Hz. Muhammed’in peygamberlik hayatı miladi yedinci yüzyıldır. Bize bu tarihî yaşanmışlığı nakleden metinlerin genelini “İslâmî metinler” olarak isimlendirebiliriz. Bu metinleri de şifâhî Kur’an bölümlerinin yazıya geçirilmiş hâli Mushaf ve Mushaf dışında kalan rivâyet malzemesi olarak ikili bir tasnife tâbi tutabiliriz. Tarihî süreçte Hz. Muhammed’in hayat hikâyesini ve tebliğinin mahiyetini anlamayı ve yorumlamayı gaye edinen çeşitli disiplinler geliştirilmiştir. Bunlardan akla ilk gelenleri siyer, hadis, tefsir, kelam ve İslâm hukukudur.
Başlangıcından günümüze değin Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği mesajı sonraki nesillere aktarmayı amaçlayan bu disiplinlerin üzerinde uzlaştığı bir “metin usulü” ya da başka bir ifadeyle “metin bilimi”nden bahsetmek güçtür. Aksine, ilgili disiplinlerden her biri kendine özgü literatür ve araştırma yöntemlerini benimsemiştir. Öyle ki zorunlu görülen durumlar istisna edilecek olursa bu disiplinler arasında ciddi bir irtibatsızlık olduğu ve çoğu kez araştırma sürecinde birbirlerinin kaynaklarına dahi bakma ihtiyacı duymadıkları gözlenmektedir.
İnsanların adalet arayışları Hz. Âdem’den beri devam etmektedir. Düşünceleri, bakış açıları değişse de insanların temel talepleri genellikle adalet olmuştur. Zorbalığı, zulmü hiçbir toplum hoş karşılamamıştır. Zamana ve coğrafyalara göre farklı anlamlar yüklense de adaletin büyük önem taşıması, hayatın her alanında kendisine yer bulması gerektiği ile ilgilidir.
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Hukukun bulunduğu yeri, ne olduğunu ve neye hizmet ettiğini anlamak için cesur sorular sorulmalıdır. Verilecek cevaplar bizlere zarar verse dahi. Hukuk, adil bir düzen yaratmak için var ise, adalet acı da olsa talep edilebilmeli. Ancak geçen zamana bakıldığında; gücü elinde bulunduran erk, hukuku kontrol etmiş ve hukuk ile kendi menfaatleri çerçevesinde toplumu şekillendirmiştir.
Ve gelecek geldi. Burası fütürizmin son noktası olabilir. Uzak ve imkânsız bir geleceğin yerini, zamansal algının yıkıma uğradığı kopuk ve bağsız “şimdiler yığını” almaktadır. İnsan kalmak, bu asrın en başat sorunu. İnsanlık, binlerce yıllık ilerleme çabasına rağmen; bugün, başladığı yerin de gerisindedir. Modern insan bir zamanlar konfor ve verimlilik vaatleriyle ürettiği araçların bugün içine düşmüş görünmektedir. O, geldiğimiz noktada bedeniyle bir yok-karakterdir.
Bir Metin Usûlü Önerisi Olarak “Bütünsel Yaklaşım Metodu”
Hz. Muhammed’in peygamberlik hayatı miladi yedinci yüzyıldır. Bize bu tarihî yaşanmışlığı nakleden metinlerin genelini “İslâmî metinler” olarak isimlendirebiliriz. Bu metinleri de şifâhî Kur’an bölümlerinin yazıya geçirilmiş hâli Mushaf ve Mushaf dışında kalan rivâyet malzemesi olarak ikili bir tasnife tâbi tutabiliriz. Tarihî süreçte Hz. Muhammed’in hayat hikâyesini ve tebliğinin mahiyetini anlamayı ve yorumlamayı gaye edinen çeşitli disiplinler geliştirilmiştir. Bunlardan akla ilk gelenleri siyer, hadis, tefsir, kelam ve İslâm hukukudur.
Başlangıcından günümüze değin Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği mesajı sonraki nesillere aktarmayı amaçlayan bu disiplinlerin üzerinde uzlaştığı bir “metin usulü” ya da başka bir ifadeyle “metin bilimi”nden bahsetmek güçtür. Aksine, ilgili disiplinlerden her biri kendine özgü literatür ve araştırma yöntemlerini benimsemiştir. Öyle ki zorunlu görülen durumlar istisna edilecek olursa bu disiplinler arasında ciddi bir irtibatsızlık olduğu ve çoğu kez araştırma sürecinde birbirlerinin kaynaklarına dahi bakma ihtiyacı duymadıkları gözlenmektedir.
Bu yazının devamı 209. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
209. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Tevhid, Adalet ve Erdem
İnsanların adalet arayışları Hz. Âdem’den beri devam etmektedir. Düşünceleri, bakış açıları değişse de insanların temel talepleri genellikle adalet olmuştur. Zorbalığı, zulmü hiçbir toplum hoş karşılamamıştır. Zamana ve coğrafyalara göre farklı anlamlar yüklense de adaletin büyük önem taşıması, hayatın her alanında kendisine yer bulması gerektiği ile ilgilidir.
Kalpsiz Bir Dünyadan Kalpsiz Bir Algoritmaya
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Eleştiri, Bize Yabancı Bir Mefhum..
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Hukuk: Devletin Manipülatif Bir Aracı mı Yoksa Toplumsal Düzenin Temeli mi?
Hukukun bulunduğu yeri, ne olduğunu ve neye hizmet ettiğini anlamak için cesur sorular sorulmalıdır. Verilecek cevaplar bizlere zarar verse dahi. Hukuk, adil bir düzen yaratmak için var ise, adalet acı da olsa talep edilebilmeli. Ancak geçen zamana bakıldığında; gücü elinde bulunduran erk, hukuku kontrol etmiş ve hukuk ile kendi menfaatleri çerçevesinde toplumu şekillendirmiştir.
Vaatlerin Ötesinde: Teşhir Nesnesi Olarak Bilim Kurgusal Bedenler
Ve gelecek geldi. Burası fütürizmin son noktası olabilir. Uzak ve imkânsız bir geleceğin yerini, zamansal algının yıkıma uğradığı kopuk ve bağsız “şimdiler yığını” almaktadır. İnsan kalmak, bu asrın en başat sorunu. İnsanlık, binlerce yıllık ilerleme çabasına rağmen; bugün, başladığı yerin de gerisindedir. Modern insan bir zamanlar konfor ve verimlilik vaatleriyle ürettiği araçların bugün içine düşmüş görünmektedir. O, geldiğimiz noktada bedeniyle bir yok-karakterdir.
Alışverişe devam et