Hz. Muhammed’in peygamberlik hayatı miladi yedinci yüzyıldır. Bize bu tarihî yaşanmışlığı nakleden metinlerin genelini “İslâmî metinler” olarak isimlendirebiliriz. Bu metinleri de şifâhî Kur’an bölümlerinin yazıya geçirilmiş hâli Mushaf ve Mushaf dışında kalan rivâyet malzemesi olarak ikili bir tasnife tâbi tutabiliriz. Tarihî süreçte Hz. Muhammed’in hayat hikâyesini ve tebliğinin mahiyetini anlamayı ve yorumlamayı gaye edinen çeşitli disiplinler geliştirilmiştir. Bunlardan akla ilk gelenleri siyer, hadis, tefsir, kelam ve İslâm hukukudur.
Başlangıcından günümüze değin Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği mesajı sonraki nesillere aktarmayı amaçlayan bu disiplinlerin üzerinde uzlaştığı bir “metin usulü” ya da başka bir ifadeyle “metin bilimi”nden bahsetmek güçtür. Aksine, ilgili disiplinlerden her biri kendine özgü literatür ve araştırma yöntemlerini benimsemiştir. Öyle ki zorunlu görülen durumlar istisna edilecek olursa bu disiplinler arasında ciddi bir irtibatsızlık olduğu ve çoğu kez araştırma sürecinde birbirlerinin kaynaklarına dahi bakma ihtiyacı duymadıkları gözlenmektedir.
Bu yazının devamı
209. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İslâm coğrafyasında husule gelmiş iki türlü kekemelik mevcuttur. Birincisi; Müslüman ilim zihninin taşlaşması neticesinde düşünsel üretimini sonlandırması, ikincisi ise; birincisine bağlı olarak kendisi dışında üretilmiş
Giriş: İnsan Neyi Kaybetti? İnsan, yalnızca yaşayan değil, yaşadıklarına bir anlam vermek isteyen varlıktır. Başına gelenlerin nedenini bilmek, hayatını daha büyük bir bütünün içinde görmek ister. Doğumdan ölüme uzanan bu yolun rastgele olmadığını düşünmek, acının ve kaybın karşısında tutunabileceği bir söz bulmak ister. Belki de bu yüzden insanlık tarihi boyunca din, sadece inanılan birtakım hükümlerden …
Bir vakıa olarak var olmakla birlikte “İslâm Düşüncesi” tabiri modern zamanlara ait bir kullanımdır. İslâm düşüncesi “Müslümanların, özellikle, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle, diğer kadim insanlık kültürlerinden de faydalanarak; bir sistem dâhilinde ve tutarlılığı esas alarak ortaya koydukları, bütün uhrevî, dünyevî yorumlar ve tevillerdir… İslâm düşüncesi; Allah, varlık, bilgi, sanat, estetik, ahlâk, felsefe, değer vb. hakkında Müslümanların tefekkürünü ihtivâ ettiği gibi onların sırât-ı müstakim üzere olmalarını da akılları nispetinde telkin etmektedir.
Tedavinin bir netice vermesi için doğru bir teşhis şarttır. Yukarıda özetlenen fikirler İslam âleminin hâl-i pür melali ile içtihat kapısının kapanması arasında bir sebep sonuç ilişkisi kurmakta dolayısıyla çözümü de burada aramaktadır. Peki, esas mesele hukuki değilse o zaman ne olacaktır?
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
Bir Metin Usûlü Önerisi Olarak “Bütünsel Yaklaşım Metodu”
Hz. Muhammed’in peygamberlik hayatı miladi yedinci yüzyıldır. Bize bu tarihî yaşanmışlığı nakleden metinlerin genelini “İslâmî metinler” olarak isimlendirebiliriz. Bu metinleri de şifâhî Kur’an bölümlerinin yazıya geçirilmiş hâli Mushaf ve Mushaf dışında kalan rivâyet malzemesi olarak ikili bir tasnife tâbi tutabiliriz. Tarihî süreçte Hz. Muhammed’in hayat hikâyesini ve tebliğinin mahiyetini anlamayı ve yorumlamayı gaye edinen çeşitli disiplinler geliştirilmiştir. Bunlardan akla ilk gelenleri siyer, hadis, tefsir, kelam ve İslâm hukukudur.
Başlangıcından günümüze değin Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği mesajı sonraki nesillere aktarmayı amaçlayan bu disiplinlerin üzerinde uzlaştığı bir “metin usulü” ya da başka bir ifadeyle “metin bilimi”nden bahsetmek güçtür. Aksine, ilgili disiplinlerden her biri kendine özgü literatür ve araştırma yöntemlerini benimsemiştir. Öyle ki zorunlu görülen durumlar istisna edilecek olursa bu disiplinler arasında ciddi bir irtibatsızlık olduğu ve çoğu kez araştırma sürecinde birbirlerinin kaynaklarına dahi bakma ihtiyacı duymadıkları gözlenmektedir.
Bu yazının devamı 209. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kekeme Adına Konuşmak
İslâm coğrafyasında husule gelmiş iki türlü kekemelik mevcuttur. Birincisi; Müslüman ilim zihninin taşlaşması neticesinde düşünsel üretimini sonlandırması, ikincisi ise; birincisine bağlı olarak kendisi dışında üretilmiş
Kayıp Anlamın Peşinde Yeni Kutsallar Postmodern Bireyin Dinî Gelenekten Spiritüel Deneyime Yolculuğu
Giriş: İnsan Neyi Kaybetti? İnsan, yalnızca yaşayan değil, yaşadıklarına bir anlam vermek isteyen varlıktır. Başına gelenlerin nedenini bilmek, hayatını daha büyük bir bütünün içinde görmek ister. Doğumdan ölüme uzanan bu yolun rastgele olmadığını düşünmek, acının ve kaybın karşısında tutunabileceği bir söz bulmak ister. Belki de bu yüzden insanlık tarihi boyunca din, sadece inanılan birtakım hükümlerden …
İslâm Düşünce Geleneği
Bir vakıa olarak var olmakla birlikte “İslâm Düşüncesi” tabiri modern zamanlara ait bir kullanımdır. İslâm düşüncesi “Müslümanların, özellikle, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle, diğer kadim insanlık kültürlerinden de faydalanarak; bir sistem dâhilinde ve tutarlılığı esas alarak ortaya koydukları, bütün uhrevî, dünyevî yorumlar ve tevillerdir… İslâm düşüncesi; Allah, varlık, bilgi, sanat, estetik, ahlâk, felsefe, değer vb. hakkında Müslümanların tefekkürünü ihtivâ ettiği gibi onların sırât-ı müstakim üzere olmalarını da akılları nispetinde telkin etmektedir.
İslam Dünyasının “Geri” Kalması ve İslam Hukukunda İçtihat Kapısı
Tedavinin bir netice vermesi için doğru bir teşhis şarttır. Yukarıda özetlenen fikirler İslam âleminin hâl-i pür melali ile içtihat kapısının kapanması arasında bir sebep sonuç ilişkisi kurmakta dolayısıyla çözümü de burada aramaktadır. Peki, esas mesele hukuki değilse o zaman ne olacaktır?
Palyatif ve Yorgun Toplumların Palyatif ve Yorgun Filozofları
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.