Gözetimsiz bir dünya ne mümkün!
İnsan, küçüklükten itibaren anne babası, kardeşi, konu komşusu tarafından gözlenir, gözetlenir. Mahalledeyseniz mahalle sakinleri giren çıkanı gözler. Köyde muhtar, şehirde bekçi vs… Hatta toplumda sorumluluk sahibi varlıklılar ve herhangi bir konuda imkân sahipleri, ailelerinden başlamak üzere, yakın akraba, eş-dostu da gözler. Zorda kaldığı ve imkânları yetmediği yerde sorumluluklarını kuşanmak için. Buna, gözlemenin, gözetlemenin erdem ve ahlâkla buluşmuş hâli, ideal hâli de denebilir. Ahlâk ve erdemle buluşmayan hâli ‘dedikodu’, ‘koğuculuk’ ve ‘tecessüs’ yani casusluktur. Bunu mazur gördüğümüz, bu hatayı ve günahı hafiflettiğimiz sanılmasın ama bir deyişte de denir ki: (bir yanıyla) “Dedikodu toplumların emniyet sibobudur.’ Dedikodunun iyisi mi olurmuş, tabiî ki olmaz. O, ahlâkî bir hamlık, kültürel bir düşüklüktür. Yapan açısından durum böyleyken; ‘hakkında konuşulana da bazen kendine bakma, çeki düzen verme fırsatı verir. Dikkatinizi çekmiş olmalı, bahsetmiş olduğumuz ‘gözleme/gözetleme’ biçiminde, bir kültürün, bir yerleşim ve konaklama biçiminin hatta bir dinin etkisi söz konusudur. Yanlış ve eksiğiyle birlikte bir dayanışma, güvenlik kurma ve kültürleşme biçimi sağlanır. Çok idealize etmemekle birlikte bu bahisteki gözetleme ‘gözetmek’ içindir.










Henüz değerlendirme yapılmadı.