Hz. Âdem, yaratılan ilk insan, üç monoteist dinin de temelinde yer alan insanın yaratılma hikâyesi, dünyevi zaman algısının henüz söz konusu olmadığı bir zamanda ve bildiğimiz fizik dünyadan başka nitelikteki bir cennet bahçesi üzerinde başlar. Cennetten çıkmalarıyla bildiğimiz zamansal ve mekânsal dünyevi yaşam formuna geçen Hz. Âdem ve Hz. Havva, insan yaşamının nasıl başladığına dair üzerinde yüzyıllardır konuşmaya devam ettiğimiz bir olay örgüsü sunarlar.
İnsan olmanın ne demek olduğu ve nasıl yaratıldığı sorusuna cevap aramak üzere Hz. Âdem’in hikâyesine geri dönebiliriz; çünkü bu hikâye bir taraftan kendi bireysel tecrübesi olması bakımından ona özgüyken, diğer taraftan da âdemoğlu olmak bakımından tüm insanları ilgilendirir. Hikâyenin en can alıcı noktası, etik-dini bir sınır olan yasanın geçilmesi, yani günah kavramıyla insanın ilk tanışıklığının anlatıldığı kısımdır. “İlk kişi niteliği vazeder. Dolayısıyla Âdem, günahı hem kendi için, hem de insan türü için vazeder.”[1] Kierkegaard’ın da bahsettiği üzere Hz. Âdem’in tecrübesi kendine özgü bir tecrübe olmak dışında tüm insanlığın ortak tecrübesinin ilki olmak bakımından da düşünülmeye değerdir.
Neredeyse tamamı doğal bir işlenmişlikle renklenen bir belde olarak Ürgüp’te sabah, yalnızca güneşin değil, taşın hafızasının da uyanışıyla başlar. Malum Katpatuka/Güzel Atların Ülkesi Kapadokya’nın oyuk kayaları, yılların rüzgârını değil,
Modern dönemde Batılı dünya görüşleri sömürgecilik aracılığıyla mutlaklaştırılmış, Batılı olmayan dünya görüşleri, hayat tarzları, tarih algıları ise tarihin dışına sürülmüştür. Batılı olmayan düşünce, tarih, kültür ve insan değersiz görülmüştür. Aydınlanmacı modern zamanlar boyunca Müslüman halklar kültürel, düşünsel, zihinsel soykırıma tabi tutulmuştur.
İsrail’in “sınırları belli olmayan bir devlet” olarak 1948’den bu yana Filistin topraklarını işgal ederek sürekli genişlemesini ve daha fazlasını anlamak için Talmudist-Rabbinik Yahudi eskatolojisini anlamak gerekiyor.
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
Günah ve Tövbe İlişkisine Sınır Kavramı Üzerinden Varoluşsal Bir Bakış
Hz. Âdem, yaratılan ilk insan, üç monoteist dinin de temelinde yer alan insanın yaratılma hikâyesi, dünyevi zaman algısının henüz söz konusu olmadığı bir zamanda ve bildiğimiz fizik dünyadan başka nitelikteki bir cennet bahçesi üzerinde başlar. Cennetten çıkmalarıyla bildiğimiz zamansal ve mekânsal dünyevi yaşam formuna geçen Hz. Âdem ve Hz. Havva, insan yaşamının nasıl başladığına dair üzerinde yüzyıllardır konuşmaya devam ettiğimiz bir olay örgüsü sunarlar.
İnsan olmanın ne demek olduğu ve nasıl yaratıldığı sorusuna cevap aramak üzere Hz. Âdem’in hikâyesine geri dönebiliriz; çünkü bu hikâye bir taraftan kendi bireysel tecrübesi olması bakımından ona özgüyken, diğer taraftan da âdemoğlu olmak bakımından tüm insanları ilgilendirir. Hikâyenin en can alıcı noktası, etik-dini bir sınır olan yasanın geçilmesi, yani günah kavramıyla insanın ilk tanışıklığının anlatıldığı kısımdır. “İlk kişi niteliği vazeder. Dolayısıyla Âdem, günahı hem kendi için, hem de insan türü için vazeder.”[1] Kierkegaard’ın da bahsettiği üzere Hz. Âdem’in tecrübesi kendine özgü bir tecrübe olmak dışında tüm insanlığın ortak tecrübesinin ilki olmak bakımından da düşünülmeye değerdir.
Bu yazının devamı 209. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
209. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Alev Alatlı’yı Ürgüp’te Anlamak: Taşın Hafızası ve Edebî Direniş
Neredeyse tamamı doğal bir işlenmişlikle renklenen bir belde olarak Ürgüp’te sabah, yalnızca güneşin değil, taşın hafızasının da uyanışıyla başlar. Malum Katpatuka/Güzel Atların Ülkesi Kapadokya’nın oyuk kayaları, yılların rüzgârını değil,
Müslüman Zihninin Yeniden İnşa Edilmesi Gerek
Modern dönemde Batılı dünya görüşleri sömürgecilik aracılığıyla mutlaklaştırılmış, Batılı olmayan dünya görüşleri, hayat tarzları, tarih algıları ise tarihin dışına sürülmüştür. Batılı olmayan düşünce, tarih, kültür ve insan değersiz görülmüştür. Aydınlanmacı modern zamanlar boyunca Müslüman halklar kültürel, düşünsel, zihinsel soykırıma tabi tutulmuştur.
İsrail’i Nasıl Mağlup Ederiz?
İsrail’in “sınırları belli olmayan bir devlet” olarak 1948’den bu yana Filistin topraklarını işgal ederek sürekli genişlemesini ve daha fazlasını anlamak için Talmudist-Rabbinik Yahudi eskatolojisini anlamak gerekiyor.
Diplomatik Tavır: İlkesiz İlişkiler
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
İçtihad Yanılma Hürriyeti
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
Alışverişe devam et