşa eden, eşref-i mahlûkat derecesine yükselten ise Allah’ın kitabıdır. Allah’ın kitabından
İslam, dünyada üstün olarak insanca yaşamanın yolunu göstermiş ve Müslümanları buna teşvik etmiştir. Kur’an’a baktığımızda çalışmak, kazanmak, açık ve gizli infak etmek, yardım etmek,
Ayrımcılığın önlenmesi, çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, çocuğun görüşlerinin dikkate alınması gibi dört temel ilke üzerine bina edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesi çocuğun tanımıyla başlar. Her türlü ayrımcılığı yasaklayan sözleşmede çocuğun yüksek yararı,
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.
Kim Yerli? Kim Göçmen? Kim Yabancı?
Bilinen insanlık tarihinin en kadim meselesidir göç… Bir yerden başka bir yere gitmek anlamında hareketi/dinamizmi/devingenliği havi bir boyuta sahiptir. Nedenleri çeşitlidir… Coğrafyanın zorlayıcılığı olabileceği gibi açlık-yoksulluk-kıtlık-savaş da olabilir… Bir inancın-itikadın-ideolojinin yayılmasını sağlamak ya da ticari faaliyetler de dahildir bu nedenlerin arasına… Her halükarda mekan değişimi söz konusudur ve bu değişim tarih boyunca başka değişimleri de beraberinde getirmiştir. Kavimler göçü olarak bilinen olgunun tarihin akışını nasıl değiştirdiği malumdur. Anadolu olarak bilinen üzerinde yaşadığımız topraklar, göç hafızası en güçlü yerlerden biri olarak öne çıkar. Öyle ki buraların göç yolu olmasından mütevellit “köprü metaforuna” meşruiyet kazandırılmıştır. Gelip geçenin çokluğuna, Doğu ile Batı’nın birbirine bağlanmasına işaret eden bu metafor tarihsel bir gerçekliğe işaret etmenin yanında, köprülerin yapay karakteri gereği ilgili ülkeyi/toplumu kimlik-kişilik yoksunu olarak resmetmesi gibi son derece sorunlu bir içeriğe de sahiptir. Ancak konumuz bu olmadığı için burayı hızlı geçiyorum.
Tarih ilminden öğrendiğimiz kadarıyla diyebiliriz ki göçün etkilemediği bir toplum/kültür neredeyse yoktur. Orta Asya steplerinden Latin Amerika’ya, Hicaz Yarımada’sından Endülüs’e, İber Yarımada’sından Afrika ve Hindistan’a kadar göç hareketliliğinin şekillendirdiği küresel bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu gerçekliğin zorunlu sonucu olarak denebilir ki küre ölçeğinde saflığını muhafaza etmiş bir kavim ve kültürden bahsedilemez.
Bu yazının devamı 207. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yitik Değer: Vicdan
Dünyalılar sara hastalığına tutulmuş. İnsanlık cinnet üstüne cinnet geçiriyor. Her taraftan insan kaynaklı krizlerin feryat –figanları yükseliyor. Olan bitenin azıcık bir kısmına şahit oluyoruz, şoklar yaşıyoruz. Tarihte de benzeri kriz nöbetleri yaşandı ve insanoğlu hemcinsini akla hayale gelmeyen yöntemlerle aşağıladı ve hayvanın hayvana verdiğinden çok daha büyük zararlar verdi. Bugün olan biteni anlamak çok zor. …
Kur’ân Güfte mi?
Kur’ân, insanın pusulası, yol haritası, rehberi, delili… Fertlerin, ailelerin ve toplumların hayat anayasası… Kur’ân, hayatın kullanma kılavuzu… Ona itibar etmeden kullanılan hayat, hayat değildir.
Her şey insan için yaratıldı. İnsanı insan olarak inşa eden, eşref-i mahlûkat derecesine yükselten ise Allah’ın kitabıdır. Allah’ın kitabından
Çalışmak, Yardım Etmek ve Kuvvet Hazırlamak
İslam, dünyada üstün olarak insanca yaşamanın yolunu göstermiş ve Müslümanları buna teşvik etmiştir. Kur’an’a baktığımızda çalışmak, kazanmak, açık ve gizli infak etmek, yardım etmek,
BM Çocuk Hakları Sözleşmesine Eleştirel Yaklaşım
Ayrımcılığın önlenmesi, çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, çocuğun görüşlerinin dikkate alınması gibi dört temel ilke üzerine bina edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesi çocuğun tanımıyla başlar. Her türlü ayrımcılığı yasaklayan sözleşmede çocuğun yüksek yararı,
Ahlakın Eleştirisi ya da Eleştiri Ahlakı
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.
Alışverişe devam et