Muhafazakârlık nedir, neyi muhafaza eder? Ya da nasıl muhafaza eder, neye karşı muhafaza eder? Aslında muhafaza edilmeli mi? Bir ideoloji veya değil, bir siyasal tepki veya değil, bir alışkanlık veya değil ama en az iki asırdır etkin olan bu güç neyin nesi? Muhafazakârlığın kültüre, siyasete ve gündelik yaşama etkileri nelerdir? Türkiye’de ise dünyadakinden daha başka bir hikâyeye sahip olan muhafazakârlık, bilinen anlamından epey uzaklaşmıştır desek yeridir. Son dönemde çokça telaffuz ve terennüm edilen muhafazakârlık konusuna yeni bir bakış açısı getirmek için Türk muhafazakârlığı üzerine ihtisas yapmış olan siyasi düşünceler tarihçisi Hasan Aksakal ile muhafazakârlığın dünyadaki ve Türkiye’deki serencamı üzerine yaptığımız röportajla sizleri baş başa bırakıyoruz.
Sizce muhafazakârlık bir ideoloji mi yoksa ‘varolan bir alet çantasına aşinalık, alışkanlık, zihni bir eğilim mi’[1] yoksa bunların dışında başka bir şey mi?
Muhafazakârlığın bir ideoloji mi, bir dünya görüşü mü olduğuna dair tartışma hayli uzun zamandır uluslararası literatürde yer tutuyor. Ancak Fransa’daki devrimin ortaya çıkardığı yeni toplumsal ve siyasal düzene verilen olumlu-olumsuz tepkilere bakıldığında, liberalizm, milliyetçilik gibi, radikalizm gibi, muhafazakârlığın da politik ve sosyal haklar bağlamında bir ideoloji olduğundan bahsedebileceğimiz görülüyor.
Kimlik, aynı olmak mı yoksa farklı olmak mı? Ne kadar bana dair ne kadar ötekine dair? Siyasal arenada çokça istismar edilen bir kavram olarak kimlik aslında nedir? Modern zamanlarda ki anlamıyla tarihte benzer bir kimlik problemi yok diyoruz peki, sorun nerede başlıyor ve nerede bitmeli? Bir ulus devlet içersinde Müslüman kimlik nasıl tanımlanır?
İslam dininin siyaset ile ilişkisi ihtiyaçlar, şartlar, mecburiyetler karşısında ve bir doğallık içerisinde akıp gelmiştir. Dahası, yeni kitabımda açıklamaya çalıştığım gibi, sekiz ile on birinci asırlar arasındaki İslam dinini temsil eden, günümüz terminolojisi ile Sünni ve Şii dediğimiz ulema, devletle aralarına mesafe koymuşlardır.
Fütürizm, gelecek kehanetlerinden çok daha fazlası ama gaybın bilgisi de değil. Belirsizliklerden, hayallerden, planlardan, programlardan, reklamlardan ilâ-âhir geleceğe dair her şeyden beslenen bir çalışma alanı. Peki, Fütürizm; bilim kurgu, ütopya ve distopyalar arasına sıkışmış çağdaş tahakküm araçlarından biri mi yoksa kaçırdığımız dünya gerçeklerinden biri mi?
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir?
“Renk, ırk, cins, dil, din, statü/hür köle ayrımı gözetmeksizin, bütün insanlar tarağın dişleri gibi eşittirler. Üstünlük, sadece Allah’a karşı gelmeme ve kulluk bilincini yaşama üstünlüğündedir. Batı da Allah’ın kontrolü altında, Allah bilinci ile bir insana hizmet etme düşüncesi yoktur.
Muhafazakârlık Üzerine
Muhafazakârlık nedir, neyi muhafaza eder? Ya da nasıl muhafaza eder, neye karşı muhafaza eder? Aslında muhafaza edilmeli mi? Bir ideoloji veya değil, bir siyasal tepki veya değil, bir alışkanlık veya değil ama en az iki asırdır etkin olan bu güç neyin nesi? Muhafazakârlığın kültüre, siyasete ve gündelik yaşama etkileri nelerdir? Türkiye’de ise dünyadakinden daha başka bir hikâyeye sahip olan muhafazakârlık, bilinen anlamından epey uzaklaşmıştır desek yeridir. Son dönemde çokça telaffuz ve terennüm edilen muhafazakârlık konusuna yeni bir bakış açısı getirmek için Türk muhafazakârlığı üzerine ihtisas yapmış olan siyasi düşünceler tarihçisi Hasan Aksakal ile muhafazakârlığın dünyadaki ve Türkiye’deki serencamı üzerine yaptığımız röportajla sizleri baş başa bırakıyoruz.
Sizce muhafazakârlık bir ideoloji mi yoksa ‘varolan bir alet çantasına aşinalık, alışkanlık, zihni bir eğilim mi’[1] yoksa bunların dışında başka bir şey mi?
Muhafazakârlığın bir ideoloji mi, bir dünya görüşü mü olduğuna dair tartışma hayli uzun zamandır uluslararası literatürde yer tutuyor. Ancak Fransa’daki devrimin ortaya çıkardığı yeni toplumsal ve siyasal düzene verilen olumlu-olumsuz tepkilere bakıldığında, liberalizm, milliyetçilik gibi, radikalizm gibi, muhafazakârlığın da politik ve sosyal haklar bağlamında bir ideoloji olduğundan bahsedebileceğimiz görülüyor.
Bu yazının devamı 187. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
187. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Kimlik Sorunu ve Kimliğimiz Üzerine
Kimlik, aynı olmak mı yoksa farklı olmak mı? Ne kadar bana dair ne kadar ötekine dair? Siyasal arenada çokça istismar edilen bir kavram olarak kimlik aslında nedir? Modern zamanlarda ki anlamıyla tarihte benzer bir kimlik problemi yok diyoruz peki, sorun nerede başlıyor ve nerede bitmeli? Bir ulus devlet içersinde Müslüman kimlik nasıl tanımlanır?
İslam ve Siyaset Üzerine
İslam dininin siyaset ile ilişkisi ihtiyaçlar, şartlar, mecburiyetler karşısında ve bir doğallık içerisinde akıp gelmiştir. Dahası, yeni kitabımda açıklamaya çalıştığım gibi, sekiz ile on birinci asırlar arasındaki İslam dinini temsil eden, günümüz terminolojisi ile Sünni ve Şii dediğimiz ulema, devletle aralarına mesafe koymuşlardır.
Fütürizm Üzerine
Fütürizm, gelecek kehanetlerinden çok daha fazlası ama gaybın bilgisi de değil. Belirsizliklerden, hayallerden, planlardan, programlardan, reklamlardan ilâ-âhir geleceğe dair her şeyden beslenen bir çalışma alanı. Peki, Fütürizm; bilim kurgu, ütopya ve distopyalar arasına sıkışmış çağdaş tahakküm araçlarından biri mi yoksa kaçırdığımız dünya gerçeklerinden biri mi?
İslamcılık ve Müslümanlar Üzerine
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir?
Mücadele için, İlim, Hikmet ve Tefekkür Gerekir
“Renk, ırk, cins, dil, din, statü/hür köle ayrımı gözetmeksizin, bütün insanlar tarağın dişleri gibi eşittirler. Üstünlük, sadece Allah’a karşı gelmeme ve kulluk bilincini yaşama üstünlüğündedir. Batı da Allah’ın kontrolü altında, Allah bilinci ile bir insana hizmet etme düşüncesi yoktur.
Alışverişe devam et