Bugün Filistin’de ve Gazze’de yaşananları 7 Ekim ile başlatarak konuşmak, bir romana ortasından başlamak veya birbirinin devamı sezonlardan oluşan bir diziye aradan girip film hakkında ilgili ilgisiz konuşmak gibi. Filistinlilerin yaşadığı sorun veya İsrail’in yaşattığı sorun 1850’lerden itibaren konuşulmadıkça anlaşılamayacak bir meseledir; belki de daha gerilere götürmek gerekecektir.
Ortada bir mesele ya da yaşanan bir problem, bu sadece yaşayanların değil; o olaya şahit olanların da meselesi ve imtihanıdır. Görüp de görmemezlikten gelen; duyup da duymamazlıktan, bilip de bilmemezlkten gelenlerin dahi, hülâsâ herkesin imtihanı başlamış oluyor.
Mehmet Çelenk’le röportajımızda konunun birçok boyutunu konuştuk ama röportajda en çarpıcı ifadelerden biri “Amelî Boyutu Olmayan Siyaset” oldu; bunu da başlık olarak belirledik. 7 Ekim’den sonraki olayları göstermiştir ki, Filistin’i çevreleyen ve İslam/ Müslümanlık iddiasındaki ülkelerin, belki de en çok konuştuğu ama siyaset üretmediği ve/ veya üretemediği konulardan biridir Filistin. Onun içindir ki, çoluk çocuk, kadın-erkek binlerce insan tüm dünyanın gözü önünde hunharca katledilirken, karşılaştığımız ‘ameli boyutu ıskalanmış bir siyaset’ ve retorik oluyor.
Syn. Çelenk’e, olayları farklı boyutlarıyla analiz eden ve herkesi inisiyatif almaya çağıran röportajından dolayı teşekkür ediyor ve siz değerli okurların istifadesine sunuyorum.
Çocuk edebiyatının mahiyeti, değer üretimi, tarihi seyri,yazarlığı, çizerliği, eğitim ve öğretimi bunlarla beraber çocuk kitapları yayıncılığı, editörlüğü ve daha birçok alan araştırma ve incelenmeye değer konular olsa da çocuk edebiyatının merkezinde çocuklar vardır.
Bu sebeple yazarımız Mustafa Ökkeş Evren, Nida’nın özel sayısı için çocuk edebiyatının başkahramanı çocuklarla “kitaba” ve “okumaya” dair söyleşi gerçekleştirdi.
Gözünün içine baka baka hesaplaşmak şöyle dursun, düşünmenin korku nesnesi muamelesi gördüğü bir toplumsal vasatı tarif ediyor Cemil Meriç: ‘…düşüncenin kuduz bir köpek gibi kovalandığı topraklar…’ ‘Düşünce’ sahipsiz, ortada… ‘Düşünmek’ ise asil ve soylu bir aidiyete sahip…
Pandemi sürecinin başladığı ilk dönemlerde, evlere kapandığımız sırada, ebeveynler panik halinde çocuklarını meşgul etmek adına, belki de okulda gün boyu yaptıkları etkinliklerden daha fazlasını evde gerçekleştirmeye çalıştılar. Ardı arkası kesilmeyen etkinlikler özellikle sosyal medyada adeta bir yarışa dönüştü. Bulunan bu çözüm yolu ilk başlarda ebeveyni ve çocuğu meşgul etse de bir süre sonra etkinliklere boğulan çocukların ilgisi dağılmaya başladı. Süre uzadıkça ebeveynler de bunun ne kadar sürdürülebilir bir çözüm yolu olduğu konusunda tereddüt etmeye başladılar. Biraz daha sakinleşip durumu kabullendikten sonra, bu kadar etkinliğin aslında işleri daha da zorlaştırabileceğini farkettiler.
“insanlığı kurtarma isteği duyan herkes günümüzde öncelikle sözü kurtarmalıdır” der Jasques Ellul “Sözün Düşüşü” kitabında. İmajların istila ettiği çağımızda, sözü ayağa kaldırmak, ona hak ettiği değeri vermek gerekmektedir. Bu sebeple bu sayıda Nida Dergisi olarak kavramlarımız üzerinden dil sorunlarını konuşmak, eleştiriye açmak istedik. Dilin medya yoluyla tahrifi ve iletişim araçlarının düşünmeyi teşvik etmekten çok zihni şaşkına çevirdiği günümüzde “söz ” yeniden anlam bulmalıdır. Hak ettiği değeri almalıdır. Kelimelerimiz neden bu kadar anlamsızlaştı? Dil probleminin günümüzdeki boyutları nelerdir? İmajların cazibesine kapılan modern insan sözü ayağa kaldırarak yeniden anlam bulabilir mi ? Sözün peşine düştük ve tüm bu soruların cevaplarını Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Tüzer hocamızla konuştuk. Siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunarız.
Sen onları ahlaklı olarak tanımlıyorsun ve ben de ama aynı zamanda ahlaklılığın doğasını da merak ediyorum. Ahlak, tarafsızlık, ılımlılık, her iki taraf… Bunların bağlamları yok mu? Açık adaletsizlik konusunda ılımlı olmak gerçekten bir erdem midir?
Mehmet Çelenk İle Filistin Üzerine; Ameli Boyutu Olmayan Siyaset
Bugün Filistin’de ve Gazze’de yaşananları 7 Ekim ile başlatarak konuşmak, bir romana ortasından başlamak veya birbirinin devamı sezonlardan oluşan bir diziye aradan girip film hakkında ilgili ilgisiz konuşmak gibi. Filistinlilerin yaşadığı sorun veya İsrail’in yaşattığı sorun 1850’lerden itibaren konuşulmadıkça anlaşılamayacak bir meseledir; belki de daha gerilere götürmek gerekecektir.
Ortada bir mesele ya da yaşanan bir problem, bu sadece yaşayanların değil; o olaya şahit olanların da meselesi ve imtihanıdır. Görüp de görmemezlikten gelen; duyup da duymamazlıktan, bilip de bilmemezlkten gelenlerin dahi, hülâsâ herkesin imtihanı başlamış oluyor.
Mehmet Çelenk’le röportajımızda konunun birçok boyutunu konuştuk ama röportajda en çarpıcı ifadelerden biri “Amelî Boyutu Olmayan Siyaset” oldu; bunu da başlık olarak belirledik. 7 Ekim’den sonraki olayları göstermiştir ki, Filistin’i çevreleyen ve İslam/ Müslümanlık iddiasındaki ülkelerin, belki de en çok konuştuğu ama siyaset üretmediği ve/ veya üretemediği konulardan biridir Filistin. Onun içindir ki, çoluk çocuk, kadın-erkek binlerce insan tüm dünyanın gözü önünde hunharca katledilirken, karşılaştığımız ‘ameli boyutu ıskalanmış bir siyaset’ ve retorik oluyor.
Syn. Çelenk’e, olayları farklı boyutlarıyla analiz eden ve herkesi inisiyatif almaya çağıran röportajından dolayı teşekkür ediyor ve siz değerli okurların istifadesine sunuyorum.
Mehmet Çelenk İle…
Bu yazının devamı 214. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
214. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Çocuk Edebiyatının Başkahramanı Çocuklarla “Kitaba” ve “Okumaya” Dair Söyleşiler
Çocuk edebiyatının mahiyeti, değer üretimi, tarihi seyri,yazarlığı, çizerliği, eğitim ve öğretimi bunlarla beraber çocuk kitapları yayıncılığı, editörlüğü ve daha birçok alan araştırma ve incelenmeye değer konular olsa da çocuk edebiyatının merkezinde çocuklar vardır.
Bu sebeple yazarımız Mustafa Ökkeş Evren, Nida’nın özel sayısı için çocuk edebiyatının başkahramanı çocuklarla “kitaba” ve “okumaya” dair söyleşi gerçekleştirdi.
Vehbi Başer ile Dilin, Zihnin ve Ufkun Daralması Meselesi Üzerine
Gözünün içine baka baka hesaplaşmak şöyle dursun, düşünmenin korku nesnesi muamelesi gördüğü bir toplumsal vasatı tarif ediyor Cemil Meriç: ‘…düşüncenin kuduz bir köpek gibi kovalandığı topraklar…’ ‘Düşünce’ sahipsiz, ortada… ‘Düşünmek’ ise asil ve soylu bir aidiyete sahip…
Ayşe Pehlivan ile “Çocuklarla İletişim Kurmanın Yolları” Üzerine Konuştuk….
Pandemi sürecinin başladığı ilk dönemlerde, evlere kapandığımız sırada, ebeveynler panik halinde çocuklarını meşgul etmek adına, belki de okulda gün boyu yaptıkları etkinliklerden daha fazlasını evde gerçekleştirmeye çalıştılar. Ardı arkası kesilmeyen etkinlikler özellikle sosyal medyada adeta bir yarışa dönüştü. Bulunan bu çözüm yolu ilk başlarda ebeveyni ve çocuğu meşgul etse de bir süre sonra etkinliklere boğulan çocukların ilgisi dağılmaya başladı. Süre uzadıkça ebeveynler de bunun ne kadar sürdürülebilir bir çözüm yolu olduğu konusunda tereddüt etmeye başladılar. Biraz daha sakinleşip durumu kabullendikten sonra, bu kadar etkinliğin aslında işleri daha da zorlaştırabileceğini farkettiler.
Prof. Dr. İbrahim Tüzer İle “Kelimelerimiz, Kavramlarımız ve Zihin Dünyamız Üzerine…”
“insanlığı kurtarma isteği duyan herkes günümüzde öncelikle sözü kurtarmalıdır” der Jasques Ellul “Sözün Düşüşü” kitabında. İmajların istila ettiği çağımızda, sözü ayağa kaldırmak, ona hak ettiği değeri vermek gerekmektedir. Bu sebeple bu sayıda Nida Dergisi olarak kavramlarımız üzerinden dil sorunlarını konuşmak, eleştiriye açmak istedik. Dilin medya yoluyla tahrifi ve iletişim araçlarının düşünmeyi teşvik etmekten çok zihni şaşkına çevirdiği günümüzde “söz ” yeniden anlam bulmalıdır. Hak ettiği değeri almalıdır. Kelimelerimiz neden bu kadar anlamsızlaştı? Dil probleminin günümüzdeki boyutları nelerdir? İmajların cazibesine kapılan modern insan sözü ayağa kaldırarak yeniden anlam bulabilir mi ? Sözün peşine düştük ve tüm bu soruların cevaplarını Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Tüzer hocamızla konuştuk. Siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunarız.
Farid Esack ile Güney Afrikalı Nazarında İsrail Apartheidi
Sen onları ahlaklı olarak tanımlıyorsun ve ben de ama aynı zamanda ahlaklılığın doğasını da merak ediyorum. Ahlak, tarafsızlık, ılımlılık, her iki taraf… Bunların bağlamları yok mu? Açık adaletsizlik konusunda ılımlı olmak gerçekten bir erdem midir?
Alışverişe devam et