Dil deyip geçmemek gerek, tüm değerleri sırtlanır. Öyle bir sırtlanır ki dil sahibinin hangi düzey, seviye ve kültür ikliminden tutun da, hangi değerleri yüklendiğine, derdine-tasasına kadar hemen her şeyi taşır da çoğu kez farkına varılmaz.
Bazen kelam olur, bazen bir yazı, bazen de bir şiir olur ‘dil’. Her ne olursa olsun, bagajı, kavmiyle, kültür ve medeniyeti, dünya görgüsü ve nezaketiyle yüklü olarak dolaşır.
Kültür ve inanç iklimi güçlendikçe ‘dil’deki seviye yükselir, rakik bir hal alır ve muhteva kazanır.
Kabile toplumunun dili kabileyle sınırlı olduğundan, kabiledeki biri onun sınırlarını ve çeperini aşıp konuşamaz. En ulvî meseleleri bile kendi dar çerçevesine döker, kalıbını genişletme imkânlarını pek gözetmez.
Bir şeye dikkat çekmektedir vahiy ve öyle bir dil üzerine inşa etmiştir ki kendini, çeperi, kabile yapısı ve dilinin -tanımlamak şöyle dursun- anlayamayacağı kadar geniştir. Kabile dili derken kabile zihniyetini kastediyoruz aslında. Kabile sorunlarına gömülü ve sorunları kangrenleştiren, kangrenleştiği için de çözümü konusunda karamsar olunan bir noktadan değil; daha üst bir dil inşa olunmuştu.










Henüz değerlendirme yapılmadı.