Kapitalizm kabuk değiştiriyor ve tekno-feodal denebilecek bir yapılanmayla yeniden ve daha etkili yol alıyor. Böylece teknoloji şirketleri, eskiden serbest piyasanın doğal rekabetine bırakılan işlevlerini tek tek kendi kontrollerine almaya girişiyorlar. Kapitalizmin, bir zamanlar çökmekte olan feodal düzenin krizinden doğmasına benzer şekilde, piyasa dinamikleri denen olgular, yerini giderek artan oranda feodalite benzeri bağımlılık ilişkilerine bırakıyor. Dijital platformlar bir çeşit ‘dijital toprak ağalığı’na, kullanıcılar ise bu platformların arazilerinde çalışan ‘dijital serfler’e dönüşüyor.
Hayata dair algılar ve toplumsal yansımaları artık daha kısa sürelerde değişiyor. Post çağlarda yaşadığımız anlatısı yaygın bir şekilde dillendiriliyor. Yeni yaşam pratikleri ve dinsellikleri, küresel kapital piyasa gölgesinde pazarlamanın nesneleri olarak serpilip yayılıyor. Kadim dünyanın bilgeliğine ve dinlerin hakikat tekliflerine karşı umursamaz hatta yer yer küçümser yaklaşımlar gelişiyor. Sekülerleşme, rasyonalleşme, dünyanın büyüsünün bozulması tartışmalarından sonra kutsalın dönüşü tezleri dile getirildi. Aslında kutsalın değil, kutsalların; hakikatin değil hakikatlerin; dinin değil dinselliklerin, nesnelliğin değil öznelliğin, kurumsal yapıların değil özerkliklerin yaygınlaştığı bir toplumsal gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu bağlamda yeni gnostik, spiritüel akımlar, yeni dinsel hareketler, senkretik inanç sistemleri kurarak, hakikati kurumsal otoriteden koparıp özneye devrederek, inanç ile deneyim arasındaki sınırı yeniden çizen bir metamorfozu temsil ediyor.









