Rivayet edilir kı kasnak yapıp satan biri köşke gelin gider. Köşkte gezerken ahşap oyma ve kakmalı mobilyalara, merdivenlere, ahşap balkona bakarken kayınpederi: ‘Çok güzel değil mi, nasıl buldun, neler düşünüyorsun? diye sorar. Kızsa: ‘Evet çok güzel. Bunlardan ne kasnaklar yapılır onu düşünüyorum’ der ve ortam kulakları sağır eden derin bir sessizliğe gömülür.
Şehirlerimize hangi gözle bakıyoruz veya hangi gözle bakıyorlar?
Konut ve imar alanı olarak mı? Peyzaj alanı olarak mı? Ekonomik kazanç kapısı olarak mı? İnsan, inanç ve kültür olarak mı?
Merkeze ne tür bakış açısını alıyorsanız, şehir o bakış açısına göre şekil alıyor.
Merkezlerine ilim/bilim merkezlerini ve mabedleri alan şehirler ‘mamur şehirler; alışveriş ve tüketim merkezlerinin hantal bir cüsse gibi yayıldığı şehirlerse ‘kılıksız şehirler’dir.
Bir kişinin kılıksızlığı dış görünüşündeki uyumsuzluğu, giyim kuşamındaki tutarsızlığı ve biçimsizliğiyle ilgilidir. Aslında sorun, dış görünüşünden ziyade iç aleminde, o konuda yaşadığı belirsizlik ve karmaşadadır.










Henüz değerlendirme yapılmadı.